Ana içeriğe atla

Kayıtlar

İlk Kitabım: BABULDO

    BABULDO   Bundan yaklaşık dokuz ay önce, bu blogdaki ilk yazımı yayınlamıştım. Hatırlarsanız o yazıda hayatımı sorguladığım, sonucunda da beni yazarlığa götüren içsel bir yolculuktan bahsetmiş ve sürecin sonunda bir roman kaleme aldığım söylemiştim. İşte o roman, geçtiğimiz ay bir kitaba dönüştü. Ve böylece yaşama nedeni olarak gördüğüm yazarlık konusundaki ilk somut adımı atmış oldum. (Yazının tamamına  tcyasinuysal.worpress.com  adresinden ulaşabilirsiniz.)
En son yayınlar

Hayatımızın Odaları

    Somut Odalar   Oda denilince aklınıza ilk ne gelir? Yatak odası, oturma odası, çalışma odası, giyinme odası… Kısacası evlerimizin içindeki dört tarafı duvarla çevrili küçük yaşam alanları, değil mi? Amaçlarına göre farklılaşarak evimizi bölümlere ayıran ve bu sayede hayatımızı bir düzene oturtmamıza yardımcı olan odalarımız… Peki, aslında hayatın her alanının odalardan oluştuğunu söylesem ne düşünürdünüz? (Yazının tamamına  tcyasinuysal.worpress.com  adresinden ulaşabilirsiniz.)

Okumak ve Yazmak

    Okumanın Kutsallaştırılması   Ne kadar sık kitap okuyorsunuz? En son okuduğunuz kitabın adı neydi? Hangi yazar, hangi yayınevi… Bu sorular ilk anda kulağa epey entelektüel bir diyalogdan alınmaymış gibi geliyor olmalı, değil mi? Benim için ise medeni hal, makam, maaş, araba modeli gibi toplumun bize taktığı künyelerden bir farkı yok. Oysa kitap okuyan insanın tam da bunun gibi sistemin dayattığı görevlere karşı çıkması beklenmez mi? Daha farkında, daha yalnız ve özgür olması… Bu yazı beni biraz tehlikeli sulara sürükleyecek. Çünkü yorumlamaya çalışacağım konu; çoğunluğu hayatında uygulamasa da toplumun genelince kabul edilmiş, hatta tabulaştırılmış bir olgu: Kitap okumak! (Yazının tamamına  tcyasinuysal.worpress.com  adresinden ulaşabilirsiniz.)

Empatinin İkili Doğası

    Empati Nedir?   Türkçe karşılığıyla ‘duygudaşlık’, yani bir kişinin kendisini karşısındaki kişinin yerine koyma becerisi… Muhtemelen pek çoğunuz bu tanımı zaten biliyordur. Hani sabah karşılaştığımızda selamımızı almayan asık suratlı komşumuza tam sinirlenecekken; aslında bir yakınını kaybettiğini öğrenince içimiz burkulur ya… O anki duygu değişimimizin sebebidir işte empati. Ve tıpkı Rene Descartes ’ın sağduyu için yaptığı ironi gibi empati de oldukça adil dağıtılmış olmalıdır ki herkes kendisinde yeterince olduğunu iddia eder. Peki, gerçekten de öyle midir...   (Yazının tamamına  tcyasinuysal.worpress.com  adresinden ulaşabilirsiniz.)

İnsanoğlunun En Büyük Aptallığı

    Kötülük ve Aptallık   Kötülük, genellikle insanın doğasına özgü olarak yorumlanır, öyle değil mi? Sonuçta irade sahibi tek canlı, bildiğimiz kadarıyla bizleriz. İyilik ve kötülüğün ne olduğuna yönelik felsefi tartışmaları bir kenara bırakıp, günümüzün genel geçer normlarını kıstas alırsak bunu genellikle zarar vermekle ilişkilendiririz. Doğaya, hayvanlara, insanlara, kendisine…  Peki ya kötülük ve aptallık arasındaki fark nedir?   (Yazının tamamına  tcyasinuysal.worpress.com  adresinden ulaşabilirsiniz.)

Aşkın Büyüsü Ulaşılmazlığındadır

    Kendini tanı!   Aşk… Sanatın her türüne konu olmuş; hakkında romanlar, şiirler, destanlar yazılmış; uğruna ne hayatlar yakılmış, ne saltanatlar yıkılmış o yüce duygu… Adını anınca bile içimizde bir kıpırtı hissettiğimiz; yaşı, dönemi, ırkı, milleti olmayan bu hissi bu kadar özel kılan şey nedir? Neden diğerlerinden daha güçlü? Neden unutamıyoruz? Neden atlatamıyoruz? Neden…  Neyse; kendimizi fazla kaptırmadan incelemeye başlayalım.   (Yazının tamamına  tcyasinuysal.worpress.com  adresinden ulaşabilirsiniz.)

Ahlak Evrensel Olamaz

  Etik Nedir?   Yunancada karakter manasındaki ‘ethos’ kelimesinden türeyen etik; bizim bu yazıda inceleyeceğimiz anlamıyla ahlak felsefesidir. Halk dilinde ahlakın kendisi ile sıkça karıştırılsa da aslında ahlakı belirleyen ilkeler bütünüdür diyebiliriz. Peki, nerede yazıyor bu ilkeler? Kim, ne zaman belirlemiş? Yoksa doğa gereği kendiliğinden olan şeyler mi? Neye dayanarak bir şeyin ahlaki olduğuna karar verebiliriz... (Yazının tamamına  tcyasinuysal.worpress.com  adresinden ulaşabilirsiniz.)

İdeal Düzen Değişimdir

  Aykırı birey nedir?   Neden yalnız yaşamadığımızı daha önce hiç düşündünüz mü? Elbette yalnızlık derken kastettiğim şey evde tek kalmak, bekarlık veya işten izin alıp bir hafta kafa dinlemek değil. Toplumun tamamen dışında, medyanın her türlüsünden uzak, sosyal hizmetlerden faydalanmadan; belki bir ormanda, belki bir göl kıyısında… Neden bir ailemiz, bir yakın çevremiz, ait olduğumuz bir milletimiz var? Bu yazıda birey ile toplum arasındaki ilişki ve ideal bir devlet yönetiminin mümkün olup olmadığı konusu üzerine sohbet edeceğiz. Hazırsanız gelin, her zamanki gibi işin terminolojisiyle başlayalım... (Yazının tamamına  tcyasinuysal.worpress.com  adresinden ulaşabilirsiniz.)

Şüpheciliğin Matematiği

    Neyi bilebiliriz?   Hatırlarsanız önceki yazımda Tanrı’nın varlığı sorusunu inanç ve bilgi problemi olmak üzere ikiye ayırmış; inançların rasyonel temelleri olmadığından konuyu bilgi problemi üzerinden ele almıştık. Sonucunda da argümanlardan bağımsız biçimde; Tanrı’nın varlığını veya yokluğunu kanıtlamanın imkansız olduğu noktasına varmıştık. Şimdi bilgi problemini de kendi içinde bir problem haline getirmeye hazır mısınız? Öyleyse soralım: Bilgi nedir? Duyularımız aracılığıyla dışarıdan elde ettiğimiz verilerin zihnimizde işlenmesiyle oluşan çıktılara bilgi deriz. Yalnızca bundan ibaret değil elbette. Dış dünyaya bağlı kalmadan, kendi zekamızı ve mantığımızı kullanarak ürettiğimiz düşünce ürünlerine de bilgi deriz. Peki, dışarıdan hazır olarak alabileceğimiz bilgi yok mudur? Kitaplar, ansiklopediler, belgeseller, internet… Aslında bunlar da başkalarının ürettiği bilgilerin somutlaşmış hallerine örnektir. Dolayısıyla bahsettiğimiz iki gruptan birine dahil olmak z...

Her İnsan Agnostiktir

    Tanrı var mıdır?   Bu soruya ‘evet’ veya ‘hayır’ şeklinde net bir cevap verebiliyorsanız sizi tebrik ederim. Çünkü insanoğlunun binlerce yıldır içinden çıkamadığı bir sorunu çözmüşsünüz demektir(!) Şaka bir yana, elbette hepimizin bu soruya vereceği bir yanıt vardır. Peki, ya kesin doğru olarak kabul ettiğimiz bu yanıt, inancımızın rasyonel bir temellendirme çabasından ibaretse? Bu yazıda bilgilere boğulmadan, konunun felsefi boyutundan bakmaya; yani bolca düşünüp soru sormaya çalışacağız. Bilim ve felsefeye meraklı bir genç olarak naçizane görüşlerimi aktaracağım. Elbette farklı fikirleri olan insanlar üzerindeki gözlemlerimi, kendi düşünce çıktılarımı ve şahsi yorumlarımı içereceğinden subjektif bir yazı olacak. Ancak sonucunda kesin bir yargıya değil; kesin bir yargıya varmanın imkansızlığına ulaşacağımız için ne dediğimden ziyade süreci ve mantığını anlamalısınız. Yeterince kafanız karıştıysa başlayabiliriz… (Yazının tamamına tcyasinuysal.worpress.com adres...