Ana içeriğe atla

Atatürk ve Laik Cumhuriyet


Ayasofya’nın açılışının üzerinden dört gün geçti ama tartışmalar hala bitmedi. Nedeni ise sonrasındaki Atatürk’ü ve onun emanet ettiği laik cumhuriyeti kabul edemeyenlerin gerici açıklamaları. Türk milletinin bu temel değerler üzerindeki hassasiyetini bilmelerine rağmen ısrarla bu sinir uçlarına dokunmaya devam ediyorlar. Geçmişleri kirli, zihniyetleri bozuk olan bu kişilerin amaçları hilafet ve şeriat gibi yobaz anlayışları geri getirmek ve bunun için toplumu kışkırtarak kaos çıkartmak olabilir. Fakat ne kadar denerlerse denesinler bu ülkede hala başta biz gençler olmak üzere milyonlarca Atatürkçü olduğunu unutmamalı ve asla başaramayacaklarını bilmeliler. 

 

Tabi ki genel bahsedip bırakmayacağım bu konuyu. Kapağında hilafet çağrısında bulunan Gerçek Hayat isimli dergi ve bunu paylaşan, benzer zihniyetteki Akit gazetesi yazarı Abdurrahman Dilipak hakkında başta barolar olmak üzere pek çok suç duyurusunda bulunuldu. Muhalefet partilerinin yanı sıra Mehmet Metiner gibi iktidara yakın bazı kişilerden de önemli tepkiler geldi. Zaten savunulacak bir tarafı olmayan, ülkeyi bölünmeye sürüklemek isteyen bu kişi ve kurumlar kesinlikle dışlanmalı ve cezalandırılmalılar.

 

Bir diğer toplumu ve ülkeyi bölme teşebbüsü de Fetih TV'de bir röportajda yaşandı. Fakat benim asıl tepkim Atatürk’ün hatırasına saygısı olmayan yobazlara değil, bunlara ceza veremeyen RTÜK'e. TRT, RTÜK, Diyanet İşleri gibi kurumlar görevlerini layıkıyla yerine getirmiyorlar ve sosyal medya yasağı getirilmek istenmesinin gerçek nedeni de bunlara karşı insanların tepki vermesini engellemek.

 

Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ın cuma hutbesinde söylediği, Fatih’in vakfiyesinden alıntı olan cümleler gündemin en önemli konusu. Dört sayfalık metnin içinden özellikle bu iki cümlenin seçilmesi doğal olarak Atatürk’e lanet okumak olarak yorumlandı. Erbaş, Atatürk’ü kastetmediğini söylese de daha sonra hutbeden bu tartışılan sözlerin çıkarılması, gerçekten de art niyet içerdiğini kanıtlıyor. Koca hutbede İstanbul’u işgalden kurtaran Gazi Mustafa Kemal Atatürk için bir rahmet okunmaması da bu fikri destekliyor. Ayrıca önemli makamlarda görev yapan kişiler laflarının nereye gideceğini bilmeli, yanlış yapıyorlarsa da tıpkı Türk Tarih Kurumu Başkanı’nda olduğu gibi bunun sorumluluğuna katlanmalı. Aynı şekilde Erbaş için de pek çok suç duyurusu ve istifa talebi var. Bulunduğu kuruma da zarar veren Erbaş görevden alınmalı veya ayrılmalı. 

 

Her ne kadar samimi olup olmadıklarını bilmesek de bütün siyasi partileri temsilen önemli isimlerin Atatürk’e ve cumhuriyete sahip çıkan, hilafet söylemlerini kınayan bir tutumla açıklamalar yapması önemli. Ayrıca suç duyurularına gerek kalmadan savcıların bu konularda çoktan harekete geçmesi gerekirdi ama gelin görün ki bağımsız bir yargı sistemimiz var(!) 

 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Memleket Partisi

    Aslında bu yazıyı yazmakta geç kaldığımın farkındayım ve bunun için okurlarımdan özür diliyorum. Fakat partinin kuruluş dilekçesi verildikten sonra hemen her gün yeni bir gelişme yaşandı. En sonunda partinin tüzüğü ve programını da tam anlamıyla okuyup olaya biraz daha  hakim  olarak ve derslerimin biraz daha rahatladığı bir dönemde paylaşmaya karar verdim. O gün bugün!      Aylardır yakından takip ettiğim Memleket Hareketi sonunda resmen partileşti. Öncelikle 17 Mayıs günü İç İşleri Bakanlığı’na verilen dilekçe ile birlikte tüzel kişiliğini aldı. Sonrasında 18 Mayıs günü genel başkan, genel başkan yardımcıları, MYK üyeleri ve kurucu üyelerin belirlenmesinin ardından parti genel merkezinde yapılan basın toplantısı ile resmen kurulmuş oldu. Dilekçeyi vermeye birlikte giden isimlerden Prof. Dr. Gaye Usluer parti sözcüsü, Prof. Dr. Hakkı Akalın genel sekreter,  Mv . Mehmet Ali Çelebi genel başkan yardımcısı, Serkan Ufuk Akgün genel sayman ve Mert...

Batıyoruz!

  Ülkenin en önemli konusu, daha doğrusu sorunu tartışmasız ekonomi. Türk Lirası değer kaybetmeye devam ediyor. Dolar, Euro, Altın tarihi rekorlar kırıyor. Ekonomik bir krizin içinde olduğumuz  aşikar . Fakat bu kriz; yandaş medya ve TÜİK gibi kanallar aracılığıyla yumuşatılarak aktarılıyor. Piyasaya dolar sürerek ve para basarak tutulmaya çalışılıyordu ama devletin kasasının yavaş yavaş boşalmasıyla iş kontrolden çıktı ve bugünkü tablo bunun bir sonucu.      Ekonomiyi siyasetten ayrı düşünemeyiz. Hem neden hem de sonuç olarak. Neden olarak baktığımızda, kötü yönetim ve ülke içinde adalete güven olmaması kaynaklı yabancı yatırımcının gelmemesi, dolar endeksli yapılan ve icraatmış gibi gösterilen ama ülkenin ekonomisine darbe niteliğinde olan köprü, hastane gibi yapılar...      Son Başbakan Binali Yıldırım kendisine sorulduğunda ‘’Dolar dolsa  n’olur  dolmasa  n’olur  demişti. Ciddiyetsizlik konusunda pek bir değişiklik yok aslı...

Yazarlığa İlk Adım

Yeni bir yılda, alışılmışın dışında bir yazıyla hepinize merhaba diyorum. Düzenli okurlarım fark etmişlerdir ki uzun zamandır ortalarda yoktum. Bu sürede sosyal medya kullanmamaya çalıştım; hatta ülkede onca gündem varken tek bir blog yazısı dahi yazmadım. Tabi bunlar yalnızca, sizin takip edebildiğiniz kadarıydı. Özel hayatımda da pek dışarı çıkmadığım, tele fonumun devamlı kapalı olduğu, geceleri oturup gündüzleri uyuduğum, insanlarla iletişim kurmayı olabildiğince kesip tamamen kendi içime kapandığım bir dönem oldu. Esasında bitmiş gibi bahsetmek doğru olmaz çünkü insanlardan uzak kaldıkça daha mutlu ve huzurlu olduğumu gördüm. Bu denli ‘asosyal’ olmasa bile ‘az sosyal’ yaşantımı sürdüreceğim. Kendime, düşünmeye ve hayal kurmaya zaman ayırabilmemin beni fazlasıyla beslediğini anladım. Bunun hayatımda bazı yeni ve önemli kararlar almamda nasıl bir faktör olduğuna değineceğim elbet. Ancak öncesinde, dışarıdan bakıldığında ani meydana gelmiş gibi görünen bu değişimin derinine inmem ...