Ana içeriğe atla

Elveda

 

En son yazdığım ‘Kapanış 2020’ başlıklı değerlendirme yazısının üzerinden yaklaşık bir ay geçti. Bu 1 aylık süreçte sınavlarımın yoğunluğu nedeniyle yazamadım ve şüphesiz ki hakkında konuşulması gereken olaylar yaşandı. Yaklaşık olarak 10 gün sonra yazılarıma devam edeceğim ve zaman içinde bir şekilde bunlara değineceğim. Fakat bugünkü yazımın başlığı gördüğünüz üzere ‘Elveda’. 2021’in ilk blog yazısında böyle bir başlık seçmemin nedeni önümüzdeki günlerde siyasette önemli bir vedanın yaşanacak olması. 42 yıllık Cumhuriyet Halk Partili Muharrem İnce, partisinden istifa ediyor! 

 

Memleket Hareketi Partileşiyor 

Geçtiğimiz sene 4 Eylül’de Sivas’tan Memleket Hareketi’ni başlatan İnce, zorlu pandemi şartlarına rağmen kısa sürede pek çok ili dolaşmış ve parti kurması yönünde halktan yoğun bir talep geldiğini söylemişti. Hareketin kadrosundan bugüne kadar sadece bir kişi, Erkin Şahinöz dışarıdan desteklediğini belirtti, ayrıldı ve yine alanında uzman pek çok kişinin katılımıyla sayı yaklaşık iki katına çıktı.  

 

Son günlerde kamuoyunda tanınmış, özellikle Atatürkçüler tarafından çok sevilen bazı isimlerin de adı geçmeye, siyasetin içinden Memleket Partisi’ne geçecek olan vekiller olduğu konuşulmaya başlandı. İyi Parti’nin de kurucu üyelerinden olan Eski SAT Komandosu emekli Deniz Kurmay Albay Ali Türkşen bu kişilerden birisi ve harekete katıldığını resmen açıkladı. Ayrıca İsmail Saymaz, Chp İzmir Milletvekili Teğmen Mehmet Ali Çelebi ve kendisiyle beraber 2 milletvekilinin daha Muharrem İnce ile hareket edeceğini belirtti. Hali hazırda da pek çok milletvekili ve siyasetçi ile aktif temasta olunduğu biliniyor. Yeni partiye geçecek olan vekillerin sayısı 3 mü olur 10 mu yoksa çok daha fazla mı şimdilik belli değil ama mecliste temsil edileceği kesin. 

 

1 Mart 

Bu kısa değerlendirmeden sonra gelelim işin veda kısmına. Söylenildiği üzere bir yandan yeni partinin tüzük ve programı için çalışan İnce bir yandan da istifa mektubunu hazırlıyor. İster sevin ister sevmeyin ister destekleyin ister yanlış bulun; bu çok acı ve kolay kolay unutulmayacak bir mektup olacak. Düşünün ki çocukluğunuzda beri gönül bağı kurduğunuz, her türlü çalışmayı ve fedakarlığı yaptığınız bir yuvanız var ve sonradan buraya gelenler değer verdiğiniz her şeyi kırıp döküyor, sonra da sizi ve yakınlarınızı yuvadan dışlıyor. Tabi bu işin görece kişisel ve duygusal yanı. Fakat bu mektupta Muharrem İnce’nin uzun süredir dile getirdiği şikayetler, zaman zaman parti zarar görmesin diye susarak kendini feda ettiği durumlar ve ideolojik ayrılıklar daha ön plana çıkacaktır.  

 

Özellikle partinin kendi oyunu artıramamasına rağmen değişime izin vermeyip yanlış dostlarla yoluna devam etme çabası içinde olunması, partide Atatürk isminden rahatsızların olması, eyaletleşmenin önünü açabileceği söylenen gizli anayasa görüşmeleri, her türlü ön seçimin kaldırıldığı ve delegelerin önemini yitirdiği parti içi antidemokratik yönetim anlayışı, üzerinin kapatılmaya çalışıldığı anlaşılan taciz olayları ve pek çok kazanılan ilçe belediyesinde ortaya çıkan rezillikler gibi İnce’nin de ‘her hafta bir skandal’ diye altını çizdiği pek çok şey siyasi yol ayrımı kararının altını dolduracaktır.  

 

Kolay bir karar değil! Muharrem İnce, önem sıralaması sorulduğunda her zaman Türkiye, CHP ve kendisi şeklinde sıralama yapar. Bugüne kadar da partiye zarar gelmesin bana gelsin sorun değil dedi ama artık Türkiye için CHP’yi bırakma zamanı geldi. Eminim hala çok güçlü bir bağı vardır. Fakat o yürekten desteklediği, uğruna mecliste tek başına mücadeleler verdiği, ilkelerini benimsediği Atatürk’ün CHP’sinden artık eser yok. Yine Mustafa Kemal Atatürk’ün 1935 senesinde dediği gibi ‘’Nereden bileyim CHP’nin sonsuza kadar benim partim olacağını’’... 

 

Kendi Elvedam 

CHP’ye bir veda da benden olacak ki aslında takım tutar gibi parti desteklemeyen bir insan olarak mevcut yönetimin çok sayıda büyük yanlışıyla birlikte benim de bağım zaten çok önceden kopmuştu. Parti üyesi değilim veya herhangi farklı bir resmi bağım yok ama çok eskiye dayanmasa da benim de bir gönül bağım vardı. Pek çok insanda olduğu gibi bu gönül bağı aslında mevcut yönetime duyulan güvenden değil, Atatürk’ün hatırasına olan saygıdan kaynaklanıyordu. Fakat artık Atatürk ilkeleri, Atatürk’ün hatırasına ağır basıyor.  

 

İlk oyumu 1 Kasım 2015 erken genel seçiminde kullanmıştım ve heyecandan ellerim titreye titreye mührü altı oka vurmuştum. Daha sonra başkanlık referandumda ‘’Hayır’’, Cumhurbaşkanlığı seçiminde ‘’İnce’’, genel seçimde son kez içime sinmeyerek de olsa ‘’CHP’’ ve yerel seçimde de ikametim Ankara’da olduğundan büyükşehir için ‘’Yavaş’’; Çankaya için de ‘’Taşdelen’’... Doğma büyüme Karşıyakalı, İzmir sevdalısı ve üniversiteyi ODTÜ’de okumuş bir genç olarak nasıl bir çevreden geldiğim az çok tahmin ediliyordur. Fakat eş dost akraba herkes artık durumdan şikayetçi ve bir daha CHP’ye oy vermemeyi düşünüyor. Aynı şekilde Muharrem İnce’nin Memleket Hareketi çıkışından çok daha önce kendimi kararsız sınıfında tanımlayan bir seçmen olarak vicdanım bu konuda çok rahat. Umarım ileride yeniden Atatürk çizgisine geri döner... 

 

Toxicler 

Şimdi gelelim ısrarla, sadece saldırı amaçlı ve bir cevap beklemeyen saçma eleştirilere. ‘Adam kazandı’, ‘o gece neredeydin’, ‘50 bin avukatla gidecektin’, ‘oylarımıza sahip çıkmadın’ gibi defalarca açıkladığımız ama art niyetle paylaşılmaya devam eden bu saçma sapan yorumları daha fazla muhatap almayacağım. Hiç zannetmiyorum yapacaklarını ama hala bunları yazanlar, açıklama için isterlerse önceki yazılarıma bakabilir.  

 

Son döneminde de ‘oylar bölünecek’ ve ‘İnce AKP’ye çalışıyor’ öne çıkıyor. Öncelikle yeni seçim sisteminde artık oy bölmek diye bir durum yok çünkü ittifaklar ve %50+1 var. Bir partinin oy bölmesi için karşı ittifaka katılması lazım ki zaten öyle bir durumda kimse kendisine oy vermeyecektir. Bu hareket muhalefeti bölmez; hatta tam tersine yeni ve iddialı bir parti için şu an en uygun zaman çünkü anketlerde görüldüğü üzere kararsızların oranı %30’lara gelmiş durumda. Bunu oransal olarak dağıtıp da ‘Bakın AKP zaten gidiyor’ demek manasız. 10 senedir aynı şeyleri duyuyoruz ve bir yere gittikleri yok. Çünkü o kararsız seçmenin çoğu aslında ülkenin yönetiminden memnun olmayan iktidar seçmeni. Önlerine yeni bir alternatif konulmadığı sürece dönüp dolaşıp seçimde yine iktidara oy verecekler.  

 

Biraz da ‘İnce AKP’ye çalışıyor’ ile eğlenmek istiyorum. Bunun neden mantıksız olduğunu defalarca açıkladık ama belli ki hala anlamak istemeyenler var. Sanırım doğru düzgün açıklayınca bu insanlara sıkıcı geliyor. O yüzden bu sefer dediklerini kabul ederek deneyeceğim şansımı. Hadi diyelim ki doğru: Muharrem İnce saraya da gitti, saraydan parti kurmak için destek de aldı, evet iktidara çalışıyor ve amacı CHP’yi bölmek... Sadece tek bir şey soracağım: Neden? 

 

42 senelik emeğini, 18 yıl bu zihniyete karşı verdiği mücadeleyi ve onurunu neden çöpe atsın da bir anda iktidara çalışmaya başlasın? Makam için olamaz! AKP kendisini Cumhurbaşkanı veya Genel Başkan yapmayacağına göre CHP’de de pekala yaşananları umursamayıp kukla bir grup başkan vekili veya genel başkan yardımcısı olabilirdi. Para için de olamaz! 18 senedir milletvekili maaşı almasına ve adaylığı zamanında mal beyanında da belirttiği üzere iyi sayılabilecek bir maddi durumu olmasına rağmen memleketi Yalova’nın Elmalık Köyü’ndeki evinde yaşayan, doğayla ve toprakla uğraşmayı seven birisi para ile ne yapacak kendine saray mı yaptıracak? Kişisel hırsları için hiç olmaz! Bu kadar şahsi bir konu için yola çıkan birisi ne etrafında bu kadar önemli insanı toplayabilir ne de halktan oy alabilir. Fakat bunları düşünmek yerine ‘A Haber veriyorsa kötüdür’ gibi kendilerine basit bir kıstas belirlemişler ve devamlı saldırıyorlar. 

 

Hatta sadece Muharrem İnce’ye değil onunla temas kuran herkese de saldırıyorlar. İnce’yi yayınına davet eden Fatih Portakal’ın kanalına pek çok birbirinin aynısı troll yorumu geldi. Yine Ali Türkşen bu konuyla ilgili kendisini eleştirenlere ‘’Beğenmeyen kızına almaz, en azından ülke için bir şeyler deniyoruz’’ diye cevap vermişti. Kendisiyle temas halinde olduğu bilinen daha pek çok siyasetçiye ve gazeteciye de benzer hesaplardan benzer mesajlar geliyor. Gözlerini öyle bir nefret bürümüş ki; bu insanlar destekliyorsa vardır bir bildikleri demiyorlar da destekledikleri için onlara da düşman kesiliyorlar. Burada normalde pek sert üslupta yazmıyorum ama zaten o kadar saçma bir durum ki ne söylesem hafif kalıyor. Ya ciddi zeka sıkıntısı var ya da bu iş için görevlendirilmişler ve 3-5 takipçili onlarca yedek hesaplarından organize şekilde saldırıyorlar. 

 

Diyeceksiniz ki desteklemeyen herkes böyle mi olmak zorunda? Tabi ki hayır! Fakat tartışmaya açık, düşünebilen ve sabit fikirli olmayan insanlar zaten kendilerince ve uygun bir dille eleştirilerini yapıyor. Son zamanlarda siyasette moda olan Twitch kanallarının chatinde bu tarz kişilere ‘toxic’ derler ve genelde kanalın moderatörleri tarafından anında ban’lanırlar. Belki de sosyal medyaya da tarafsız, adil ve dürüst mod’lar gerekiyordur... 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Memleket Partisi

    Aslında bu yazıyı yazmakta geç kaldığımın farkındayım ve bunun için okurlarımdan özür diliyorum. Fakat partinin kuruluş dilekçesi verildikten sonra hemen her gün yeni bir gelişme yaşandı. En sonunda partinin tüzüğü ve programını da tam anlamıyla okuyup olaya biraz daha  hakim  olarak ve derslerimin biraz daha rahatladığı bir dönemde paylaşmaya karar verdim. O gün bugün!      Aylardır yakından takip ettiğim Memleket Hareketi sonunda resmen partileşti. Öncelikle 17 Mayıs günü İç İşleri Bakanlığı’na verilen dilekçe ile birlikte tüzel kişiliğini aldı. Sonrasında 18 Mayıs günü genel başkan, genel başkan yardımcıları, MYK üyeleri ve kurucu üyelerin belirlenmesinin ardından parti genel merkezinde yapılan basın toplantısı ile resmen kurulmuş oldu. Dilekçeyi vermeye birlikte giden isimlerden Prof. Dr. Gaye Usluer parti sözcüsü, Prof. Dr. Hakkı Akalın genel sekreter,  Mv . Mehmet Ali Çelebi genel başkan yardımcısı, Serkan Ufuk Akgün genel sayman ve Mert...

Batıyoruz!

  Ülkenin en önemli konusu, daha doğrusu sorunu tartışmasız ekonomi. Türk Lirası değer kaybetmeye devam ediyor. Dolar, Euro, Altın tarihi rekorlar kırıyor. Ekonomik bir krizin içinde olduğumuz  aşikar . Fakat bu kriz; yandaş medya ve TÜİK gibi kanallar aracılığıyla yumuşatılarak aktarılıyor. Piyasaya dolar sürerek ve para basarak tutulmaya çalışılıyordu ama devletin kasasının yavaş yavaş boşalmasıyla iş kontrolden çıktı ve bugünkü tablo bunun bir sonucu.      Ekonomiyi siyasetten ayrı düşünemeyiz. Hem neden hem de sonuç olarak. Neden olarak baktığımızda, kötü yönetim ve ülke içinde adalete güven olmaması kaynaklı yabancı yatırımcının gelmemesi, dolar endeksli yapılan ve icraatmış gibi gösterilen ama ülkenin ekonomisine darbe niteliğinde olan köprü, hastane gibi yapılar...      Son Başbakan Binali Yıldırım kendisine sorulduğunda ‘’Dolar dolsa  n’olur  dolmasa  n’olur  demişti. Ciddiyetsizlik konusunda pek bir değişiklik yok aslı...

Yazarlığa İlk Adım

Yeni bir yılda, alışılmışın dışında bir yazıyla hepinize merhaba diyorum. Düzenli okurlarım fark etmişlerdir ki uzun zamandır ortalarda yoktum. Bu sürede sosyal medya kullanmamaya çalıştım; hatta ülkede onca gündem varken tek bir blog yazısı dahi yazmadım. Tabi bunlar yalnızca, sizin takip edebildiğiniz kadarıydı. Özel hayatımda da pek dışarı çıkmadığım, tele fonumun devamlı kapalı olduğu, geceleri oturup gündüzleri uyuduğum, insanlarla iletişim kurmayı olabildiğince kesip tamamen kendi içime kapandığım bir dönem oldu. Esasında bitmiş gibi bahsetmek doğru olmaz çünkü insanlardan uzak kaldıkça daha mutlu ve huzurlu olduğumu gördüm. Bu denli ‘asosyal’ olmasa bile ‘az sosyal’ yaşantımı sürdüreceğim. Kendime, düşünmeye ve hayal kurmaya zaman ayırabilmemin beni fazlasıyla beslediğini anladım. Bunun hayatımda bazı yeni ve önemli kararlar almamda nasıl bir faktör olduğuna değineceğim elbet. Ancak öncesinde, dışarıdan bakıldığında ani meydana gelmiş gibi görünen bu değişimin derinine inmem ...