Ana içeriğe atla

Yeni Parti İddiaları


Ayasofya, CHP Kurultayı, Sansür Yasası gibi sıcak gündem maddelerinin ardından gelen sessizlik uzun sürmedi. Muharrem İnce’nin bayramdan sonra, partiden ayrılacak milletvekilleriyle birlikte yeni bir parti kuracağı iddiası gündeme bomba gibi düştü. İddianın sahibi Yeni Şafak gazetesi yazarı eski Emniyet İstihbarat Dairesi Başkanı Bülent Orakoğlu. 

 

Doğru mu? 

Muharrem İnce’nin kurultayda aday olmaması, konuşma yapmaması hatta ne öncesi ne sonrası en ufak bir yorumda dahi bulunmaması herkesin merakını artıran bir durum oldu. Bu durum tabi ki ortalığı karıştırmak isteyenlere de fırsat verdi. Fakat Şaban Sevinç ile telefonda görüşen İnce, bunun doğru olmadığını; böyle bir durum söz konusu olsa en son bu haberi yapanların öğreneceğini söyleyerek haberi yalanladı. 

 

Son zamanlardaki Muharrem İnce’yi karalama operasyonu modası da devam etmiş oldu. Sabah gazetesinin Kaftancıoğlu polemiğinde İnce’nin sözleri olduğunu iddia ettiği uydurma haberine ve pek çok gazetecinin de alet olduğu, İnce’nin Sultanahmet’e değil de Ayasofya’ya gittiği yönündeki yalan haberlere; bu yeni parti iddiası da eklendi. Bu yönde haber yaptırılan bir gazeteci daha bu kara listeye dahil olmuş oldu. 

 

Kurar mı? 

Şaban Sevinç ile konuşmasının içinde dikkat çeken bir kısım da kendisinin parti kurması yönünde pek çok telkin olduğunu söylemesi. Bana göre Muharrem İnce burada partisini uyaran bir mesaj veriyor. Benim de daha önce yazdığım gibi partinin çizgisinden kaydığı ve demokratik ortamını kaybettiği yönündeki eleştiriler çok fazla. Bu durumdan memnun olmayan, bir şeyler yapılması gerektiğini düşünen hem eski hem yeni pek çok isim yeni parti kurulması fikrine sıcak bakıyor ama bir lider eksikliği yaşıyor. 

 

Ben Muharrem İnce’nin şu an CHP’den ayrılıp bir parti kuracağı fikrinde değilim. Benimle aynı düşüncede olan insanlar genelde buna neden olarak daha önce kendisinin yaptığı 40 yıllık partili olduğunu ve bu partide ev sahibi olduğunu belirten açıklamaları gösteriyor. Ben ise bu kısma çok fazla takılmıyorum. Siyasi çizgide bir kayma olmadığı sürece geçmişte söylenmiş sözlere çok saplanıp kalmamak lazım. Şartlar değişebilir, değişime ayak uydurmak gerekebilir... 

 

Benim gerekçem ise böyle büyük bir hamle için en doğru zamanın olmayabileceğini düşünmem.  İnce’nin parti yönetiminden rahatsızlık duyması yeni bir şey değil. 2014 ve 2017’de aday olması da bunun göstergesi. Fakat şu an stratejik olarak buna uygun olmayabilir. 2018 seçimleri sonrası, partisine en tepkili olduğu dönemdi. Özellikle olağanüstü kurultay için imza toplama sürecinde delegelerin yarısından çoğunun desteğini aldığında ise en güçlü zamanındaydı. Kumpas olayı da büyük ihtimalle partisine en çok kırıldığı zamandı.  

 

Bunun gibi üst seviye olağanüstü durumlarda dahi bu hamleyi yapmadığını göz önüne alırsak yine buna yeltenmeyeceğini düşünüyorum. Fakat kafamı kurcalayan bir soru var: Muharrem İnce o bildiğimiz aktifliğinin aksine şu sıralar çok sessiz, hatta en sessiz zamanı... 

 

Kurarsa ne olur? 

Bu soruya kim çok net cevap veriyorsa bilin ki tarafsız değildir. Çünkü bu öyle ‘iktidar olur’, ’barajı geçer’ veya ‘iş yapmaz’ diye kestirip atılabilecek kadar basit bir konu değil. Bir kere senaryo çok önemli: Partiden nasıl ayrılacak, yeni partiyi ne zaman ve kimlerle kuracak, hangi politikayı takip edecek, bir ittifaka sıcak bakacak mı... 

 

Geçmiş yazılarımdan birinde seçim sonuçlarının değişmesi için uzun vadeli toplumsal sorunların değil, sadece büyük siyasi hamlelerin etkili olabileceğine ve yeni parti, başkan, ittifak gibi değişikliklerin bunlardan birkaçı olduğuna dikkat çekmiştim. Tabi her yeni kurulan parti ses getirecek diye bir husus yok. Fakat hala gündemi belirleyebilen ve reytingi yüksek bir lider olarak Muharrem İnce’nin başkanlığında, doğru isimlerle kurulacak bir partinin başarılı olabileceğini düşünüyorum. Ne kadar başarılı olabileceği ise yukarıda saydığım diğer parametrelerle doğrudan bağlantılı. 

 

Kritik Noktalar

Mağduriyet ve hitabet, siyasette sihirli iki kelime. Mevcut hükümetin bugüne kadar kullandığı en iyi seçim taktiklerinden biri hayali düşman yaratıp mağdur edebiyatı yapmak ve bunu etkili bir şekilde anlatarak seçmeni inandırmak oldu. Benzer şekilde İYİ Parti’nin barajı aşacak biçimde siyasete tutunabilmesinde Meral Akşener, Ümit Özdağ gibi isimlere yapılan haksızlıklar ve partinin kuruluş hikayesi önemli role sahip.  

 

Şahsi fikrim zaten 2016-2018 yıllarında yaşanan pek çok siyasi olayın, Akşener’in MHP’nin başına geçmesini engellemek için yaşandığı yönünde. 2018 Cumhurbaşkanlığı seçiminden sonra da yeni hedef Muharrem İnce... Dikkat ederseniz 2 senedir bütün partilerin birleşebildiği tek konu Muharrem İnce’nin önünü kesmek oldu. 

 

Senaryolar

Eğer ki parti içindeki yanlışları eleştirirken ve partinin Atatürkçü çizgisine dönmesi gerektiğini savunurken; ihraç veya başka bir şekilde parti dışına itilirse bahsettiğim mağduriyet oluşur ve hem parti tabanı hem de diğer seçmenlerden büyük destek alabilir. 

 

Yine benzer şekilde, parti dışına itilmese de ülkenin kötüye gittiğini ve birilerinin bir şeyler yapması gerektiğini savunarak, gençleri ve halkı örgütleme vaadi gibi etkili bir iddiayla yola çıkarsa da önemli bir destek alacağını düşünüyorum. 

 

Fakat bazı insanların hala kendisine tepkisi varken, daha onları ikna edemeden; kurultay da yeni bitmişken zıtlaşarak partiden ayrılırsa olumsuz bir ilk izlenim yaratabilir ve bu durum yeni parti özelinde insanlarda ön yargı oluşturabilir. 

 

Yorumum

Araştırarak, düşünerek ve objektif yaklaşarak yazmaya çalışan bir genç ve her gün yeni bir sorun duymaktan bıkmış, iktidarı ve politikalarını desteklemeyen, muhalefeti beğenmeyen ve başarılı bulmayan bir seçmen olarak siyasette böyle bir değişikliğe ihtiyaç olduğunu ve yeni bir soluk getirebileceğini düşünüyorum.  

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Memleket Partisi

    Aslında bu yazıyı yazmakta geç kaldığımın farkındayım ve bunun için okurlarımdan özür diliyorum. Fakat partinin kuruluş dilekçesi verildikten sonra hemen her gün yeni bir gelişme yaşandı. En sonunda partinin tüzüğü ve programını da tam anlamıyla okuyup olaya biraz daha  hakim  olarak ve derslerimin biraz daha rahatladığı bir dönemde paylaşmaya karar verdim. O gün bugün!      Aylardır yakından takip ettiğim Memleket Hareketi sonunda resmen partileşti. Öncelikle 17 Mayıs günü İç İşleri Bakanlığı’na verilen dilekçe ile birlikte tüzel kişiliğini aldı. Sonrasında 18 Mayıs günü genel başkan, genel başkan yardımcıları, MYK üyeleri ve kurucu üyelerin belirlenmesinin ardından parti genel merkezinde yapılan basın toplantısı ile resmen kurulmuş oldu. Dilekçeyi vermeye birlikte giden isimlerden Prof. Dr. Gaye Usluer parti sözcüsü, Prof. Dr. Hakkı Akalın genel sekreter,  Mv . Mehmet Ali Çelebi genel başkan yardımcısı, Serkan Ufuk Akgün genel sayman ve Mert...

Batıyoruz!

  Ülkenin en önemli konusu, daha doğrusu sorunu tartışmasız ekonomi. Türk Lirası değer kaybetmeye devam ediyor. Dolar, Euro, Altın tarihi rekorlar kırıyor. Ekonomik bir krizin içinde olduğumuz  aşikar . Fakat bu kriz; yandaş medya ve TÜİK gibi kanallar aracılığıyla yumuşatılarak aktarılıyor. Piyasaya dolar sürerek ve para basarak tutulmaya çalışılıyordu ama devletin kasasının yavaş yavaş boşalmasıyla iş kontrolden çıktı ve bugünkü tablo bunun bir sonucu.      Ekonomiyi siyasetten ayrı düşünemeyiz. Hem neden hem de sonuç olarak. Neden olarak baktığımızda, kötü yönetim ve ülke içinde adalete güven olmaması kaynaklı yabancı yatırımcının gelmemesi, dolar endeksli yapılan ve icraatmış gibi gösterilen ama ülkenin ekonomisine darbe niteliğinde olan köprü, hastane gibi yapılar...      Son Başbakan Binali Yıldırım kendisine sorulduğunda ‘’Dolar dolsa  n’olur  dolmasa  n’olur  demişti. Ciddiyetsizlik konusunda pek bir değişiklik yok aslı...

Yazarlığa İlk Adım

Yeni bir yılda, alışılmışın dışında bir yazıyla hepinize merhaba diyorum. Düzenli okurlarım fark etmişlerdir ki uzun zamandır ortalarda yoktum. Bu sürede sosyal medya kullanmamaya çalıştım; hatta ülkede onca gündem varken tek bir blog yazısı dahi yazmadım. Tabi bunlar yalnızca, sizin takip edebildiğiniz kadarıydı. Özel hayatımda da pek dışarı çıkmadığım, tele fonumun devamlı kapalı olduğu, geceleri oturup gündüzleri uyuduğum, insanlarla iletişim kurmayı olabildiğince kesip tamamen kendi içime kapandığım bir dönem oldu. Esasında bitmiş gibi bahsetmek doğru olmaz çünkü insanlardan uzak kaldıkça daha mutlu ve huzurlu olduğumu gördüm. Bu denli ‘asosyal’ olmasa bile ‘az sosyal’ yaşantımı sürdüreceğim. Kendime, düşünmeye ve hayal kurmaya zaman ayırabilmemin beni fazlasıyla beslediğini anladım. Bunun hayatımda bazı yeni ve önemli kararlar almamda nasıl bir faktör olduğuna değineceğim elbet. Ancak öncesinde, dışarıdan bakıldığında ani meydana gelmiş gibi görünen bu değişimin derinine inmem ...