Ana içeriğe atla

Siyasette Yenilik

 

Genç Parti-Cem Uzan

 


Siyasette büyük bir değişiklik olmadan, seçim sonuçlarında da büyük bir değişiklik olmayacağını düşünüyor ve bunu bir süredir dile getiriyorum. Siyasete olan merakımın da etkisiyle yaptığım gözlemler sonucunda; özellikle de anket sonuçları ve seçim sonuçları arasındaki bağlantıyı okumaya çalışarak söylüyorum bunu.  

 

Peki bu büyük değişiklikler neler olabilir: 

 

Bir partinin liderinin değişmesi 

 

Yeni bir ittifakın kurulması veya mevcut bir ittifakın bozulması  

 

Bir partinin net bir şekilde ideolojik bir değişikliğe gitmesi 

 

Seçim barajının düşürülmesi veya kaldırılması 

 

Yeni bir partinin kurulması 

 

Bu örnekleri çoğaltmak mümkün. Tabi ki bunlar olursa kesin şöyle olur veya başka bir yolla bir şeyler olamaz gibi kesin yargılara varamayız. Fakat biraz balık hafızalı bir toplum olduğumuz için bugün yapılan büyük eylemler ve verilen tepkiler 2-3 ay sonrasında gündem değiştirme uzmanlarının da başarılı algı operasyonlarıyla unutuluveriyor. Siyasi büyük değişiklikler ve yenilikler ise kalıcı etkiye sahip oluyor.  

 

Muharrem İnce’nin başarısının sırrı o kısa sürede yaratılan ve çok çalışarak diri tutulan atmosferdi. Cem Uzan da benzer bir başarıyı 2002 seçimlerinde yeni kurduğu partisiyle yakalamıştı. 2007'de ise o zamanlar 10 yaşlarında bir çocuk olarak ''Ben onu tutuyorum'' şeklinde kendisini desteklediğimi hatırlıyorum.  Seçmen olmayan kesime etki edebilmek ve yeni bir heyecan yaratabilmek önemli bir özellik. 

 

Cem Uzan bildiğiniz üzere uzun yıllardır sürgünde yaşamakta. Bunca zamandır da birkaç gazete haberi dışında pek gündeme gelmiş birisi değil. Bu kendisine hem avantaj hem dezavantaj yaratabilir. Mevcut siyasi partilerden memnun olmayan Z kuşağı üzerinde onlar için yeni olmanın avantajı ve o bildiğimiz klasik eğlenceli vaatlerinin de yardımıyla etkili olabilir.  

 

Genç Partinin yeniden siyasete dönmesi bana göre heyecan yaratma potansiyeline sahip. Bunun yansımalarını görmek zaman alacak olsa da Ali Babacan ve Ahmet Davutoğlu’ndan çok daha fazla etkisi olacağını düşünüyorum. Fakat burada kritik olan konu hangi taraftan ve ne amaçla dönecekleri olacak.  

 

Bir kesime göre Türkiye’ye dönebilmek karşılığında Recep Tayyip Erdoğan ile anlaştı ve gizliden AKP için çalışacak. Onların kızdırdığı Z kuşağının oylarını toplayıp başkalarına da gitmesini engelleyecek. Başta Ahmet Necdet Sezer pek çok eski siyasi hakkında fetöcü iddiasında bulunması da bunun bir işareti.  

 

Diğer bir kesim ise AKP artık güç kaybetmeye başladığı için korkacak bir şeyi olmadığını, yine eskisi gibi sol çizgisini koruyacağını ve kendi bildiği siyasetine devam edeceğini söylüyor.  

 

Tabi eskileri bilenler o beyaz gömleğini, helikopteriyle mitinglere koştuğunu ve efsane ‘’Allahsız olmuşsun sen!’ konuşmasını hemen hatırlayacaktır. Mazot 1 YTL olacak gibi hafızalara kazınan vaatleri ve bedava Pringles gibi eşantiyon icraatları bugün hala esprili de olsa konuşuluyor. 

 

Cazibesi yüksek ve davetkar bir mimariye sahip, merkezi konumu nedeniyle ulaşımı rahat ve güvenlik önlemleri halihazırda üst düzeyde olan Cumhurbaşkanlığı Külliyesini dev bir kumarhaneye çevirerek ülkeye inanılmaz gelir sağlayacak yeni bir turizm noktası yaratmak gibi ütopik bir fikrim var. Bunu çevremdekilere söylediğimde aldığım geri dönüş hep aynı oluyor: ‘Kumar haram olduğu için toplum bunu kaldırmaz.’ Bunu duyunca ben de espriyle karışık ‘Gerekirse Türk vatandaşlarının oynaması yasak olur.’ diyorum. Yani bu mantıkla alkol satışı, iddaa ve sayısal oyunları gibi pek çok şey de yasaklanmalı... 

 

Bugün buna benzer bir vaadin gelmesi beni çok şaşırttı. ‘Mardin yeni Las Vegas olacak!’ gibi bir vaadi herhalde bir tek Cem Uzan’dan duyabilirsiniz. İşte bu farklılığı nedeniyle heyecan yaratma potansiyeli olduğunu düşünüyorum. 

 

Demem o ki; herkes ön yargıyla ve tedirgin yaklaşacak bu Genç Parti hamlesine. Çabuk karar vermemek, dikkatle takip edip incelemek lazım. Bakalım zaman neler gösterecek... 

 
 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Memleket Partisi

    Aslında bu yazıyı yazmakta geç kaldığımın farkındayım ve bunun için okurlarımdan özür diliyorum. Fakat partinin kuruluş dilekçesi verildikten sonra hemen her gün yeni bir gelişme yaşandı. En sonunda partinin tüzüğü ve programını da tam anlamıyla okuyup olaya biraz daha  hakim  olarak ve derslerimin biraz daha rahatladığı bir dönemde paylaşmaya karar verdim. O gün bugün!      Aylardır yakından takip ettiğim Memleket Hareketi sonunda resmen partileşti. Öncelikle 17 Mayıs günü İç İşleri Bakanlığı’na verilen dilekçe ile birlikte tüzel kişiliğini aldı. Sonrasında 18 Mayıs günü genel başkan, genel başkan yardımcıları, MYK üyeleri ve kurucu üyelerin belirlenmesinin ardından parti genel merkezinde yapılan basın toplantısı ile resmen kurulmuş oldu. Dilekçeyi vermeye birlikte giden isimlerden Prof. Dr. Gaye Usluer parti sözcüsü, Prof. Dr. Hakkı Akalın genel sekreter,  Mv . Mehmet Ali Çelebi genel başkan yardımcısı, Serkan Ufuk Akgün genel sayman ve Mert...

Batıyoruz!

  Ülkenin en önemli konusu, daha doğrusu sorunu tartışmasız ekonomi. Türk Lirası değer kaybetmeye devam ediyor. Dolar, Euro, Altın tarihi rekorlar kırıyor. Ekonomik bir krizin içinde olduğumuz  aşikar . Fakat bu kriz; yandaş medya ve TÜİK gibi kanallar aracılığıyla yumuşatılarak aktarılıyor. Piyasaya dolar sürerek ve para basarak tutulmaya çalışılıyordu ama devletin kasasının yavaş yavaş boşalmasıyla iş kontrolden çıktı ve bugünkü tablo bunun bir sonucu.      Ekonomiyi siyasetten ayrı düşünemeyiz. Hem neden hem de sonuç olarak. Neden olarak baktığımızda, kötü yönetim ve ülke içinde adalete güven olmaması kaynaklı yabancı yatırımcının gelmemesi, dolar endeksli yapılan ve icraatmış gibi gösterilen ama ülkenin ekonomisine darbe niteliğinde olan köprü, hastane gibi yapılar...      Son Başbakan Binali Yıldırım kendisine sorulduğunda ‘’Dolar dolsa  n’olur  dolmasa  n’olur  demişti. Ciddiyetsizlik konusunda pek bir değişiklik yok aslı...

Yazarlığa İlk Adım

Yeni bir yılda, alışılmışın dışında bir yazıyla hepinize merhaba diyorum. Düzenli okurlarım fark etmişlerdir ki uzun zamandır ortalarda yoktum. Bu sürede sosyal medya kullanmamaya çalıştım; hatta ülkede onca gündem varken tek bir blog yazısı dahi yazmadım. Tabi bunlar yalnızca, sizin takip edebildiğiniz kadarıydı. Özel hayatımda da pek dışarı çıkmadığım, tele fonumun devamlı kapalı olduğu, geceleri oturup gündüzleri uyuduğum, insanlarla iletişim kurmayı olabildiğince kesip tamamen kendi içime kapandığım bir dönem oldu. Esasında bitmiş gibi bahsetmek doğru olmaz çünkü insanlardan uzak kaldıkça daha mutlu ve huzurlu olduğumu gördüm. Bu denli ‘asosyal’ olmasa bile ‘az sosyal’ yaşantımı sürdüreceğim. Kendime, düşünmeye ve hayal kurmaya zaman ayırabilmemin beni fazlasıyla beslediğini anladım. Bunun hayatımda bazı yeni ve önemli kararlar almamda nasıl bir faktör olduğuna değineceğim elbet. Ancak öncesinde, dışarıdan bakıldığında ani meydana gelmiş gibi görünen bu değişimin derinine inmem ...