Ana içeriğe atla

Yeni Gündem Öncesi...

 

Ayasofya konusu, sadece birkaç gün olmasına rağmen gündemdeki sıcaklığını yitirmeye başladı. Anlaşılan o ki yarın 15 Temmuz’u daha sonraki günler de Kanal İstanbul'u konuşacağız. O yüzden bugün yeni bir gelişme olmadıkça büyük ihtimalle son olarak ve Atatürk özelinde kısaca değineceğim bu konuya. Daha önceki yazımda Cumhurbaşkanı’nın ‘’tarihe ihanet’’ sözünü eleştirmiş ve muhalefet partilerinin yeteri kadar tepki göstermediğini söylemiştim.   

  

CHP özelinde Faik Öztrak ve Özgür Özel’in yeni açıklamaları önemli de olsa böyle hassas bir konuda asıl tepkiyi partiyi de temsilen Genel Başkan vermeliydi. Kemal Kılıçdaroğlu ise daha çok kararın usulüyle ilgilendi ve pek üstünde bile durmadı bu konunun. Böyle sessiz kalarak bana göre Kılıçdaroğlu da kendi partisinin tarihine ihanet ediyor... 

  

Atatürk’ün kurduğu CHP’nin aksine İYİ Parti’den daha kararlı bir ses yükseldi. Başta Meral Akşener olmak üzere Ümit Özdağ gibi önemli isimlerle de birlikte biraz geç de olsa en azından ortaya bir tepki konuldu.  

  

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı’nın açıklamaları ise tam bir skandal! ''Benim vicdanıma ve aklıma göre zaten 1453'ten beri cami'' diyorsanız; Danıştay'dan bile önce bu Atatürk imzalı Bakanlar Kurulu kararını yok saymışsınız demektir.  

 

Ekrem İmamoğlu bana göre siyaset arenasına çok yeni ve hızlı bir giriş yapmış biri olarak farklı hesaplar içine giriyor ve çizgisinden kayıyor. Önce pek özenli fetih kutlamaları, ardından Fatih tablosu, şimdi de Ayasofya’daki tavrı... Herkese iyi görünmeye çalışmak bana göre anlamsız. ‘Karşı tarafın da oyunu alayım, bu taraf zaten cepte’ gibi bir anlayış hakimse bu çok hatalı bir fikir. 

 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Memleket Partisi

    Aslında bu yazıyı yazmakta geç kaldığımın farkındayım ve bunun için okurlarımdan özür diliyorum. Fakat partinin kuruluş dilekçesi verildikten sonra hemen her gün yeni bir gelişme yaşandı. En sonunda partinin tüzüğü ve programını da tam anlamıyla okuyup olaya biraz daha  hakim  olarak ve derslerimin biraz daha rahatladığı bir dönemde paylaşmaya karar verdim. O gün bugün!      Aylardır yakından takip ettiğim Memleket Hareketi sonunda resmen partileşti. Öncelikle 17 Mayıs günü İç İşleri Bakanlığı’na verilen dilekçe ile birlikte tüzel kişiliğini aldı. Sonrasında 18 Mayıs günü genel başkan, genel başkan yardımcıları, MYK üyeleri ve kurucu üyelerin belirlenmesinin ardından parti genel merkezinde yapılan basın toplantısı ile resmen kurulmuş oldu. Dilekçeyi vermeye birlikte giden isimlerden Prof. Dr. Gaye Usluer parti sözcüsü, Prof. Dr. Hakkı Akalın genel sekreter,  Mv . Mehmet Ali Çelebi genel başkan yardımcısı, Serkan Ufuk Akgün genel sayman ve Mert...

Batıyoruz!

  Ülkenin en önemli konusu, daha doğrusu sorunu tartışmasız ekonomi. Türk Lirası değer kaybetmeye devam ediyor. Dolar, Euro, Altın tarihi rekorlar kırıyor. Ekonomik bir krizin içinde olduğumuz  aşikar . Fakat bu kriz; yandaş medya ve TÜİK gibi kanallar aracılığıyla yumuşatılarak aktarılıyor. Piyasaya dolar sürerek ve para basarak tutulmaya çalışılıyordu ama devletin kasasının yavaş yavaş boşalmasıyla iş kontrolden çıktı ve bugünkü tablo bunun bir sonucu.      Ekonomiyi siyasetten ayrı düşünemeyiz. Hem neden hem de sonuç olarak. Neden olarak baktığımızda, kötü yönetim ve ülke içinde adalete güven olmaması kaynaklı yabancı yatırımcının gelmemesi, dolar endeksli yapılan ve icraatmış gibi gösterilen ama ülkenin ekonomisine darbe niteliğinde olan köprü, hastane gibi yapılar...      Son Başbakan Binali Yıldırım kendisine sorulduğunda ‘’Dolar dolsa  n’olur  dolmasa  n’olur  demişti. Ciddiyetsizlik konusunda pek bir değişiklik yok aslı...

Yazarlığa İlk Adım

Yeni bir yılda, alışılmışın dışında bir yazıyla hepinize merhaba diyorum. Düzenli okurlarım fark etmişlerdir ki uzun zamandır ortalarda yoktum. Bu sürede sosyal medya kullanmamaya çalıştım; hatta ülkede onca gündem varken tek bir blog yazısı dahi yazmadım. Tabi bunlar yalnızca, sizin takip edebildiğiniz kadarıydı. Özel hayatımda da pek dışarı çıkmadığım, tele fonumun devamlı kapalı olduğu, geceleri oturup gündüzleri uyuduğum, insanlarla iletişim kurmayı olabildiğince kesip tamamen kendi içime kapandığım bir dönem oldu. Esasında bitmiş gibi bahsetmek doğru olmaz çünkü insanlardan uzak kaldıkça daha mutlu ve huzurlu olduğumu gördüm. Bu denli ‘asosyal’ olmasa bile ‘az sosyal’ yaşantımı sürdüreceğim. Kendime, düşünmeye ve hayal kurmaya zaman ayırabilmemin beni fazlasıyla beslediğini anladım. Bunun hayatımda bazı yeni ve önemli kararlar almamda nasıl bir faktör olduğuna değineceğim elbet. Ancak öncesinde, dışarıdan bakıldığında ani meydana gelmiş gibi görünen bu değişimin derinine inmem ...