Öylesine hızlı ve yoğun bir gündem var ki insan çok kısa zaman öncesini bile unutuveriyor. Ne dediğini, neler olduğunu hatırlamanın en iyi yolu bunu yazarak belgelemek. Aslında güzel bir arşiv de oluşuyor böylece. Blogumu oluşturmamın üzerinden neredeyse 80 gün geçti ve okumakta olduğunuz bu yazı 40. yazı olacak. Birkaç gündür üzerine uğraştığım, blogun en uzun ve özel yazısı olacak olan yazı ise 41’i beklemek zorunda kalacak. Fakat onun öncesinde bugüne dönecek olursak; mantık sınırlarını zorlayan mevcut gündem konularına son kez kısaca değinmek ve görüşlerimi belirtmek isterim. Yazının başlığında gördüğünüz 'akıl' gerçekten de her insana lazım bir şey. Ben bu yazıda sadece sorgulamanızı sağlamayı amaçlıyorum.
Öncelikle devlet aklı diyelim. Günümüzde maalesef anlamını yitirmiş, içi boşaltılmış bir siyasi terimden ibaret. Neden diyecek olursanız cevabı çok basit: yönetim şekli! Devlet dediğiniz kavram pek çok kurumlarıyla, farklı ideolojik görüşlerle, uzmanların yorumlarıyla, kuvvetler ayrılığıyla, medyanın denetimiyle ve daha pek çok gücün birleşmesiyle anlam kazanır. Bugünkü başkanlık sisteminde ise meclis etkisiz, milletvekilliği anlamsız durumdadır. Medya denetim gücünü yitirmiştir. Kurumların çoğu özgürlüğünü kaybetmiş veya satmıştır.
Bunu tabi ki durup dururken yazmıyorum. Biraz olsun araştıranlar, gündemi takip edenler hemen anlayacaktır benim neden bunları söylediğimi. Hatta hali hazırda tartışılan bazı haberlerle bağlantı bile kurabilmiştir bazılarınız. Yine de ben biraz ipucu vermekten kaçınmayacağım. Türk Tabipler Birliği kapatılsın diyen bir siyasal parti genel başkanı gördük. Daha önce baroları dinlemeyen zihniyet şimdi de sağlık çalışanlarını dinlemek istemiyor. Hem de böyle zorlu bir pandemi sürecinde. Nasıl ki bir operasyon başladığında askerin moralini bozmamak için herkesin destek vermesi gerekiyorsa bugün de olağanüstü bir durum söz konusudur ve başta siyasetçiler olmak üzere herkes sağlık çalışanlarını el üstünde tutmak zorundadır. O insanlar bizler için hayatlarını feda ediyorlar ise bunun karşılığındaki destek balkona çıkıp 1 dakika alkışlamanın çok daha ötesinde olmalıdır.
Yine aynı şekilde İç İşleri Bakanı ile Anayasa Mahkemesi Başkanı’nın kavga ettiği bir ülke de olmaz, olmamalıdır. Hele ki bakanların, aynı sistemle yönetilen ABD’deki karşılıklarıyla ‘sekreter’ oldukları; yargının ise cumhurbaşkanı karşısında ayağa kalkıp düğme iliklediği bir ülkede bu tartışmaların hiçbir anlamı yoktur. Eğitim Bakanı okulların açılmasıyla ilgili kararı kendi vermeli, Cumhurbaşkanı’na sormamalıdır. Sağlık Bakanı gerçek verileri paylaşabilmelidir. Turizm Bakanı ülkenin en önemli müzesinin siyasi nedenlerle kapatılmasına sevinmemelidir. Diyanet İşleri Başkanı dinin siyasete alet edilmesine izin vermemelidir. Tabi bu dediklerim normalde olması gerekenler; mevcut düzende umduklarım veya beklediklerim değil.
Devam edelim; Atatürk’ü tartışmaya açan, Kürdistan bayrağı paylaşan bir ana muhalefet partisi de olmamalıdır. Tek derdi koltuklarını korumak olan bu başarısız ve sözde muhalefet iktidarın bütün yanlışlarına ortaktır. İnsanları ikna etmek, çözüm sunmak, proje üretmek yerine göstermelik bir muhalefeti ve çoğunlukla iç mücadeleleri tercih eden bu zihniyet ülkeye hiçbir fayda sağlamadı, sağlamayacaktır da.
Sonuç olarak siyaset kurumu başta olmak üzere pek çok olgu artık değersiz hale gelmiştir. Gündemden de bazı hatırlatmalarla bunun nedenlerine kısa kısa değinmeye çalıştım. Üzerine düşünmesi ve daha fazlasını araştırması da sizin payınıza düşen bilinçlenme görevi olsun.
Yorumlar
Yorum Gönder