Sosyal medyada dolaşan bir video dikkatimi çekti. Bu çok kısa video aslında bunca haberin, yaşanan bunca olayın ve gündemin özeti niteliğinde. Bazı bakanların yaptığı akıl almaz açıklamaların yer aldığı bu paylaşım Türkiye gerçeklerine çok güzel dikkat çekmiş. Görmeyenler ve izlemeyenler için deşifresini yapmam gerekirse:
- Sağlık Bakanı Fahrettin Koca: ‘’Her vaka hasta değildir.’’
- Maliye Bakanı Berat Albayrak: ‘’Kur benim için hiç önemli değil, oraya bakmıyorum.’’
- Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk: ‘’EBA’daki yoğunluktan söz edeyim; bu aslında bir taraftan da bizim için olumlu haber.’’
- Tarım Bakanı Bekir Pakdemirli: ‘’Et fiyatları aslında Türkiye’de şu anda yüksek değil.’’
Normal bir ülkede bu bakanların istifa etmesi gerekirdi. Fakat o senaryoyu da İç İşleri Bakanı’nda izledik ve gördük ki böyle bir yetkileri dahi yok. Bütün bu sekreter niteliğinde bakanları takip ettiğimizde ulaştığımız yer 'tek adam' oluyor. Bütün güç bir kişinin elinde olunca da otelleri olanın Turizm Bakanı, okulları olanın Milli Eğitim Bakanı, hastaneleri olanın Sağlık Bakanı olması kaçınılmaz oluyor...
Muhalefetin bu kötü gidişata çözüm önerisi ise sembolik bir cumhurbaşkanı çatı adayı belirleyip, parlamenter sisteme dönmek. Yani görev süresi kısalan ve rakipleri artan Recep Tayyip Erdoğan ile oyları düştüğü için büyük ihtimalle bir sonraki seçim mecliste çoğunluğu sağlayamayacak olan Cumhur İttifakı’nı kurtarma operasyonundalar. Hem sistemi eleştirip hem de muhalefetin bunu değiştirmek istemesini eleştirmek çelişkili görünüyor olabilir. Fakat sistem kadar sistemi kullananın ve kullanacak olan kişinin de önemli olduğunu unutmamak gerekir. Dolayısıyla yanlış ittifaklar ile birlikte yanlış bir adayı Cumhurbaşkanı seçtirdiğiniz anda siz her ne kadar sembolik olacak niyetiyle seçmiş olsanız da bütün yetki ve gücü kendisine teslim edeceğinizi de dikkate almalısınız. Ayrıca bu sistemin yarattığı tahribat ancak yine doğru isimlerin bu gücü doğru kullanmasıyla giderilebilir. Muhalefet ise bu imkanı reddederek Erdoğan’a yeniden güçlü bir parlamento ile Başbakanlık görevi vermenin peşindedir.
Tabi maalesef iç meselelerle uğraşmaktan bu gibi konulara muhtemelen zaman bulamıyor muhalefet partileri. Bir tarafta ne sandık güvenliği ne de ülkeyi yönetme iddiası olarak hazır olmadığı için erken seçim istemediğini itiraf eden ve bir yandan da içerden pek çok çatlak sesin yükseldiği CHP; diğer tarafta Kurultay sonrası adeta ikiye bölünmüş bir İYİ Parti... Liste krizinin ardından toplantı yapan 14 milletvekili tepki olarak meclis toplantılarına katılmama kararı aldığını duyurdu. Bir anlamda CHP’de yaşananların benzeri diyebiliriz.
Farklı televizyon programlarında İYİ Parti’den pek çok insanı dinledim. Genelde Meral Akşener’in adaylığı yönünde bir istekle birlikte ülkeyi tek başlarına yönetmeye talip olduklarını vurgulayan açıklamalar gördüm. Ülkenin menfaatleri doğrultusunda olan her şeye açık olunduğu kılıfıyla da Cumhur İttifakı’na kapıyı kapatmamaya devam ediyorlar.
Meclisteki muhalefet konumunda yer alan partilerden biri de HDP. Terörle bağını net bir şekilde koparmadığını yaptıkları açıklamalara da dayandırarak kabul etmekle birlikte adayları temiz kağıdı verilerek seçime sokulmuş resmi bir partiye bu denli operasyon yapılmasını da demokratik bulmuyorum. Seçimlerin üzerinden henüz bir buçuk yıl geçmesine rağmen HDP’nin kazandığı 8 il belediyesinin tamamına, toplamda kazandıkları 65 belediyenin de 48’ine kayyum atandı. Terör gerçekten hassas bir konu ve ülkenin güvenliği her şeyden önce gelir. Fakat seçime girmesine izin verilen bu kadar insan ve hatta parti daha önce temizdi de bu süreçte mi terörle bağlantı kurdu bunu da sorgulamak gerekir. Suçu kanıtlanmamış şekilde hapiste tutulan ama Cumhurbaşkanlığına aday olabilen Selahattin Demirtaş örneğinde olduğu gibi...
Yorumlar
Yorum Gönder