Ana içeriğe atla

Kim Hakkını Yedirmedi?

  

Kemal Kılıçdaroğlu bugün öyle bir röportaj vermiş ki adeta bizim eleştirmemize gerek bile kalmamış. Çok açık ve net bir biçimde Muharrem İnce’nin ne kadar haklı olduğunu kanıtlamış ve CHP’nin neden iktidar olamadığının ve olamayacağının resmini çizmiş. Genel başkanlar Cumhurbaşkanı olmamalı gibi saçma bir gerekçenin arkasına saklanarak kendisi aday olmayan ama bir yandan da ön seçimi de kabul etmeyen Kılıçdaroğlu her geçen gün kendisini bitirmektedir.  

 

Düzenli bir şekilde incelemeye bile gerek yok. Hala Ekmeleddin İhsanoğlu'nu savunmasından tutun, Abdullah Gül yorumuna kadar partinin nasıl çizgisinden kaydığını bir kez daha gözler önüne sermiş. Bundan tam 41 gün önce ‘Cumhurbaşkanı Adayları’ başlıklı yazımda Erdoğan, Gül, İnce, Demirtaş şeklinde 4 ana adayın olmasını beklediğimi söylemiştim. Her ne kadar şu an için haklı çıkıyor gibi görünsem de dürüstçe itiraf etmeliyim ki zaman beni haksız çıkaracak. Çünkü ben Muharrem İnce’nin seçime yakın bir zamanda Abdullah Gül'ün adaylığına tepki olarak aday olmasını bekliyordum. Fakat çok daha erkenden gelen bu hareket ile Gül- Babacan gibi isimlerin adaylığı ihtimalini neredeyse ortadan kaldırdı. Topu da artık CHP’nin kucağına attı...  

 

Başlattığı Memleket Hareketi’nden sonra Muharrem İnce’yi eleştirenler oldu. Fakat özellikle seçimde hakkını yedirdiğini söyleyip; seçim böyle yönetilir diyerek Ekrem İmamoğlu ve Mansur Yavaş’ı örnek gösterenlere seslenmek istiyorum: 

 

1) Yerel seçim ve Genel Seçim çok farklıdır. Bir büyükşehirde ve ilçelerinde iyi örgütlenebilirsiniz fakat bunu Türkiye genelinde yapmak zordur. Nitekim CHP de on üç bin sandığı boş bırakarak bunu başaramamıştır. 

 

2) Ekrem İmamoğlu’nun kazandığı seçimde; boş oylar denildi, geçersiz oylar denildi, bazı ilçeler yeniden sayıldı, şu bu derken sonuç değişmeyince saçma bir gerekçe uydurularak seçim tekrar edildi. Sonrasında ise halkın, demokrasinin yok edildiği bu duruma tepki göstermesiyle ikinci seçimi kazandı. Yani ilk başta kazanmış olduğu seçim iptal edilirken, hakkının yenmesini engelleyebildi mi? HAYIR! 

 

3) Mansur Yavaş’ın aday olduğu 2014 yerel seçimlerinde önde götürürken ve geriye CHP’nin kalesi Çankaya kalmışken sonraları ‘trafoya kedi girdi’ diye dalga geçilerek anlatılan bir skandal yaşandı. Türkiye gibi bir ülkede 21. Yüzyılda tam seçim gecesi elektrikler kesildi. Tekrar geldiğinde ise Melih Gökçek’in öne geçtiği ve kazandığı gibi bir şokla karşılaştık. Kısacası Mansur Yavaş da kazanmış olduğu bir seçimin çağ dışı yöntemler ile elinden gasp edilmesine engel olabildi mi? HAYIR! 

 

4) İki belediye başkanına ilaveten; 2017’de OHAL altında yapılan başkanlık referandumunda önce seçimi meşrulaştıran, sonra da bir buçuk milyon mühürsüz pusulanın geçerli sayılması gibi hukukun çiğnendiği bir durum sonucu seçimi kaybeden CHP, bu durumu değiştirebildi mi veya AİHM’e başvurarak hakkını aradı mı? HAYIR! 

 

5) Muharrem İnce, Memleket Hareketi’ni başlatarak aslında belki de kendini feda etme pahasına CHP’nin, Atatürkçü hiç kimsenin kabul etmeyeceği ve partili olmayan isimlerden birini aday yapma şansını elinden alıyor. Kısacası Mansur Yavaş ve Ekrem İmamoğlu’nun önünü açıyor. 

 

İkisinin de başarılı bir kampanya ve seçim yürüttüğüne katılırım. Hatta aday olup ikinci tura kalmaları halinde desteklerim.  Özellikle, oy da verdiğim Mansur Yavaş’ın görevini de çok başarıyla yürüttüğünü görüyor, kabul ediyor ve destekliyorum. Fakat belediye başkanlığı ve cumhurbaşkanlığı birbirinden ayrı siyasi konular. Muharrem İnce’nin 2002’den bu yana milletvekilliğini, diğer görevlerini ve çalışmalarını dikkate alırsak siyasetin bu tarafındaki tecrübesi çok daha fazla. Ayrıca İmamoğlu ve Yavaş henüz Recep Tayyip Erdoğan’a rakip olmadılar. Fakat İnce, aslında 2003’ten beri kendisine rakip. Bahsettiğim isimlerin henüz CHP’ye katılmadığı yıllarda; Muharrem İnce meclis sıralarında AKP’ye karşı  tek başına mücadele veriyordu bunu da unutmayalım...

 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Memleket Partisi

    Aslında bu yazıyı yazmakta geç kaldığımın farkındayım ve bunun için okurlarımdan özür diliyorum. Fakat partinin kuruluş dilekçesi verildikten sonra hemen her gün yeni bir gelişme yaşandı. En sonunda partinin tüzüğü ve programını da tam anlamıyla okuyup olaya biraz daha  hakim  olarak ve derslerimin biraz daha rahatladığı bir dönemde paylaşmaya karar verdim. O gün bugün!      Aylardır yakından takip ettiğim Memleket Hareketi sonunda resmen partileşti. Öncelikle 17 Mayıs günü İç İşleri Bakanlığı’na verilen dilekçe ile birlikte tüzel kişiliğini aldı. Sonrasında 18 Mayıs günü genel başkan, genel başkan yardımcıları, MYK üyeleri ve kurucu üyelerin belirlenmesinin ardından parti genel merkezinde yapılan basın toplantısı ile resmen kurulmuş oldu. Dilekçeyi vermeye birlikte giden isimlerden Prof. Dr. Gaye Usluer parti sözcüsü, Prof. Dr. Hakkı Akalın genel sekreter,  Mv . Mehmet Ali Çelebi genel başkan yardımcısı, Serkan Ufuk Akgün genel sayman ve Mert...

Batıyoruz!

  Ülkenin en önemli konusu, daha doğrusu sorunu tartışmasız ekonomi. Türk Lirası değer kaybetmeye devam ediyor. Dolar, Euro, Altın tarihi rekorlar kırıyor. Ekonomik bir krizin içinde olduğumuz  aşikar . Fakat bu kriz; yandaş medya ve TÜİK gibi kanallar aracılığıyla yumuşatılarak aktarılıyor. Piyasaya dolar sürerek ve para basarak tutulmaya çalışılıyordu ama devletin kasasının yavaş yavaş boşalmasıyla iş kontrolden çıktı ve bugünkü tablo bunun bir sonucu.      Ekonomiyi siyasetten ayrı düşünemeyiz. Hem neden hem de sonuç olarak. Neden olarak baktığımızda, kötü yönetim ve ülke içinde adalete güven olmaması kaynaklı yabancı yatırımcının gelmemesi, dolar endeksli yapılan ve icraatmış gibi gösterilen ama ülkenin ekonomisine darbe niteliğinde olan köprü, hastane gibi yapılar...      Son Başbakan Binali Yıldırım kendisine sorulduğunda ‘’Dolar dolsa  n’olur  dolmasa  n’olur  demişti. Ciddiyetsizlik konusunda pek bir değişiklik yok aslı...

Yazarlığa İlk Adım

Yeni bir yılda, alışılmışın dışında bir yazıyla hepinize merhaba diyorum. Düzenli okurlarım fark etmişlerdir ki uzun zamandır ortalarda yoktum. Bu sürede sosyal medya kullanmamaya çalıştım; hatta ülkede onca gündem varken tek bir blog yazısı dahi yazmadım. Tabi bunlar yalnızca, sizin takip edebildiğiniz kadarıydı. Özel hayatımda da pek dışarı çıkmadığım, tele fonumun devamlı kapalı olduğu, geceleri oturup gündüzleri uyuduğum, insanlarla iletişim kurmayı olabildiğince kesip tamamen kendi içime kapandığım bir dönem oldu. Esasında bitmiş gibi bahsetmek doğru olmaz çünkü insanlardan uzak kaldıkça daha mutlu ve huzurlu olduğumu gördüm. Bu denli ‘asosyal’ olmasa bile ‘az sosyal’ yaşantımı sürdüreceğim. Kendime, düşünmeye ve hayal kurmaya zaman ayırabilmemin beni fazlasıyla beslediğini anladım. Bunun hayatımda bazı yeni ve önemli kararlar almamda nasıl bir faktör olduğuna değineceğim elbet. Ancak öncesinde, dışarıdan bakıldığında ani meydana gelmiş gibi görünen bu değişimin derinine inmem ...