Bundan tam 98 sene önce... 4 gün süren Büyük Taarruz ve Başkomutanlık Meydan Muharebesi’nin sonuna gelinmiş. Dünyanın en uzun süren meydan muharebesi olan Sakarya Savaşı’nda hiç beklemediği ağır bir yenilgi alan ve en azından Ege’yi koruyabilmek için geri çekilmiş olan Yunan, Anadolu’dan tamamen atılmış. Sakarya’da taktiksel dehasını ortaya koyan Mustafa Kemal Atatürk, burada kurtulmakla yetinmeyip kaybedilen toprakları geri kazanmayı seçerek stratejik dehasını da bir kez daha ispatlamış oluyor. Bu arada harbi kaburgaları kırık ve sivil idare diyor!
İşte bugün 30 Ağustos Zafer Bayramı olarak kutladığımız günün tarihi böyle yazıldı. Atatürk işte böyle başkomutan oldu. Elbette tek başına yapmadı bunu. İsmet Paşa, Fevzi Paşa, başka pek çok kahraman askerimiz... Çoluk çocuk, kadın erkek demeden; ayağında çarığı, yiyecek ekmeği olmayan halk da yanındaydı her zaman. Atatürk bir liderdi, hem de çok büyük bir liderdi. İşte biz böyle bir ecdadın torunlarıyız. İşte bizim Ata’mız böyle bir lider. Böyle şanlı bir tarih başka hiçbir millete nasip olmaz! Hepsini saygıyla, sevgiyle, özlemle ve rahmetle anıyorum...
Bugün ise bakıyoruz ki Atatürk’e hakaret eden hainler, cumhuriyetle hesaplaşmaya çalışan yobazlar, Türk-Kürt, Alevi-Sünni vb. ayrımlar ortaya çıkararak toplumu bölmeye uğraşan düşmanlar var. Hem de uzakta değil içimizdeler. Dış mihraklar yok mu; elbette var. Hatta dış politikanın kötü yönetimi sonucu pek çok Müslüman ülke dahi bugün karşımızda taraf alıyor.
Kaç gündür bu bayramın kutlanıp kutlanmayacağını tartışıyoruz. Bizim böyle bir tarihimiz var ve kendi ülkemizde bunu kutlayabilmek için adeta mücadele veriyoruz. Yine de protokol, tören, pandemi falan aslında hepsi önemsiz tartışmalar. Bu hassas konularda gerçekten iyi niyetli bir yönetim olsa kimse alınan önlemlere sesini çıkarmaz emin olun. Fakat daha 3 gün önce Malazgirt Zaferi kutlanıyorsa, Ayasofya Cami’si açılışında Diyanet İşleri Başkanı tarafından Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e rahmet değil, üstü kapalı bir şekilde lanet okunuyorsa, 5816 sayılı kanun düzgün uygulanmıyorsa ve bugün Anıtkabir’de yaşanan rezillikte ‘’Recep Tayyip Erdoğan’’ diye slogan atanlara sessiz kalınıyorsa doğal olarak insanlarda bir savunma iç güdüsü oluşuyor.
Peki bu yeni bir şey mi? Değil! Bugün muhalefet liderleri tarafından pek beğenilen Abdullah Gül de Cumhurbaşkanı iken sürekli bir mazeret uydurarak milli bayramlardaki resmi tören ve kutlamalara katılmıyordu. Bugünkü sorunların başlangıçlarından biriydi bu.
Tarihimize, şehitlerimize, vatanımıza, değerlerimize, bayramlarımıza sahip çıkmamız gerekiyor. Hani diyor ya bazıları ‘’Bunu paylaşmak zorunda değilim, coşkumu içimde yaşıyorum’’; paylaşmak zorundasınız! Hukuki bir sorumluluk olmayabilir evet ama bu değerler bize emanet edilmiş; korumak ve yaymak bizim görevimiz. Törenlere katılma veya Anıtkabir’e gitme imkanınız olmayabilir. Fakat bayrağınızı asın, tanıdıklarınızın bayramını kutlayın... Sosyal medyayı da asla hafife almayın ve hesaplarınızdan mutlaka paylaşın. Tavsiye olarak da en azında böyle günlerde birkaç Atatürk belgeseli izleyin. Günlük koşturmaca içinde insan kayboluyor, unutmayın... Hepinizin Zafer Bayramı’nı kutlarım!
Yorumlar
Yorum Gönder