Ana içeriğe atla

Vicdan

 

Vicdan çok önemli ve söylemesi kulağa hoş gelen ama kolay kolay da herkeste bulunmayan bir özelliktir. Vicdan ve ilke birbirinden ayrılamayan iki kardeş gibidir. Vicdanınız ne kadar yüksek ise o kadar doğru prensipler oluşturur, prensiplerinize sadık kaldığınız sürece de ilkeli bir çizgi tutturursunuz.  Tabi burada kastettiğim, sabit fikirlilik ile karıştırılmamalıdır. Bana göre prensipler, fikirler üzerine değil; dürüstlük, adalet gibi etik değerler üzerine kurulmalıdır. Lafı biraz dolandırdım ama gündemi takip ediyorsanız eminim ne hakkında yazdığımı tahmin etmişsinizdir.  

 

Geçtiğimiz günlerde Bülent Arınç, Habertürk kanalında katıldığı bir programında Selahattin Demirtaş ve Osman Kavala’nın hapiste olmasının yanlış olduğunu, tahliye olmaları gerektiğini belirtti. Hem hukuki süreç devam ettiği için hem de asıl konu bu olmadığı için fazla bir yorumda bulunmayacağım. Fakat doğru-yanlış demesek de hapiste olan bir kişiye temiz kağıdı verilerek Cumhurbaşkanı adayı olmasına izin verilmesinin kendi içinde çelişkili bir durum olduğunu daha önce de söylemiştim.  

 

Bülent Arınç’ın stratejik açıklamasına geri dönersek; CHP Grup Başkanvekili Engin Altay bu konuyla alakalı ilginç ve tepki çeken bir yorum yaptı. Altay, Arınç'ı ‘AKP’nin vicdanı’ olarak tanımladı. Anlaşılan o ki sayın Altay, vicdanın ne demek olduğunu pek bilmiyor. Zaten biliyor olsaydı 24 Haziran 2018 seçim gecesiyle ilgili soru işaretlerini ortadan kaldıracak bir açıklama çoktan yapardı. Fakat böyle bir yazı kaleme almamın tek nedeni tabi ki bu konu değil.  

 

Engin Altay’ın bu açıklamasına parti içinden tepki gösteren Barış Yarkadaş, Ali Rıza Çelebi gibi kişiler ne enteresandır ki(!) Canan Kaftancıoğlu’nun ‘’Atatürk demeyi tercih etmiyorum’’ açıklamasına tepki gösterenlerle aynı kişiler. Aynı şekilde bu sabah İyi Partili Yavuz Ağıralioğlu’nun Fox Tv’deki bir programda yaptığı ‘’Abdülhamit neyse Atatürk odur’’ şeklindeki korkunç açıklamasına tepki gösteren partililer de daha önce pek çok konuda partilerini eleştirmiş olan Aytun Çıray, İsmail Koncuk gibi isimler. Nedeni ise çok basit: bu insanlar ilkeli siyaset yapan vicdan sahibi kişiler ve ne yazık ki artık azınlıktalar! Zaten aynı nedenle de partilerinin istenmeyen kişileri yine onlar... 

 

Her itiraz eden haklıdır demiyorum ama taraf olmayan bertaraf olur mantığından kurtularak önce bir durup düşünmek, geçmişlerine bakmak, anlamaya çalışmak gerekiyor. Vicdan sahibi oldunuz mu yeri gelir devlet meselesinde hükümete de destek verirsiniz, yeri gelir mafya tehdit ettiğinde muhalefet genel başkanına da destek verirsiniz. İktidara benzemeye çalışmak yerine ilkeli bir siyaset ile değişimi başarmaya çalışmak; artık herkesin seçmenini konsolide etmek için karşı tarafı düşman gibi gösterdiği bir ortam ve kutuplaşmanın zirve yaptığı bir milletle kolay bir şey değil. 

 

Muharrem İnce hep bir siyasetçinin karar alırken 5 kritere dikkat etmesi gerektiğini ve bunların kamu yararı, hukuka uygunluk, bilime uygunluk, vicdana uygunluk ve dünya görüşüne uygunluk olduğunu belirtir. Geldik mi yazının başına geri; prensipler, ilkeler... 

 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Memleket Partisi

    Aslında bu yazıyı yazmakta geç kaldığımın farkındayım ve bunun için okurlarımdan özür diliyorum. Fakat partinin kuruluş dilekçesi verildikten sonra hemen her gün yeni bir gelişme yaşandı. En sonunda partinin tüzüğü ve programını da tam anlamıyla okuyup olaya biraz daha  hakim  olarak ve derslerimin biraz daha rahatladığı bir dönemde paylaşmaya karar verdim. O gün bugün!      Aylardır yakından takip ettiğim Memleket Hareketi sonunda resmen partileşti. Öncelikle 17 Mayıs günü İç İşleri Bakanlığı’na verilen dilekçe ile birlikte tüzel kişiliğini aldı. Sonrasında 18 Mayıs günü genel başkan, genel başkan yardımcıları, MYK üyeleri ve kurucu üyelerin belirlenmesinin ardından parti genel merkezinde yapılan basın toplantısı ile resmen kurulmuş oldu. Dilekçeyi vermeye birlikte giden isimlerden Prof. Dr. Gaye Usluer parti sözcüsü, Prof. Dr. Hakkı Akalın genel sekreter,  Mv . Mehmet Ali Çelebi genel başkan yardımcısı, Serkan Ufuk Akgün genel sayman ve Mert...

Batıyoruz!

  Ülkenin en önemli konusu, daha doğrusu sorunu tartışmasız ekonomi. Türk Lirası değer kaybetmeye devam ediyor. Dolar, Euro, Altın tarihi rekorlar kırıyor. Ekonomik bir krizin içinde olduğumuz  aşikar . Fakat bu kriz; yandaş medya ve TÜİK gibi kanallar aracılığıyla yumuşatılarak aktarılıyor. Piyasaya dolar sürerek ve para basarak tutulmaya çalışılıyordu ama devletin kasasının yavaş yavaş boşalmasıyla iş kontrolden çıktı ve bugünkü tablo bunun bir sonucu.      Ekonomiyi siyasetten ayrı düşünemeyiz. Hem neden hem de sonuç olarak. Neden olarak baktığımızda, kötü yönetim ve ülke içinde adalete güven olmaması kaynaklı yabancı yatırımcının gelmemesi, dolar endeksli yapılan ve icraatmış gibi gösterilen ama ülkenin ekonomisine darbe niteliğinde olan köprü, hastane gibi yapılar...      Son Başbakan Binali Yıldırım kendisine sorulduğunda ‘’Dolar dolsa  n’olur  dolmasa  n’olur  demişti. Ciddiyetsizlik konusunda pek bir değişiklik yok aslı...

Yazarlığa İlk Adım

Yeni bir yılda, alışılmışın dışında bir yazıyla hepinize merhaba diyorum. Düzenli okurlarım fark etmişlerdir ki uzun zamandır ortalarda yoktum. Bu sürede sosyal medya kullanmamaya çalıştım; hatta ülkede onca gündem varken tek bir blog yazısı dahi yazmadım. Tabi bunlar yalnızca, sizin takip edebildiğiniz kadarıydı. Özel hayatımda da pek dışarı çıkmadığım, tele fonumun devamlı kapalı olduğu, geceleri oturup gündüzleri uyuduğum, insanlarla iletişim kurmayı olabildiğince kesip tamamen kendi içime kapandığım bir dönem oldu. Esasında bitmiş gibi bahsetmek doğru olmaz çünkü insanlardan uzak kaldıkça daha mutlu ve huzurlu olduğumu gördüm. Bu denli ‘asosyal’ olmasa bile ‘az sosyal’ yaşantımı sürdüreceğim. Kendime, düşünmeye ve hayal kurmaya zaman ayırabilmemin beni fazlasıyla beslediğini anladım. Bunun hayatımda bazı yeni ve önemli kararlar almamda nasıl bir faktör olduğuna değineceğim elbet. Ancak öncesinde, dışarıdan bakıldığında ani meydana gelmiş gibi görünen bu değişimin derinine inmem ...