Ana içeriğe atla

İzmir Depremi

 

Her zamanki gibi hafta içinde yaşanan önemli gördüğüm gelişmeleri listeliyor, unutmamak için küçük notlar alıyordum. Yine siyasi gündemin içinden değineceğim pek çok olayı sıraya koyuyor; bir yandan da yazıma başlık düşünüyordum. Ta ki cuma günü saat 14.51’e kadar... Karşıyaka’da evimizde oturuyorken başladı her şey. İlk birkaç saniye sıradan bir deprem sarsıntısıydı. Fakat sonra anladım ki ben depremin ne olduğunu bilmiyormuşum. Şiddetin giderek artmasıyla önce evde sırayla devrilen eşyalar, ardından içerden gelen ‘’Yere yatın!’’ bağırışı. Hemen çömeldiğim yatağımın yanında camdan dışarıya bakarken bir yandan beşik gibi sallanıyor bir yandan da karşı apartmanın bacalarının parça parça yıkılışını izliyordum. Bir gerilim filmi sahnesi gibiydi adeta ve ben yere kapanmış ‘’artık bitsin’’ diye dua ediyordum. Bir ara yıkılmadan sonu gelmeyecek diye düşünmeye başladığım kabus gibi 40 saniyenin sonunda bitti. İlginç bir şekilde zihnen çok sakindim. Elim ayağımsa tir tir titriyordu doğal olarak. O an dedim ki kendi kendime ‘’Demek ki ölüm korkusu böyle bir şeymiş’’. Gerçek bir korku yaşayınca, endişelerden doğan soyut korkuların ne kadar da komik olduğunu anlıyor insan.  

 

Deprem nihayet durduktan sonra hızlıca bir şeyler giyip dışarı çıktık. Sadece bizim apartman değil çevrede ne kadar bina varsa hepsi boşaltılıyordu. Şanslıyız ki evimizin önünde bir park alanı var ve herkes orada toplanabildi. O kadar insanı görünce olayın ciddiyetini daha iyi anladım. Aslında buna biraz da sürü psikolojisi diyebiliriz. Böyle zamanlarda insanların dert yanarak birbirini panikletmektense sakinleştirmeye çalışmaları lazım. Deprem değil tedbirsizlik öldürür derler, ben buna bir de paniği eklemek isterim. Soğuk kanlı kalabilmek hayat kurtarır.  

 

İlk şoku atlattıktan sonra uzaktan da olsa bizim binayı ve sonra da etraftaki binaları inceledik. Çevredeki binalarda önemli herhangi bir hasar görünmüyordu. Tabi bu arada hatlar çalışmıyor; dolayısıyla da ne kimseye ulaşabiliyor ne de haber alabiliyorduk. Daha sonra yavaş yavaş durum düzeldi ve önce eş dost mesajları ardından da haberler gelmeye başladı. Öğrendik ki az önce 6.9 büyüklüğünde bir deprem atlatmışız. Bu İzmir’de gerçekleşmiş tarihteki en büyük depremlerden biri demekti. Dahası uzmanlar, İzmir’deki fayların potansiyeli göz önüne alındığında bunun yaşanabilecek en büyük depremlerden de biri olduğunu belirtti.  

 

Dışarıda beklerken sürekli artçı depremler yaşanıyordu. Yine uzmanların söylediğine göre bu artçıların bir hafta kadar sürmesi bekleniyor ve en fazla 6’ya kadar çıkması ön görülüyordu. Zaten mont alabilmek için geri girdiğimiz kısacık zamanda bile bir artçıya yakalanmıştık. Oturduğumuz apartman eski bir bina olmasına rağmen 1-2 yıl önce deprem testinden çok başarılı çıkmıştı. Bunun verdiği güvenle ve uzmanların bundan sonra yaşanacak artçılar için hasar görmeyen binalara tehdit oluşturmayacağı yönündeki ifadelerinden sonra akşam olunca herkes evlerine geri döndü.  

 

Ben tabi ki yaşadıklarımı daha iyi hissettirebilmek için bunları detaylıca yazıyorum. Fakat sonuçta biz olayı sadece psikolojik hasarla atlatabildik. Bayraklı başta olmak üzere çeşitli yerlerden ise çok üzücü haberler geldi. Çöken pek çok bina ve göçük altında kalan, hayatı kaybeden veya yaralanan onlarca insan... Bugün hala arama ve kurtarma çalışmaları devam ediyor. Çevre belediyelerden, hatta ülkelerden destek ve yardım mesajları gelmeye devam ediyor. Özellikle İzmir halkı çok başarılı bir sınav veriyor. Maddi, manevi her anlamda büyük bir dayanışma var. Çiçeklere basmayan, çöplerini toplayan, saygı nedir bilen güzel insanlarımız; pandemi olmasına rağmen ellerinden gelen desteği veriyor ve örnek bir duruş sergiliyor. 

 

Olay yerine gelen bakanlar, milletvekilleri ve pek çok siyasetçi de oldu. Manevi destek önemli olabilir ama çalışmalar devam ederken siyasetçilerin olay yerine gelmesinin gereksiz kalabalığa neden olduğunu düşünüyorum. Kalabalık da şu an hem pandemi hem de gürültü anlamında kurtarma çalışmalarını yavaşlatan ve aksatan bir etken. Tabi bir de iyi niyetli olmayıp şov peşinde koşan siyasetçiler var ama bugün siyaset konuşacak zaman değil. Ayrıca her ne kadar insan yerine koymaya gerek olmasa da sosyal medyada manipülatif açıklamalar yapan şahıslara soruşturma açılmasına da çok sevindim. Çok daha değerli olan hayvan dostlarımız içinse yetkili kurumlardan gerekli hassasiyeti göstermelerini bekliyoruz. İçinde hayvan olduğu bilinen binalar hakkında verilen yıkım emri umuyorum ki iptal edilecektir. Bütün canlıların tahliyesi tamamlanmadan yıkım emri vermek cinayettir! 

 

Ben bunları depremden yaklaşık iki gün sonra kaleme alıyorum. Evlerimizdeyiz ama halen tetikte ve her an dışarı çıkmaya hazırlıklıyız çünkü artçılar sürekli olmaya devam ediyor. Hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet, yakınlarına baş sağlığı ve sabır, yaralananlara da acil şifalar diliyorum. Umarım sayılar daha fazla artmadan bu felaketi atlatırız. Bu süreçte bizlere düşen kişisel olarak hazır olmanın yanında elimizden gelen yardımı yapmak. Olabildiğince trafiği tıkamayın, sessiz olun, wi-fi şifrelerinizi kaldırın, imkanınız varsa depremzedeler için kıyafet ve battaniye gibi erzaklar ile maske, dezenfektan, çocuk bezi yardımında bulunun ve sosyal medyadaki acil yardım numaralarını paylaşın. Kedi ve köpek maması ihtiyacı da olabilir, dostlarımızı unutmayalım. Son olarak da lütfen sakin, sabırlı ve soğuk kanlı kalmaya çalışın. Herkesin sinirleri bozuk ve anlayışlı olmak zorundayız. Hepimize geçmiş olsun... 

 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Memleket Partisi

    Aslında bu yazıyı yazmakta geç kaldığımın farkındayım ve bunun için okurlarımdan özür diliyorum. Fakat partinin kuruluş dilekçesi verildikten sonra hemen her gün yeni bir gelişme yaşandı. En sonunda partinin tüzüğü ve programını da tam anlamıyla okuyup olaya biraz daha  hakim  olarak ve derslerimin biraz daha rahatladığı bir dönemde paylaşmaya karar verdim. O gün bugün!      Aylardır yakından takip ettiğim Memleket Hareketi sonunda resmen partileşti. Öncelikle 17 Mayıs günü İç İşleri Bakanlığı’na verilen dilekçe ile birlikte tüzel kişiliğini aldı. Sonrasında 18 Mayıs günü genel başkan, genel başkan yardımcıları, MYK üyeleri ve kurucu üyelerin belirlenmesinin ardından parti genel merkezinde yapılan basın toplantısı ile resmen kurulmuş oldu. Dilekçeyi vermeye birlikte giden isimlerden Prof. Dr. Gaye Usluer parti sözcüsü, Prof. Dr. Hakkı Akalın genel sekreter,  Mv . Mehmet Ali Çelebi genel başkan yardımcısı, Serkan Ufuk Akgün genel sayman ve Mert...

Batıyoruz!

  Ülkenin en önemli konusu, daha doğrusu sorunu tartışmasız ekonomi. Türk Lirası değer kaybetmeye devam ediyor. Dolar, Euro, Altın tarihi rekorlar kırıyor. Ekonomik bir krizin içinde olduğumuz  aşikar . Fakat bu kriz; yandaş medya ve TÜİK gibi kanallar aracılığıyla yumuşatılarak aktarılıyor. Piyasaya dolar sürerek ve para basarak tutulmaya çalışılıyordu ama devletin kasasının yavaş yavaş boşalmasıyla iş kontrolden çıktı ve bugünkü tablo bunun bir sonucu.      Ekonomiyi siyasetten ayrı düşünemeyiz. Hem neden hem de sonuç olarak. Neden olarak baktığımızda, kötü yönetim ve ülke içinde adalete güven olmaması kaynaklı yabancı yatırımcının gelmemesi, dolar endeksli yapılan ve icraatmış gibi gösterilen ama ülkenin ekonomisine darbe niteliğinde olan köprü, hastane gibi yapılar...      Son Başbakan Binali Yıldırım kendisine sorulduğunda ‘’Dolar dolsa  n’olur  dolmasa  n’olur  demişti. Ciddiyetsizlik konusunda pek bir değişiklik yok aslı...

Yazarlığa İlk Adım

Yeni bir yılda, alışılmışın dışında bir yazıyla hepinize merhaba diyorum. Düzenli okurlarım fark etmişlerdir ki uzun zamandır ortalarda yoktum. Bu sürede sosyal medya kullanmamaya çalıştım; hatta ülkede onca gündem varken tek bir blog yazısı dahi yazmadım. Tabi bunlar yalnızca, sizin takip edebildiğiniz kadarıydı. Özel hayatımda da pek dışarı çıkmadığım, tele fonumun devamlı kapalı olduğu, geceleri oturup gündüzleri uyuduğum, insanlarla iletişim kurmayı olabildiğince kesip tamamen kendi içime kapandığım bir dönem oldu. Esasında bitmiş gibi bahsetmek doğru olmaz çünkü insanlardan uzak kaldıkça daha mutlu ve huzurlu olduğumu gördüm. Bu denli ‘asosyal’ olmasa bile ‘az sosyal’ yaşantımı sürdüreceğim. Kendime, düşünmeye ve hayal kurmaya zaman ayırabilmemin beni fazlasıyla beslediğini anladım. Bunun hayatımda bazı yeni ve önemli kararlar almamda nasıl bir faktör olduğuna değineceğim elbet. Ancak öncesinde, dışarıdan bakıldığında ani meydana gelmiş gibi görünen bu değişimin derinine inmem ...