Bugün değinmek istediğim konu kısmen siyaset dışı olabilir ama hepimizin hayatını etkileyen ve etkilemeye devam edecek olan bir konu. Aşırı teknik bilgiden ziyade yine gözlem, duygu ve analiz içerikli olacak.
Giriş
Bildiğiniz üzere Covid-19'un en son görülmeye başladığı ülkelerden birisiyiz. Sağlık Bakanı’nın yaptığı ‘’Bir vatandaşımızın testi pozitif çıktı’’ şeklindeki il vaka ve birkaç gün sonrasındaki ‘’Maalesef bir hastamı kaybettim.’’ ilk ölüm açıklamaları daha dün gibi aklımda. Ülkenin hastalıkla tanışmasının ilk başları; vaka sayıları bir elin parmaklarını henüz geçmiş ama her gün katlanarak artıyordu. Günlük test sayıları sadece birkaç bin... Diğer ülkelerden duyurulan korkunç veriler, bizi nelerin beklediğine referans oluyordu. İnsanlar panikten saçma sapan şeyleri abartılı stoklamaya başlamıştı.
Fahrettin Koca’yı insanların çoğu yeni tanıyordu. Mütevazı ve babacan tavrı hepimizin sempatisini toplamış, yoğun çalışmanın verdiği yorgunluktan kan çanağı olmuş gözleri ise herkesçe tebrik ve takdir edilmişti. Öyle ki bazı anketlerde en çok güvenilen siyasi kişi olarak seneler sonra ilk defa birisi Recep Tayyip Erdoğan’ı geçiyordu. Ben dahil pek çok kişi sağlık bakanlığına güveniyor laf olsun diye muhalefet yapmak yerine bu zorlu dönemde birlik olmayı tercih ediyordu.
Çok değil altı ay önceydi bu anlattıklarım. Hatırladınız değil mi? Hatırladınız ve bugünkü alışmışlık ve umursamama durumunun ciddiyetini bir an fark edip şaşırdınız muhtemelen...
Kısacası bana göre bu kısım gerçekten de iyi yönetilmişti. Hastalıkla tanışma, alınan ilk ve temel önlemler, insanları bilgilendirme aşamaları tam not aldı. Fakat bu, tıpkı Muharrem İnce’nin tasvir ettiği gibi kaza sonrası ilk göz açmaydı. Gözlerimizi açıp hayatta olduğumuzu bilme aşaması. Peki sonra ne oldu?
Gelişme
Sonrasında ülkenin diğer sorunları ön plana çıkmaya başladı. Mesela ekonominin kötü olması nedeniyle kesin çözüm olabilecek 2 haftalık bir sokağa çıkma yasağı yapılamadı. Mesela koca devlet bir maske dağıtma işini beceremedi. Yabancı ülkelere ise cumhurbaşkanlığı mührü altında yardım göndererek şov yapıldı. Mesela turizm geliri hayati bir öneme sahip oldu. Milyonlarca gencin geleceğini etkileme pahasına sınav tarihleri tekrardan geri alındı. Turizm merkezleri insan kaynarken yasaklamalar alakasız yerlerde yapıldı. Mesela İç İşleri Bakanlığı tarihi bir hata yaptı. Yüz binlerce insanı gece yarısı sokağa döktü ve hastalığın yayılmasına davetiye çıkardı. Sonrasında ise istifa... Mesela Ayasofya’ya 350 bin insan toplanıldı.
Bu sırada pek çok ilin tabip odasından, her gün açıklanan verilere yalanlamalar gelmeye başladı. Uzmanlar söylenen sayıların gerçeği yansıtmadığını, kat kat fazla vaka ve ölüm olduğunu ve bunun saklandığını söyledi. Doğal olarak da hem Sağlık Bakanlığı’na hem de Bilim Kurulu’na karşı insanlarda oluşan güven ortadan kayboldu.
Son olarak da 30 Ağustos Zafer Bayramı’nın kutlamalarının kısıtlanması kararı insanları çok kızdırdı. Hafta sonu yasaklarına milli bayramlar da dahil edildiğinde de tepki olmuştu. Fakat bu sefer hemen öncesinde Malazgirt Zaferi’nin yıl dönümünün kutlanacak olması, bunun sağlığa yönelik değil siyasi bir tedbir olduğunu kanıtladı.
Sonuç
Henüz sonuç kısmına gelmedik. Sonuç demek aşı bulunması, hastalığın bitirilmesi sürecinin yönetimi ve sıfır yeni vaka verisine ulaşmak demektir. Umarım çok yakın bir zamanda sonuca ulaşır ve bu hastalıktan kurtuluruz. Fakat ille de bir sonuç yaz diyorsanız;
Sağlık çalışanlarımızın gerçek birer kahraman olduğunu gördük. Hayatlarını kaybedenler, hastalananlar oldu. Yeri geldi ailelerinden uzak kaldılar yeri geldi maaşlarını alamadılar; hiçbirinin hakkını ödeyemeyiz. Ben şahsen bu süreçte bir elin parmaklarını geçmeyecek kadar az sefer dışarı çıktım. Yeri geldi asosyal damgası yedim, bazı şeylerden fedakarlık ettim ama bilinçli davrandım ve vicdanım bu konuda çok rahat. Umarım sizin de öyledir...
Tabi bu arada bilimin de ne kadar önemli olduğunu gördük. Biliyorduk gerçi ama ‘kek’ in ‘kuantum’ u yendiği bir ülkede yaşayınca böyle söylemek gerekiyor. Sakın ‘siyaseti karıştırma’ demeyin bana! Siyaset bir şekilde her şeyle bağlantılı. Kendilerini dindar zanneden yobazların, ‘Allah bizi sınıyor’, ‘Müslümanlara bulaşmıyormuş’, ‘Abdest Corona’yı önlüyormuş’, ‘Helal süt emmişlere bir şey olmaz’ vb. şeklindeki geri kafalı zihniyeti bir halta yaramazken bilim insanları ve sağlık çalışanları binlerce insanın hayatını kurtardı.
Halkımızın ne kadar bilinçsiz olduğunu gördük. İstisnalar elbette vardır ama genel resme baktığınızda kimi cahillikten, kimi bencillikten pek çok insan önlem almadı, kurallara uymadı ve pandemiyi umursamadı. Hatta bırakın bu kısıtlamaları; hayatında tatile gitmemiş insanlar Adalar Vapuru için birbirlerini ezdi, hayatında spor yapmamış insanlar sabah koşusu yapmak için kavga etti. Genci yaşlısı, cahili okumuşu, fakiri zengini her kesim bir bahane üretti dışarı çıkabilmek için. Belki kendilerine bir şey olmadı ama fark etmeden başkalarına bulaştırdılar.
Ülkenin ne kadar kötü yönetildiğini gördük. Burada kastım sadece pandemi sürecinin kötü yönetimi değil, aynı zamanda bugüne kadar gelen birikmiş sorunların yansıması. Ekonomi, eğitim, turizm gibi alanlardaki sorunlar, sağlık alanındaki bütün başarıyı gölgede bıraktı. Vatandaş, öğrenciler, esnaf, yaşlılar vs. değil, siyasi çıkarlar ön plana çıktı. Gelişme kısmı kötü yönetildi!
Yorumlar
Yorum Gönder