Ana içeriğe atla

Ters Köşe

  

Bir süredir konuşulan ve siyasi gündemin önemli maddelerinden biri olan, Cumhur İttifakı’nın İYİ Parti’ye yaptığı davet hakkında görüşlerimi daha önce belirtmiştim. Süreci takibe devam ediyorum ve partinin önemli isimlerinden net olmayan açıklamalar gelmeye devam ediyor. Tabi ki açık açık ‘geçeriz’ ve ‘kabul ediyoruz’ gibi bir demeç söz konusu değil. Fakat benim gözlediğim ve hissettiğim kadarıyla güçlendirilmiş parlamenter sistem şartı da öne sürülerek ‘ülkemiz için gereken ne ise yaparız’ kılıfı hazırlanıyor. Meral Akşener’e ise ayrı bir parantez açmak gerekir: bu teklifi en net şekilde reddeden kişi kendisi oldu. 

 

Yapılan davetteki önemli detaylardan biri ise İYİ Parti’nin yerli ve milli olduğunun vurgulanması ve iktidar perspektifinden HDP ve CHP ile arasına bir set çekilmesiydi. Belki resmi olarak sadece CHP ve İYİ Parti arasında bir ittifak var ama yerel seçim başarısındaki HDP’nin büyükşehirlerde aday çıkarmayarak dışarıdan yaptığı desteği inkar etmek en hafif tabiri ile saflık olur. Fakat iki partinin tabanlarındaki büyük zıtlıktan faydalanarak Cumhur İttifakı’na çekilmek isteniyor. Nitekim Akşener’in de Memleket Masası önerisine HDP’yi davet etmediğini unutmayalım. 

 

Tam da bu noktada Selahattin Demirtaş’ın yayınladığı muhalefete birlik çağrısı bana göre İYİ Parti’yi sıkıştıran çok stratejik bir hamle oldu. Yanlış anlaşılmasın köşeye sıkıştırdı demiyorum, aksine ortada sıkıştırdı diyorum. Köşeye sıkışsa çaresi kalmadığı anlamına gelirdi. Ancak şu anda İYİ Parti güçlü ve kilit bir duruma yerleşti. Tabi bir yandan da Cumhur İttifakı’nın önüne beklemediği bir taş koymuş oldu.  

 

Eminim ki pek çok kişinin haberi bile olmadı bu haberden çünkü büyük kanallar ve gazetelerin birçoğu yer vermedi. Demirtaş demokrasi adına mevcut iktidarı yenebilmek için bütün muhalefetin, hatta sadece siyasi partilerin değil; sendikaların, derneklerin vb. Herkesin bir araya gelmesi gerektiğini savundu. Önemli bir ayrıntı da aynı şekilde güçlendirilmiş parlamenter sistemi vadederek bu potansiyel geçiş kılıfını İYİ Parti’nin elinden aldı. Dolayısıyla hem seçme şansı vermiş oldu hem de bir yandan aslında elini kolunu bağladı... 

 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Memleket Partisi

    Aslında bu yazıyı yazmakta geç kaldığımın farkındayım ve bunun için okurlarımdan özür diliyorum. Fakat partinin kuruluş dilekçesi verildikten sonra hemen her gün yeni bir gelişme yaşandı. En sonunda partinin tüzüğü ve programını da tam anlamıyla okuyup olaya biraz daha  hakim  olarak ve derslerimin biraz daha rahatladığı bir dönemde paylaşmaya karar verdim. O gün bugün!      Aylardır yakından takip ettiğim Memleket Hareketi sonunda resmen partileşti. Öncelikle 17 Mayıs günü İç İşleri Bakanlığı’na verilen dilekçe ile birlikte tüzel kişiliğini aldı. Sonrasında 18 Mayıs günü genel başkan, genel başkan yardımcıları, MYK üyeleri ve kurucu üyelerin belirlenmesinin ardından parti genel merkezinde yapılan basın toplantısı ile resmen kurulmuş oldu. Dilekçeyi vermeye birlikte giden isimlerden Prof. Dr. Gaye Usluer parti sözcüsü, Prof. Dr. Hakkı Akalın genel sekreter,  Mv . Mehmet Ali Çelebi genel başkan yardımcısı, Serkan Ufuk Akgün genel sayman ve Mert...

Batıyoruz!

  Ülkenin en önemli konusu, daha doğrusu sorunu tartışmasız ekonomi. Türk Lirası değer kaybetmeye devam ediyor. Dolar, Euro, Altın tarihi rekorlar kırıyor. Ekonomik bir krizin içinde olduğumuz  aşikar . Fakat bu kriz; yandaş medya ve TÜİK gibi kanallar aracılığıyla yumuşatılarak aktarılıyor. Piyasaya dolar sürerek ve para basarak tutulmaya çalışılıyordu ama devletin kasasının yavaş yavaş boşalmasıyla iş kontrolden çıktı ve bugünkü tablo bunun bir sonucu.      Ekonomiyi siyasetten ayrı düşünemeyiz. Hem neden hem de sonuç olarak. Neden olarak baktığımızda, kötü yönetim ve ülke içinde adalete güven olmaması kaynaklı yabancı yatırımcının gelmemesi, dolar endeksli yapılan ve icraatmış gibi gösterilen ama ülkenin ekonomisine darbe niteliğinde olan köprü, hastane gibi yapılar...      Son Başbakan Binali Yıldırım kendisine sorulduğunda ‘’Dolar dolsa  n’olur  dolmasa  n’olur  demişti. Ciddiyetsizlik konusunda pek bir değişiklik yok aslı...

Yazarlığa İlk Adım

Yeni bir yılda, alışılmışın dışında bir yazıyla hepinize merhaba diyorum. Düzenli okurlarım fark etmişlerdir ki uzun zamandır ortalarda yoktum. Bu sürede sosyal medya kullanmamaya çalıştım; hatta ülkede onca gündem varken tek bir blog yazısı dahi yazmadım. Tabi bunlar yalnızca, sizin takip edebildiğiniz kadarıydı. Özel hayatımda da pek dışarı çıkmadığım, tele fonumun devamlı kapalı olduğu, geceleri oturup gündüzleri uyuduğum, insanlarla iletişim kurmayı olabildiğince kesip tamamen kendi içime kapandığım bir dönem oldu. Esasında bitmiş gibi bahsetmek doğru olmaz çünkü insanlardan uzak kaldıkça daha mutlu ve huzurlu olduğumu gördüm. Bu denli ‘asosyal’ olmasa bile ‘az sosyal’ yaşantımı sürdüreceğim. Kendime, düşünmeye ve hayal kurmaya zaman ayırabilmemin beni fazlasıyla beslediğini anladım. Bunun hayatımda bazı yeni ve önemli kararlar almamda nasıl bir faktör olduğuna değineceğim elbet. Ancak öncesinde, dışarıdan bakıldığında ani meydana gelmiş gibi görünen bu değişimin derinine inmem ...