Ana içeriğe atla

Ayasofya Neye Açıldı?


Ayasofya gündemine girmeden önce Lozan Barış Anlaşması’nın 97. Yılını hatırlamamız gerektiğini düşünüyorum. 24 Temmuz 1923’de İsmet İnönü’nün imzaladığı bu anlaşma; Türkiye Cumhuriyeti’nin sınırlarını çizen, özgürlüğünü tescilleyen bir tapu niteliğindedir. Zira Atatürk, İnönü ve diğer kahramanlarımız olmasalardı zaten başta İstanbul olmak bütün ülke işgal edilmiş olacak; dolayısıyla bugün Ayasofya hakkında konuşma şansımız olmayacaktı.  

 

Madem konu buradan açıldı, Ayasofya konusuna da buradan girelim. Kararın siyaseten değil yargı yoluyla alınması Atatürk’ün imzasını yok saymaktı. Daha sonra Cumhurbaşkanı’nın hatalı açıklamaları Atatürk’e yapılan ikinci saygısızlıktı. Fakat bugün Diyanet İşleri Başkanı’nın isim vermeden Atatürk’e lanet okuması işin iyice zıvanadan çıktığının bir göstergesidir.  


Ali Erbaş yine bir din adamı gibi değil bir siyasetçi gibi hareket etmiştir. Aynı şekilde bugün yapılan açılış, ilk namaz, tüyleri özel halılar, her minareden ayrı ezan, 3 imam ve 5 müezzin ataması, çevre illerden otobüslerle taşınan insanlar bunu bir dini ibadet olmaktan çıkarmış ve siyasi bir şova çevirmiştir. 

 

Ayrıca kılık kıyafet kanunu her ne kadar fiilen uygulanmıyor olsa da bu kadar tarikat ve cemaat kıyafetli insanın sözde dini yürüyüşü de çok düşündürücü. Daha önce de icazet yürüyüşlerini eleştirmiştim. Modern bir hayat yaşamak varken nasıl böyle gerici bir zihniyet hakim olabiliyor aklım almıyor. Fakat şunu unutmayın; ne yaparsanız yapın Atatürk’ü kalbimizden, ilkelerini aklımızdan silemezsiniz. Bu laik cumhuriyeti yıkamazsınız. Hilafeti teklif dahi edemezsiniz. Siyasi oyunlarınız şimdilik sizin olsun ama kırmızı çizgilerimize müdahale etmeye kalkmayın!  

 

Yunanistan’da bazı kiliselerde bayraklar yarıya indirilmiş ve kısmi yas ilan edilmiş, tepkiler büyüyor. Aynı şekilde ABD başkanı ve başpiskopos da bugün bir toplantı gerçekleştirdi ve bu konudan hoşnutsuz olduğunu bildirdi. Dış politikadaki bir kriz ve bunun etkisiyle oluşabilecek bir ekonomik krizi daha kaldırabileceğimizi zannetmiyorum. Zira Türkiye senelerdir ABD-Rusya arası gelip giden bir ülke. İkisinin de tepkisi durumunda kılıç şovlarıyla falan çözülemeyecek sorunlar ortaya çıkabilir. 

 

Değinmek istediğim diğer bir konu aslında bugünkü olaylara kadar sadece bir alt başlık olarak değinmek istediğim ama bugün farklı bir boyuta taşınan Muharrem İnce ve davet polemiği. Bildiğiniz üzere Muharrem İnce ilk açıklamasında davet gelmesi halinde gideceğini söylemiş sonrasında ise gelen tepkilerle birlikte kendini düzeltmiş, hatasından dönmüştü. Daha sonra ise Diyanet İşleri Başkanı ezanın zaten bir davet olduğunu, özel bir davete ihtiyaç olmadığını söylemişti. Ben başta bu laf çarpmayı İnce’nin hatasının sonucu olarak gördüm ve katlanmak zorunda kaldığını düşündüm. Fakat dün itibarıyla işler bir anda değişti. Pek çok siyasetçi bizzat diyanet tarafından açılışa davet edildi. Yani İnce’nin de dediği gibi Erbaş yine siyaset yapmış oldu. 

 

Muharrem İnce ise cuma namazı için Ayasofya’yı değil Sultanahmet’i tercih etti. Burada da pek çok insanın anlamadığı veya anlamak istemediği bir mesaj yatıyor: Mustafa Kemal Atatürk, Ayasofya’nın müze olarak tescil edilmesinden sonra İstanbul’un en büyük camisinin Sultanahmet olduğunu söylemiş ve halkla birlikte namaz kılmıştı. Cumhurbaşkanı’nın sözlerine de en sert tepkiyi veren Muharrem İnce aslında bugünkü hareketiyle bir tepki daha vermiş oldu. 

 

Konunun burada kapanması için dürüst haber siteleri ve gazetecilerin olması gerekirdi. Maalesef ki 'Muharrem İnce Ayasofya’da' şeklinde yalan haber yapan pek çok haber sitesi ve bunları dayanak gösterip yanlış yorumlar yapan sözde gazeteciler, siyasetçiler ve hukukçular itibarsızlaştırma çalışmalarına devam ettiler. 

 

T24 ve Sözcü gibi bazı haber siteleri Muharrem İnce’nin Ayasofya’da değil Sultanahmet’te olduğunu paylaşarak gecikmeli de olsa kendilerini düzelttiler. Fakat Şirin Payzin, Cem Toker, Barış Atay ve birkaç tane daha isimlerini söylemek istemediğim ünlü, twitter üzerinden bu yanlış haberleri referans göstererek Muharrem İnce’ye ağır eleştirilerde bulundular. Daha sonrasında ise henüz herhangi bir düzeltme, özür veya açıklamayı silme gibi bir erdemde bulunamadılar. Özlem Gürses bir yorumda bulunmasa da T24’ün sadece hatalı haberini paylaştı.  Tebriği hak eden isimlerden biriyse tam ortalığın karıştığı sırada doğru haberi paylaşan İsmail Saymaz.

 

Merdan Yanardağ ise başka bir yazarın, Muharrem İnce’nin Ayasofya’da namaz şovunda olduğu yönündeki haberini paylaştı. O yazar ise daha sonra İnce’nin kendisini arayıp Sultanahmet’te olduğunu söylemesine rağmen hala hatalı bulduğunu ve bunu şov olarak gördüğünü yazdı. İşin ilginç tarafı Yanardağ'ın kendi kanalı olan TELE1 ise İnce’nin Sultanahmet’te olduğunu söyledi. Bu ne yaman çelişki?  

 

Çoğu CHP yönetimi beslemeli ‘Muharrem İnce benim için bitmiştir’ tayfası da zaten fırsat kolluyor bir hata yapsa da linç etsek diye. İnce’yi bitirmeye uğraştıkları kadar AKP’yi bitirmeye çalışsalar zaten çoktan iktidar olurlardı. Yarınki kurultay umarım hayırlı sonuçlanır çünkü ülkenin temel değerlerini ve Atatürk’ü koruyan savunan ve gerçekten muhalefet edebilen bir CHP’ye çok ihtiyacı var... 


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Memleket Partisi

    Aslında bu yazıyı yazmakta geç kaldığımın farkındayım ve bunun için okurlarımdan özür diliyorum. Fakat partinin kuruluş dilekçesi verildikten sonra hemen her gün yeni bir gelişme yaşandı. En sonunda partinin tüzüğü ve programını da tam anlamıyla okuyup olaya biraz daha  hakim  olarak ve derslerimin biraz daha rahatladığı bir dönemde paylaşmaya karar verdim. O gün bugün!      Aylardır yakından takip ettiğim Memleket Hareketi sonunda resmen partileşti. Öncelikle 17 Mayıs günü İç İşleri Bakanlığı’na verilen dilekçe ile birlikte tüzel kişiliğini aldı. Sonrasında 18 Mayıs günü genel başkan, genel başkan yardımcıları, MYK üyeleri ve kurucu üyelerin belirlenmesinin ardından parti genel merkezinde yapılan basın toplantısı ile resmen kurulmuş oldu. Dilekçeyi vermeye birlikte giden isimlerden Prof. Dr. Gaye Usluer parti sözcüsü, Prof. Dr. Hakkı Akalın genel sekreter,  Mv . Mehmet Ali Çelebi genel başkan yardımcısı, Serkan Ufuk Akgün genel sayman ve Mert...

Batıyoruz!

  Ülkenin en önemli konusu, daha doğrusu sorunu tartışmasız ekonomi. Türk Lirası değer kaybetmeye devam ediyor. Dolar, Euro, Altın tarihi rekorlar kırıyor. Ekonomik bir krizin içinde olduğumuz  aşikar . Fakat bu kriz; yandaş medya ve TÜİK gibi kanallar aracılığıyla yumuşatılarak aktarılıyor. Piyasaya dolar sürerek ve para basarak tutulmaya çalışılıyordu ama devletin kasasının yavaş yavaş boşalmasıyla iş kontrolden çıktı ve bugünkü tablo bunun bir sonucu.      Ekonomiyi siyasetten ayrı düşünemeyiz. Hem neden hem de sonuç olarak. Neden olarak baktığımızda, kötü yönetim ve ülke içinde adalete güven olmaması kaynaklı yabancı yatırımcının gelmemesi, dolar endeksli yapılan ve icraatmış gibi gösterilen ama ülkenin ekonomisine darbe niteliğinde olan köprü, hastane gibi yapılar...      Son Başbakan Binali Yıldırım kendisine sorulduğunda ‘’Dolar dolsa  n’olur  dolmasa  n’olur  demişti. Ciddiyetsizlik konusunda pek bir değişiklik yok aslı...

Yazarlığa İlk Adım

Yeni bir yılda, alışılmışın dışında bir yazıyla hepinize merhaba diyorum. Düzenli okurlarım fark etmişlerdir ki uzun zamandır ortalarda yoktum. Bu sürede sosyal medya kullanmamaya çalıştım; hatta ülkede onca gündem varken tek bir blog yazısı dahi yazmadım. Tabi bunlar yalnızca, sizin takip edebildiğiniz kadarıydı. Özel hayatımda da pek dışarı çıkmadığım, tele fonumun devamlı kapalı olduğu, geceleri oturup gündüzleri uyuduğum, insanlarla iletişim kurmayı olabildiğince kesip tamamen kendi içime kapandığım bir dönem oldu. Esasında bitmiş gibi bahsetmek doğru olmaz çünkü insanlardan uzak kaldıkça daha mutlu ve huzurlu olduğumu gördüm. Bu denli ‘asosyal’ olmasa bile ‘az sosyal’ yaşantımı sürdüreceğim. Kendime, düşünmeye ve hayal kurmaya zaman ayırabilmemin beni fazlasıyla beslediğini anladım. Bunun hayatımda bazı yeni ve önemli kararlar almamda nasıl bir faktör olduğuna değineceğim elbet. Ancak öncesinde, dışarıdan bakıldığında ani meydana gelmiş gibi görünen bu değişimin derinine inmem ...