Son birkaç gün içinde yaşanan siyasi gelişmelerle ilgili kısa kısa fikirlerimi belirteceğim. 3 gün önce oldukça uzun bir Muharrem İnce analizi yazmıştım. Tabi onun da ön hazırlık süresiyle birleşince biriken siyasi gündem hakkında bir değerlendirme yapmam gerektiğini hissettim. Daha doğrusu bolca birikmiş eleştiri içerecek.
İktidar tarafındaki haberlerden başlamak gerekirse AKP’nin yeni üye çalışmalarının hız kazandığını söyleyebiliriz. Yaklaşık 2 hafta önce ‘100 bin yeni üye programı’ adı altında bir organizasyon düzenlenmişti. Şimdi de Rize-Çayeli’nde ortaya 'Sarayda bir gün' temalı saçma bir kampanya afişi çıktı. Partiye yeni üye kazandırmaya çalışmakta tabi ki bir sakınca yok. Aksine 10 milyon civarı üyesi olmasına rağmen hala çalışılması normalde tebrik edilmeli. Fakat pandemi nedeniyle toplu etkinliklerin yasaklandığı, vakaların daha korkutucu şekilde arttığı günlerde böyle organizasyonlar yapmak, Giresun’da kalabalıklar toplayıp çay dağıtmak veya 1500 kişinin davetli olduğu düğünler yapmak en hafif tabirle insanlarla dalga geçmek demektir. İnsanların sağlığını hiçe sayarak yapılan bu etkinliklere başta Sağlık Bakanı olmak üzere bütün kamuoyunca tepki verilmesi gerekir. Tabi güçlü bir adalet ve hukuk sisteminin kalmadığını en güzel kanıtlarından biri olarak o 1500 kişilik düğünü yapan AKP Milletvekiline 6000 TL gibi komik bir ceza kesildi...
Bakanlardan söz açılmışken bir söz de Milli Eğitim Bakanı’na etmemiz gerekiyor. Daha önce uzaktan eğitim kararı almak için Cumhurbaşkanı’ndan onay beklemesini eleştirmiştim. Şimdi ise çok daha felaket bir açıklama yapan Ziya Selçuk; EBA TV’nin çökmesini ‘’ Bu bizim için olumlu bir haber çünkü inanılmaz bir talep var.’’ şeklinde yorumladı. Bu aslında eğitim sistemimizin neden bu kadar kötü olduğunu açıklayan bir demeç. Aylardır doğru düzgün bir çalışma yapılmamış ve milyonlarca öğrenci ve öğretmen, daha ilk günden çöken bir sisteme mecbur edilmiş. Dahası teknolojik olarak da imkanı olmayan onlarca öğrenci de başka insanların yardım kampanyalarına muhtaç bırakılmış. Devlet tarafından dijital iletişim araçlarındaki vergi oranlarının kaldırılması ve internet ücretlerinde düzenleme yapılması beklenirken maalesef yeterli destek sağlanamadı.
'Bu seçim gidiyorlar’ dan başka elle tutulur bir argümanı olmayan CHP’nin ise bu kadar eleştirilen bir iktidar olmasına karşın oyunu artıramaması ve sayısı 1 milyon civarı olan üyelerinde bile ağır kayıplar yaşaması; ülkede nasıl bir muhalefet boşluğu olduğunu ortaya koyuyor. İktidardan bıkmış insanlar her seçim öncesi boşa çıkıyor, kararsızlar %25’leri buluyor ama muhalefet alternatif olmaktan o kadar uzak ki mecburen eski partisine dönüyor. Acınası bir kısır döngü ve bu döngü aynı şeyleri yaparak kırılamaz!
Muhalefet kısmına buradan geçiş yapmak sanırım daha anlamlı olacaktır. Muhalefet aynı şeyleri mi yapıyor? Dışardan bakıldığında öyle değil gibi görünüyor. AKP’den ayrılmış 2 yeni parti ile birlikte Millet İttifakı’nın genişletilmesi çabaları göze çarpıyor. Kemal Kılıçdaroğlu’nun ‘’Dostlarımızla iktidara yürüyeceğiz’’ sözü de bunun sigortası gibi. Fakat bunlar sadece kulağa hoş gelen ama gerçeklikte bir karşılığı olmayan içi boş söylemler. Sebebi ise çok fazla. Tabanları ve ideolojileri birbirlerinin tam tersi olan 7-8 tane partinin bir araya gelip de başarı yakalaması eşyanın tabiatına aykırı bir durum. Bakın farklı demiyorum; tamamen zıt!
Bu partilerin birleşebildiği tek ortak nokta mevcut iktidarı, daha doğrusu Recep Tayyip Erdoğan’ı devirmek. Fakat sonrasında böyle bir yapı ile ülke nasıl yönetilecek kısmı tam bir muamma. Çözüm üretmeden sadece eleştirmek, kuru muhalefetten öteye geçmiyor. Kılıçdaroğlu, son yaptığı açıklamalarda bu konu hakkında iki önemli şey söylüyor. Birincisi hala ve inatla Abdullah Gül’ü ön plana çıkarmaya çalışıyor; ikincisi de isimleri adaylıkla geçen popüler belediye başkanları Mansur Yavaş ve Ekrem İmamoğlu’nun üstünü çiziyor.
Muhalefetin önemli figürlerinden biri de Muharrem İnce. Memleket Hareketi adı altında ülkeyi dolaşmaya ve insanlarla sosyal mesafeyi koruyarak ama yakın temaslarda bulunmaya devam ediyor. İnce de bugün Fikret Bila’ya verdiği röportajda iki önemli şey söylüyor: ilki kuracağı potansiyel partinin kesinlikle Millet İttifakı içinde yer alacağı; ikincisi ise Cumhurbaşkanlığı adaylığı için önce CHP’nin adayına bakacağı. Bunu söylemesi aslında çok kritik ve riskli çünkü gözünün üzerinde kaşı var diye eleştirmeye hazır olan kesim bunu hemen Memleket Hareketi’nin reytinginin azlığına yoracaktır. Halbuki 1000 günlük bir planın henüz 20 günü geride kalmışken böyle bir düşünceye kapılacağını düşünmek saflık olur.
Muharrem İnce bu açıklamayla aslında Abdullah Gül, Ali Babacan gibi adayların önünü kesiyor. Daha önce de yaptığı çıkışın aslında Abdullah Gül’ün adaylığı ihtimalini ortadan kaldırdığını söylemiştim. Fakat Kılıçdaroğlu ilginç bir şekilde bu konuda ısrar ediyor. İnce de bu açıklamayla aslında bir anlamda tekrar Atatürkçü seçmene sesleniyor. Bu konuyla ilgili benzer açıklamaları ilerleyen günlerde de bekliyorum.
İYİ Parti ise bir kurultay atlattı. Daha doğrusu atlatamadı. CHP Kurultayı hakkında ‘Kurgutay’ başlıklı bir yazı yazmıştım. Genel başkanlık anlamında o denli sorunlar yaşanmasa da diğer gün yapılan GİK seçimi deyim yerindeyse ortalığı fena karıştırdı. Başta Ümit Özdağ ve Aytun Çıray olmak üzere bazı önemli isimlerin seçilmemesi dikkat çekti. Sonrasında ortaya çıkan el yazısı ufak bir liste ise asıl önemli noktaydı çünkü bu listeyi Koray Aydın’ın hazırladığı ve hedef gösterdiği isimlerin seçilmemesi için baskı kurduğu öne sürüldü. Bu durumdan rahatsızlık duyan 18 milletvekilinin internet üzerinden toplantı yaptığı da her iki taraftan isimlerin teker teker hem televizyondan hem de sosyal medya hesaplarından açıklamalar yapmasıyla birlikte dedikodu bir kulis bilgisi olmanın çok ötesine geçti.
Henüz 2. kurultayını gerçekleştiren bir partinin bu denli karışması akıllara hemen iktidar cephesinin kısa zaman önce yaptığı davet çağrısını getirdi. Acaba partiye içerden müdahale edilip merkez sağ çizgisinden kaydırılmak ve daha ülkücü bir noktaya getirilmek mi isteniyor? Bu kurultaydan önce de İYİ Parti’nin daha çok tek başına ülkeyi yönetme arzusunu vurguladığını ve parlamenter sisteme geçiş nedeni bahane edilerek ittifak değiştirebileceğini düşündüğümü söylemiştim. Zaman neler gösterir bekleyip göreceğiz.
İçeride gerçekten neler yaşandığını dışa yansımalarından az da olsa yorumlamaya çalışıyoruz. Fakat seçmenin gözünden bakarsak ortada karmakarışık ve başarısız bir muhalefet portresi görüyoruz. Dolayısıyla bu iç tartışmalar hep iktidar lehine kaçak oluşmasına neden oluyor. Bu nedenle Millet İttifakı'na dahil olacak yeni ve güçlü bir parti bu kaçağı keserek muhalif seçmen geçişine alternatif oluşturabilir.
Yorumlar
Yorum Gönder