Ana içeriğe atla

Şiddete Hayır!

 

Yazı yazmaya başlayalı çok olmadı. Başlarken en büyük korkum zamanla yazacak konu bulamamaktı. Fakat öyle bir ülkede yaşıyoruz ki maalesef sorundan ve konudan bol bir şey yok. Keşke biran evvel normalleşebilsek. Bugün de değineceğim pek çok konu var. 

 

 

Patlama 

 

Öncelikle Sakarya-Hendek'te üzücü bir olay yaşandı. Havai fişek fabrikasında meydana gelen patlamada hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet, yakınlarına baş sağlığı, yaralananlara da acil şifalar diliyorum. Böyle bir olayın 2014’te de aynı yerde yaşanmış olması akıllara hata mı, kaza mı, ihmal mi sorularını getiriyor tabi. 

 

 

Barolar 

 

Avukatlar ve baro başkanları direnişlerine demokratik eylem haklarını kullanarak devam ettiler. Fakat barikatlar ve polislerle bu eylemleri engellenmeye çalışıldı. Baro başkanlarının meclise alınmaması, bir de üzerine biber gazı kullanılması yine tarihe geçecek ayıplardan biridir.  

 

 

TELE 1’in Çağrısı 

 

RTÜK’ün cezası hakkında yazmıştım. Bugün de TELE 1 diğer bir çağrı yaparak bu kararı desteklemeyen bütün kanalları tepki anlamında saat 21.00’da kanallarını 1 dakikalığına karartmaya çağırdı. Fatih Portakal ve Merdan Yanardağ’ın ilginç atışması dikkat çekiciydi. Her ikisinin de kendi açısından haklı gerekçeleri var. Fakat tabi ki bu haksız cezaya bütün medyanın birlik olup tepki koyması gerektiğini düşünüyorum halen. 

 

 

Şiddete Hayır! 

 

Bir diğer konu ise özel bir çerçeveden gündeme gelse de benim daha genel yaklaşmak istediğim şiddet konusu. Bana göre şiddet aslında bir güç göstergesi değil, insanın en aciz halinin dışa vurumudur. O kadar haksız, o kadar söyleyecek bir şeyi yoktur ki veya öfkeden o kadar kontrolünü kaybetmiştir ki bu yola baş vurur. Psikolojik bir sorundur bir anlamda. İster cinsiyet ister ırk ister mezhep, hatta isterse insan dışında bir canlı; ne üzerine olursa olsun şiddet çözüm değildir ve suçtur! 

 

Ülkemiz ve gündem bazında bakarsak maalesef kadına şiddet ve kadın cinayetleri vakaları artıyor.  Peki ne yapmalı? Öncelikle bu sorunlar öyle pembe otobüsle, bayan dememekle falan çözülmez. Buradaki sorun temel insan hakları sorundur. Doğru yasalar, cezalar ve adil yargıyla insan hakları güvence altına alınmalıdır. Dinin siyasete bulaştığı, eğitim seviyesinin düştüğü, hala çocuk gelinlerin olduğu bir ülkede bunu beklemek de zor maalesef. İşin acı olan kısmı kadınların da çok az kısmı bunun farkında. Bir kesim zaten ikinci sınıf vatandaş olmayı tercih ediyor, bir kesimse feministliği erkek düşmanlığı zannediyor. İşin süsü püsüyle uğraşmak değil; okumak, siyasete ilgi duymak, sesini duyurmak, mümkünse aktif rol almak ancak uzun vadede çözüm olabilir. Ya da doğru siyasetçiyi seçebilmek...  

 

Aynı şekilde hayvanlara yapılan işkence videoları da internete düşmeye devam ediyor. Bunun çözüm yolu da yasalardan, dolayısıyla siyasetten geçiyor. Onun için siyasetten bu kadar korkmayın. Sadece sorunu söylemek yerine çözüm arayın... 

 

 

CHP Kurultayı 

 

Çok uzun bir konu aslında ama son olarak dün söz verdiğim için CHP Kurultayı hakkında da kısaca yazmak istiyorum. Pek çok konuda elimden geldiğince tarafsız ve empati kurarak yaklaşmaya çalışıyorum ama bu konuda görüşüm çok net. Pandemi süreci bahane edilerek seyircisiz, hatta onur üyelerinin bile katılamayacağı bir kurultay ortamı yaratılıyor. Kendi üyelerinden bile çekinen, delegelerine baskı kuran, tek adaylı il başkanlığı seçimleri düzenleyen ve asla değişime açık olmayan bu zihniyetin iktidarı da eleştirmeye hakkının olmadığını düşünüyorum.  

 

Nasıl referanduma sadece Recep Tayyip Erdoğan özelinde bakıp da evet diyerek cumhuriyete zarar vermeyin dediysem zamanında; burada da sadece Muharrem İnce korkusuyla bakıp CHP demokrasisine zarar vermeyin diyerek uyarıyorum.  Eleştirilerim çok geniş boyutlara dayanır ama konu dışına taşmamak için yazımı burada bitiriyorum. 

 
 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Memleket Partisi

    Aslında bu yazıyı yazmakta geç kaldığımın farkındayım ve bunun için okurlarımdan özür diliyorum. Fakat partinin kuruluş dilekçesi verildikten sonra hemen her gün yeni bir gelişme yaşandı. En sonunda partinin tüzüğü ve programını da tam anlamıyla okuyup olaya biraz daha  hakim  olarak ve derslerimin biraz daha rahatladığı bir dönemde paylaşmaya karar verdim. O gün bugün!      Aylardır yakından takip ettiğim Memleket Hareketi sonunda resmen partileşti. Öncelikle 17 Mayıs günü İç İşleri Bakanlığı’na verilen dilekçe ile birlikte tüzel kişiliğini aldı. Sonrasında 18 Mayıs günü genel başkan, genel başkan yardımcıları, MYK üyeleri ve kurucu üyelerin belirlenmesinin ardından parti genel merkezinde yapılan basın toplantısı ile resmen kurulmuş oldu. Dilekçeyi vermeye birlikte giden isimlerden Prof. Dr. Gaye Usluer parti sözcüsü, Prof. Dr. Hakkı Akalın genel sekreter,  Mv . Mehmet Ali Çelebi genel başkan yardımcısı, Serkan Ufuk Akgün genel sayman ve Mert...

Batıyoruz!

  Ülkenin en önemli konusu, daha doğrusu sorunu tartışmasız ekonomi. Türk Lirası değer kaybetmeye devam ediyor. Dolar, Euro, Altın tarihi rekorlar kırıyor. Ekonomik bir krizin içinde olduğumuz  aşikar . Fakat bu kriz; yandaş medya ve TÜİK gibi kanallar aracılığıyla yumuşatılarak aktarılıyor. Piyasaya dolar sürerek ve para basarak tutulmaya çalışılıyordu ama devletin kasasının yavaş yavaş boşalmasıyla iş kontrolden çıktı ve bugünkü tablo bunun bir sonucu.      Ekonomiyi siyasetten ayrı düşünemeyiz. Hem neden hem de sonuç olarak. Neden olarak baktığımızda, kötü yönetim ve ülke içinde adalete güven olmaması kaynaklı yabancı yatırımcının gelmemesi, dolar endeksli yapılan ve icraatmış gibi gösterilen ama ülkenin ekonomisine darbe niteliğinde olan köprü, hastane gibi yapılar...      Son Başbakan Binali Yıldırım kendisine sorulduğunda ‘’Dolar dolsa  n’olur  dolmasa  n’olur  demişti. Ciddiyetsizlik konusunda pek bir değişiklik yok aslı...

Yazarlığa İlk Adım

Yeni bir yılda, alışılmışın dışında bir yazıyla hepinize merhaba diyorum. Düzenli okurlarım fark etmişlerdir ki uzun zamandır ortalarda yoktum. Bu sürede sosyal medya kullanmamaya çalıştım; hatta ülkede onca gündem varken tek bir blog yazısı dahi yazmadım. Tabi bunlar yalnızca, sizin takip edebildiğiniz kadarıydı. Özel hayatımda da pek dışarı çıkmadığım, tele fonumun devamlı kapalı olduğu, geceleri oturup gündüzleri uyuduğum, insanlarla iletişim kurmayı olabildiğince kesip tamamen kendi içime kapandığım bir dönem oldu. Esasında bitmiş gibi bahsetmek doğru olmaz çünkü insanlardan uzak kaldıkça daha mutlu ve huzurlu olduğumu gördüm. Bu denli ‘asosyal’ olmasa bile ‘az sosyal’ yaşantımı sürdüreceğim. Kendime, düşünmeye ve hayal kurmaya zaman ayırabilmemin beni fazlasıyla beslediğini anladım. Bunun hayatımda bazı yeni ve önemli kararlar almamda nasıl bir faktör olduğuna değineceğim elbet. Ancak öncesinde, dışarıdan bakıldığında ani meydana gelmiş gibi görünen bu değişimin derinine inmem ...