Ana içeriğe atla

Savunma Mitingi


Çoklu Baro Yasa Teklifi 

 


Bugün yasa teklifi olarak meclise gelen ‘’çoklu baro sistemi’’ne tepki olarak Çağlayan Adliyesi’nin önünde yüzlerce avukatın katılımıyla önemli bir miting gerçekleşti. Bu tepkilere gerek alanda gerekse medyaya yaptığı açıklamalarla İstanbul Baro Başkanı Mehmet Durakoğlu’nun liderlik ettiğini söylesem sanırım yanlış olmaz.  

 

Şunu da belirtmeliyim ki kendisine bundan neredeyse 20 sene önce CHP ile olan bağlantısından dolayı mesleği dışı sataşmaya çalışanlar, bugün koltuğunu korumak için bütün sistemi değiştirmeye çalıştıkları Türkiye Barolar Birliği mevcut Başkanı Metin Feyzioğlu’nun da çok daha yakın bir zaman önce CHP Parti Meclisi Üyesi olduğunu unutmamalıdırlar. Nitekim baro başkanlarının büyük çoğunluğu sayın Feyzioğlu’na tepkilidir ve istifasını istemektedirler. 

 

Bugün yapılan eyleme gelecek olursak herhangi bir pankart veya dövize bile izin vermeden gayet medeni bir şekilde demokratik haklarını kullandıklarını düşünüyorum. Meslek etiğine ve tarafsızlığına yakışan açıklamalar yapıldı.  

 

Hatta sayın Durakoğlu bunu bir adım öteye taşıyarak geçmişte uyardıkları gibi bunun yine bir FETÖ operasyonu olduğunu söyledi ve iktidarı bir kez daha uyardı. Benim bu konuda bir bilgim veya kaynağım olmadığı için yorum yapmayacağım. Fakat henüz siyasi ayağı ortaya çıkmamış ve ‘’kandırıldık’’ diyen herkesin hesap vermekten kurtulmuş olduğu bu vakayı bir kez daha; hele ki barolar gibi önemli bir kurumda yaşamamalıyız. 

 

80 Baro birlik olup bir şey diyorlarsa hükümet buna kulak vermek zorundadır. Hatta bana sorarsanız 340 değil 600 milletvekili çoğunluğu da olsa partinin değil milletin vekili olduklarını unutmamalı ve öncelikle muhataplarını dinlemeliler. 

 

 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Memleket Partisi

    Aslında bu yazıyı yazmakta geç kaldığımın farkındayım ve bunun için okurlarımdan özür diliyorum. Fakat partinin kuruluş dilekçesi verildikten sonra hemen her gün yeni bir gelişme yaşandı. En sonunda partinin tüzüğü ve programını da tam anlamıyla okuyup olaya biraz daha  hakim  olarak ve derslerimin biraz daha rahatladığı bir dönemde paylaşmaya karar verdim. O gün bugün!      Aylardır yakından takip ettiğim Memleket Hareketi sonunda resmen partileşti. Öncelikle 17 Mayıs günü İç İşleri Bakanlığı’na verilen dilekçe ile birlikte tüzel kişiliğini aldı. Sonrasında 18 Mayıs günü genel başkan, genel başkan yardımcıları, MYK üyeleri ve kurucu üyelerin belirlenmesinin ardından parti genel merkezinde yapılan basın toplantısı ile resmen kurulmuş oldu. Dilekçeyi vermeye birlikte giden isimlerden Prof. Dr. Gaye Usluer parti sözcüsü, Prof. Dr. Hakkı Akalın genel sekreter,  Mv . Mehmet Ali Çelebi genel başkan yardımcısı, Serkan Ufuk Akgün genel sayman ve Mert...

Batıyoruz!

  Ülkenin en önemli konusu, daha doğrusu sorunu tartışmasız ekonomi. Türk Lirası değer kaybetmeye devam ediyor. Dolar, Euro, Altın tarihi rekorlar kırıyor. Ekonomik bir krizin içinde olduğumuz  aşikar . Fakat bu kriz; yandaş medya ve TÜİK gibi kanallar aracılığıyla yumuşatılarak aktarılıyor. Piyasaya dolar sürerek ve para basarak tutulmaya çalışılıyordu ama devletin kasasının yavaş yavaş boşalmasıyla iş kontrolden çıktı ve bugünkü tablo bunun bir sonucu.      Ekonomiyi siyasetten ayrı düşünemeyiz. Hem neden hem de sonuç olarak. Neden olarak baktığımızda, kötü yönetim ve ülke içinde adalete güven olmaması kaynaklı yabancı yatırımcının gelmemesi, dolar endeksli yapılan ve icraatmış gibi gösterilen ama ülkenin ekonomisine darbe niteliğinde olan köprü, hastane gibi yapılar...      Son Başbakan Binali Yıldırım kendisine sorulduğunda ‘’Dolar dolsa  n’olur  dolmasa  n’olur  demişti. Ciddiyetsizlik konusunda pek bir değişiklik yok aslı...

Yazarlığa İlk Adım

Yeni bir yılda, alışılmışın dışında bir yazıyla hepinize merhaba diyorum. Düzenli okurlarım fark etmişlerdir ki uzun zamandır ortalarda yoktum. Bu sürede sosyal medya kullanmamaya çalıştım; hatta ülkede onca gündem varken tek bir blog yazısı dahi yazmadım. Tabi bunlar yalnızca, sizin takip edebildiğiniz kadarıydı. Özel hayatımda da pek dışarı çıkmadığım, tele fonumun devamlı kapalı olduğu, geceleri oturup gündüzleri uyuduğum, insanlarla iletişim kurmayı olabildiğince kesip tamamen kendi içime kapandığım bir dönem oldu. Esasında bitmiş gibi bahsetmek doğru olmaz çünkü insanlardan uzak kaldıkça daha mutlu ve huzurlu olduğumu gördüm. Bu denli ‘asosyal’ olmasa bile ‘az sosyal’ yaşantımı sürdüreceğim. Kendime, düşünmeye ve hayal kurmaya zaman ayırabilmemin beni fazlasıyla beslediğini anladım. Bunun hayatımda bazı yeni ve önemli kararlar almamda nasıl bir faktör olduğuna değineceğim elbet. Ancak öncesinde, dışarıdan bakıldığında ani meydana gelmiş gibi görünen bu değişimin derinine inmem ...