Ana içeriğe atla

Kurgutay

 

Bugün CHP 37. Olağan Kurultayı veya kendi deyişleriyle 'İktidar Kurultayı' ilk aşaması olan genel başkanlık seçimini geride bıraktık. Herkesin birbirini saygıyla dinlediği, birlik ve beraberlik çerçevesinde birden fazla adayın yarıştığı harika bir demokrasi şöleni demeyi çok isterdim ama tam da beklediğim gibi adaletsiz, planlı bir tiyatro izledik. 

 

Kemal Kılıçdaroğlu mevcut genel başkan sıfatıyla seçime girmesinin avantajıyla erken saatlerde uzun bir konuşma yaptı. Önce siyasi iktidarı eleştirdi sonrasında ise yeni bir manifesto yayınladı. Sanki 10 senedir kendisi genel başkan değilmiş gibi yeni çözümlerden, sanki iktidar partisiymiş gibi ülke sorunlarından bahsetti. Fakat gördüğümüz en büyük yenilik rap müzikle salona girmesi oldu. Sanırım salı günleriyle karıştırdı.

 

Konuşmasının bitmesiyle de onlarca delegeyle birlikte seçim yapılana kadar salonu terk etti. Diğer delegeleri veya aday adaylarını dinlememesi büyük bir nezaketsizlikti. Cümle cümle konuşmasını analiz etmem çok uzun süreceği için o kadar detaylı girmeyeceğim. Zira bütün muhalif kanallar baştan sona verdiği için rahatlıkla bulabilirsiniz. Yine aynı kanallar, çok daha kısa olmasına rağmen diğer delege ve aday adaylarının konuşmalarının yerine konuklarıyla Kılıçdaroğlu’nu övmeyi tercih etti. Dün Muharrem İnce hakkında yalan haber paylaşan bazı gazetecileri bugün kurultayda görünce burada isim vermediğim ama sosyal medya hesabımdan direk kendilerine sitem ettiğim gazeteci tespitlerimin ne kadar isabetli olduğu anlaşılıyor. 

 

İnternet, şu bu diğer kaynaklardan takip edebildiğim kadarıyla başta İlhan Cihaner olmak üzere diğer isimler çok önemli konuşmalar yaptı ve çok ağır eleştirilerde bulundu. Cihaner’in konuşmasının tamamına katılıyorum. Hala sağ mantıkla hareket edip Atatürk’ü ağzına almaya çekinen ama teşekkür için Ak Parti genel başkanı anonsuna alkış isteyen zihniyeti de kınıyorum. Parti içinde delegelere baskı kurup, tek adaylı antidemokratik bir kurultay yaparak ülkeye hiçbir şey vadedemezsiniz! 

 

Adaylık ve seçim kısmına gelmek istiyorum. Genel başkan adayı olabilmenin şartı toplam delege sayısının %5’ine tekabül eden 68 delegenin imzasını alabilmektir. Kılıçdaroğlu kendi atadığı il başkanlarının imzasıyla aday oldu 80 ili temsilen bir ortak aday gibi görünerek minik bir şov yaptı. Diğer aday adayları ise maalesef bu sayıya ulaşamadı. Ulaştırılmadı da diyebiliriz. Bir önceki kurultayda Muharrem İnce’ye delege üzerinden yapılan oyunların benzerini burada da gördük ve duyduk. Tabi orada üyelerden oluşan seyirci rüzgarını da arkasına alan İnce büyük ses getirmişti. Açıkçası pandemi maskesi arkasına saklanmış bu seyircisiz kurultayın da temelinde tam da bunu engelleme amacı yatmaktadır. 

 

Konu Muharrem İnce’den açılmışken; bugün kendisine salonun en arka sıralarından yer ayrılmasını da büyük bir saygısızlık olarak görüyorum. Muharrem İnce parti içinde çok yalnız, hep yalnız! Milletvekiliyken iktidara karşı savaşında da tekti, Yalova’da sandalye tepesinde oyları beklerken de tekti, başkanlık referandumunda neden hayır denilmesi gerektiğini anlatırken de tekti, cumhurbaşkanlığında kampanya sürecinde kısmen, seçim gecesi tamamen tekti, kendisine kumpas kurulduğunda... Son zamanlara geldiğimizde ise yayını terk etmesinde, Ayasofya meselesinde, Atatürk’e sahip çıkarken ve bugün yine yalnız bırakıldı. Tabi bu yalnızlık yönetim bazındadır. Seçmen bazında bakıldığındaysa hala çok büyük reytinge sahip olduğu ortada. Ayrıca Kılıçdaroğlu’nun 1251 oyla seçildiğini gördükten sonra aday olmayarak ne kadar doğru bir hamle yaptığını görüyoruz.

 

Son olarak yarınki parti meclisi seçiminin bugünkünden çok daha kritik olduğunu düşünüyorum. Hakan Bayrakçı da bugünkü sonucun normal olduğunu ama yarınki seçimde delegenin dik duracağını ve hak eden kişileri seçeceğini düşündüğünü belirtti. Umarım öyle olur... 


NOT: Benim mevcut muhalefete bu kadar ağır konuşmamın arkasında ne iktidarı beğenmem ne de iktidardan korkmam yatıyor. AKP ve MHP’nin ne siyaseti ne de ideolojisi benim dünya görüşümle uyuşmuyor. Fakat onlara yapacağım eleştirinin fayda getirebileceği yönünde bir umudum olmadığından onlara seslenmek yerine muhalefete sesleniyorum. 

 


 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Memleket Partisi

    Aslında bu yazıyı yazmakta geç kaldığımın farkındayım ve bunun için okurlarımdan özür diliyorum. Fakat partinin kuruluş dilekçesi verildikten sonra hemen her gün yeni bir gelişme yaşandı. En sonunda partinin tüzüğü ve programını da tam anlamıyla okuyup olaya biraz daha  hakim  olarak ve derslerimin biraz daha rahatladığı bir dönemde paylaşmaya karar verdim. O gün bugün!      Aylardır yakından takip ettiğim Memleket Hareketi sonunda resmen partileşti. Öncelikle 17 Mayıs günü İç İşleri Bakanlığı’na verilen dilekçe ile birlikte tüzel kişiliğini aldı. Sonrasında 18 Mayıs günü genel başkan, genel başkan yardımcıları, MYK üyeleri ve kurucu üyelerin belirlenmesinin ardından parti genel merkezinde yapılan basın toplantısı ile resmen kurulmuş oldu. Dilekçeyi vermeye birlikte giden isimlerden Prof. Dr. Gaye Usluer parti sözcüsü, Prof. Dr. Hakkı Akalın genel sekreter,  Mv . Mehmet Ali Çelebi genel başkan yardımcısı, Serkan Ufuk Akgün genel sayman ve Mert...

Batıyoruz!

  Ülkenin en önemli konusu, daha doğrusu sorunu tartışmasız ekonomi. Türk Lirası değer kaybetmeye devam ediyor. Dolar, Euro, Altın tarihi rekorlar kırıyor. Ekonomik bir krizin içinde olduğumuz  aşikar . Fakat bu kriz; yandaş medya ve TÜİK gibi kanallar aracılığıyla yumuşatılarak aktarılıyor. Piyasaya dolar sürerek ve para basarak tutulmaya çalışılıyordu ama devletin kasasının yavaş yavaş boşalmasıyla iş kontrolden çıktı ve bugünkü tablo bunun bir sonucu.      Ekonomiyi siyasetten ayrı düşünemeyiz. Hem neden hem de sonuç olarak. Neden olarak baktığımızda, kötü yönetim ve ülke içinde adalete güven olmaması kaynaklı yabancı yatırımcının gelmemesi, dolar endeksli yapılan ve icraatmış gibi gösterilen ama ülkenin ekonomisine darbe niteliğinde olan köprü, hastane gibi yapılar...      Son Başbakan Binali Yıldırım kendisine sorulduğunda ‘’Dolar dolsa  n’olur  dolmasa  n’olur  demişti. Ciddiyetsizlik konusunda pek bir değişiklik yok aslı...

Yazarlığa İlk Adım

Yeni bir yılda, alışılmışın dışında bir yazıyla hepinize merhaba diyorum. Düzenli okurlarım fark etmişlerdir ki uzun zamandır ortalarda yoktum. Bu sürede sosyal medya kullanmamaya çalıştım; hatta ülkede onca gündem varken tek bir blog yazısı dahi yazmadım. Tabi bunlar yalnızca, sizin takip edebildiğiniz kadarıydı. Özel hayatımda da pek dışarı çıkmadığım, tele fonumun devamlı kapalı olduğu, geceleri oturup gündüzleri uyuduğum, insanlarla iletişim kurmayı olabildiğince kesip tamamen kendi içime kapandığım bir dönem oldu. Esasında bitmiş gibi bahsetmek doğru olmaz çünkü insanlardan uzak kaldıkça daha mutlu ve huzurlu olduğumu gördüm. Bu denli ‘asosyal’ olmasa bile ‘az sosyal’ yaşantımı sürdüreceğim. Kendime, düşünmeye ve hayal kurmaya zaman ayırabilmemin beni fazlasıyla beslediğini anladım. Bunun hayatımda bazı yeni ve önemli kararlar almamda nasıl bir faktör olduğuna değineceğim elbet. Ancak öncesinde, dışarıdan bakıldığında ani meydana gelmiş gibi görünen bu değişimin derinine inmem ...