Ana içeriğe atla

İstifanın Ardından

 

Muharrem İnce’nin CHP’den istifa etmesinin üzerinden yaklaşık 4 gün geçti. Özellikle sıcağı sıcağına değil de birkaç gün gelişmeleri takip ettikten sonra yazmak istedim ve üzerine konuşulacak pek çok şey de oldu. Er ya da geç bu ayrılığın olacağı birkaç ay öncesinden belli olmuştu ve 1 Mart 2003 tezkeresinin yıldönümünde Muharrem İnce’nin istifa dilekçesini vermesi planlanıyordu. Fakat 3 milletvekilinin istifaları ve ardından başlayan toplu üye istifalarıyla birlikte süreç hızlandırıldı. Bana göre de doğrusu yapıldı çünkü iş uzadıkça ‘İnce istifa etmiyor, CHP de partiden atmıyor’ dengesindeki durumdan yavaş yavaş tepki okları Muharrem İnce’ye dönmeye başlamıştı. Sembolik günler önemli ama zaman çok daha önemli. Partinin kuruluş tarihi için de yetişme durumuna göre 23 Nisan veya 19 Mayıs olması düşünülüyor. Aslında bir anlamda tek seçimlik, 3-5 vekillik bir pazarlık partisi olmayacağının vurgulaması bakımından bu özel gün tercihi önemli olabilir.  

 

İstifa nedenlerini sıraladığı basın açıklamasına bakacak olursak, bugüne kadar hem benim yazdığım hem de Muharrem İnce’nin defalarca eleştirdiği konuların maddeleşmiş halini duyduk diyebiliriz. Genel anlamda Atatürkçü çizgiden kayılması, milli meselelere bilinçsiz yaklaşılması, ilkesiz seçim stratejileri ve yanlış ittifak politikaları öne çıkan konular oldu. Bu konular, tarafsız gözle bakabilen hemen her CHP seçmeninin de yakındığı konulardı. Zaten parti oylarının önemli bir kısmı, Atatürk’ün partisi olmasının hatırına ve seçmenlerin içine sinmeden verdiği oylardan oluşuyor. İstifanın ertesi günü CHP grup toplantısının ardından parti sözcüsü Faik Öztrak’ın yaptığı açıklamaları dikkatli incelerseniz aslında hükümete eleştiri değil, Muharrem İnce’ye cevap niteliği taşıdığını fark edersiniz. Soros konusunun açılması, yağ fiyatlarından bahsedilmesi, yoksulluğa değinilmesi ve en önemlisi Cumhurbaşkanı’nın istifaya davet edilmesi... Belli ki bir değerlendirme yapılmış ve Muharrem İnce’nin bir önceki gün eleştirdiği konular hakkında konuşarak ‘bak biz de etkili muhalefetiz’ mesajı verilmek istenmiş. CHP Grup Başkanvekili Engin Altay da bugünkü açıklamalarında milli meselelere değinerek, taviz verilmediği müddetçe devletin yanında olduklarını belirtti. Kısacası ‘giden gider, umurumuzda değil’ söylemleri komik ve kimsenin inanmayacağı sözlerden ibaret. Artık her konuda kendilerine çeki düzen vermek zorundalar. 

 

Muharrem İnce dün akşam Habertürk kanalında 3 saatlik uzun bir yayına katıldı. İstifa gerekçelerinden tutun yeni partiye ve siyasi stratejilerine kadar pek çok konuya değindiği bu programı izlemenizi tavsiye ederim. Zaten televizyon reytinglerinde haber kanalları içerisinde uzak ara birinci oldu ve Youtube trend videolar listesine girdi. Seviyor mu veya destekliyor mu süreç ve sürecin sonunda seçim gösterecek ama şu bir gerçek ki Türkiye Muharrem İnce’nin ne söyleyeceğini merak ediyor ve dinliyor. Bu çok önemli çünkü şu an özellikle muhalefet yandaşı kanallarda kendisine yönelik bir boykot ve oyları böldüğü yönünde bir algı operasyonu yürütülüyor. Dolayısıyla da sokaktaki özellikle belli bir yaşın üzerindeki CHP seçmeni kendisine tam olarak güvenemiyor. Fakat reytingi o kadar yüksek bir siyasetçi ki başka bir kanalda, bir haberde, bir açıklamada hatta bir tweet ile bile gündem olabiliyor ve insanların haberi oluyor. Özellikle parti kurulduktan ve başka televizyon programlarına çıktıktan sonra insanların kafasındaki şüpheler hızla silinecektir.  

 

Faik Öztrak direkt Muharrem İnce eleştirileri ile ilgili soruya da ‘bıraksın bu saray ağzını’ gibi bir cevap verdi. Daha önce de Özgür Özel, istifa eden vekiller ile ilgili açıklamasında benzer bir yaklaşımda bulunmuş ve başta Mehmet Ali Çelebi’den olmak üzere sert cevaplara maruz kalmıştı. Anlaşılan CHP yönetimi bu iftiralar konusunda yeterince ders almamış ki Faik Öztrak da dün akşam Muharrem İnce’nin katıldığı programda bu sert cevaplardan nasibini aldı. Kişisel atışmaların dışında yol haritasıyla ilgili de pek çok konu konuşuldu. En çok dikkatimi çeken kısım yeni kurulacak olan partinin kırmızı çizgileri oldu. İnce, herkesin partiye gelebileceğini, sağ-sol gibi bir konum yerine ‘Cumhuriyetçi’ olarak tanımlanacağını söylerken bir yandan da bazı kişilere şimdiden kapıyı kapatan kriterler ortaya koydu. 6 maddeden oluşan bu kırmızı çizgilere göre; Atatürk ile sorunu olanlar, doğa ve çevreye saygısı olmayanlar, kadına şiddet ve çocuk istismarına karşı durmayanlar, terörün her türlüsünü lanetlemeyenler, siyasetten rant elde etmek isteyenler ve ayrımcılık yapanlar partiye davetli değil! Bir diğer dikkatimi çeken husus kadın erkek eşitliği konusunda kota yerine fermuar sisteminin tercih edilmesi. Bu tam anlamıyla modern bir cinsiyet eşitliğinin garantisi olan bir uygulama. Göstermelik olarak konan cinsiyet kotalı sistemlerde kazanılması mümkün olmayan illerde ve alt sıralarda kadın adaylar belirlendiğine şahit oluyorduk. Oysa bu yeni sistem ile birlikte her listede ‘bir kadın bir erkek’ şeklinde sıralama yapılacak. 

 

Bundan sonra neler yaşanacağına gelirsek; ilk başlarda dediğim gibi parti resmi olarak kurulana ve özellikle Muharrem İnce net olarak sahaya inene kadar karalama ve iftiralar devam edecektir. Dolayısıyla işin en zor kısmı kısa vadede parti örgütlenmesini halletmek ve yaratılan olumsuz algıları kırmak olacak. Uzun vadede ise kesinlikle birinci parti olabilecek potansiyel görüyorum. İlk başlarda anketlerde büyük ihtimal ile barajın altında ama Deva ve Gelecek Partileri’nin üzerinde bir oy ile görünecektir. Fakat bu oylar pozitif bir ivme ile çok kısa sürede hızla artacaktır. Bu arada partiye geçecek kişiler hakkında önemli sürprizler olabilir. Hem okuduğum haberler hem benim edindiğim duyumlara göre şu an açık vermeyen ama parti resmileştikten sonra katılacak olan pek çok belediye başkanı, milletvekili, il meclis üyesi, örgüt ve üye bulunuyor. Kısacası pek etkisi olmayacağını düşünenler biraz üzülecekler...  

 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Memleket Partisi

    Aslında bu yazıyı yazmakta geç kaldığımın farkındayım ve bunun için okurlarımdan özür diliyorum. Fakat partinin kuruluş dilekçesi verildikten sonra hemen her gün yeni bir gelişme yaşandı. En sonunda partinin tüzüğü ve programını da tam anlamıyla okuyup olaya biraz daha  hakim  olarak ve derslerimin biraz daha rahatladığı bir dönemde paylaşmaya karar verdim. O gün bugün!      Aylardır yakından takip ettiğim Memleket Hareketi sonunda resmen partileşti. Öncelikle 17 Mayıs günü İç İşleri Bakanlığı’na verilen dilekçe ile birlikte tüzel kişiliğini aldı. Sonrasında 18 Mayıs günü genel başkan, genel başkan yardımcıları, MYK üyeleri ve kurucu üyelerin belirlenmesinin ardından parti genel merkezinde yapılan basın toplantısı ile resmen kurulmuş oldu. Dilekçeyi vermeye birlikte giden isimlerden Prof. Dr. Gaye Usluer parti sözcüsü, Prof. Dr. Hakkı Akalın genel sekreter,  Mv . Mehmet Ali Çelebi genel başkan yardımcısı, Serkan Ufuk Akgün genel sayman ve Mert...

Batıyoruz!

  Ülkenin en önemli konusu, daha doğrusu sorunu tartışmasız ekonomi. Türk Lirası değer kaybetmeye devam ediyor. Dolar, Euro, Altın tarihi rekorlar kırıyor. Ekonomik bir krizin içinde olduğumuz  aşikar . Fakat bu kriz; yandaş medya ve TÜİK gibi kanallar aracılığıyla yumuşatılarak aktarılıyor. Piyasaya dolar sürerek ve para basarak tutulmaya çalışılıyordu ama devletin kasasının yavaş yavaş boşalmasıyla iş kontrolden çıktı ve bugünkü tablo bunun bir sonucu.      Ekonomiyi siyasetten ayrı düşünemeyiz. Hem neden hem de sonuç olarak. Neden olarak baktığımızda, kötü yönetim ve ülke içinde adalete güven olmaması kaynaklı yabancı yatırımcının gelmemesi, dolar endeksli yapılan ve icraatmış gibi gösterilen ama ülkenin ekonomisine darbe niteliğinde olan köprü, hastane gibi yapılar...      Son Başbakan Binali Yıldırım kendisine sorulduğunda ‘’Dolar dolsa  n’olur  dolmasa  n’olur  demişti. Ciddiyetsizlik konusunda pek bir değişiklik yok aslı...

Yazarlığa İlk Adım

Yeni bir yılda, alışılmışın dışında bir yazıyla hepinize merhaba diyorum. Düzenli okurlarım fark etmişlerdir ki uzun zamandır ortalarda yoktum. Bu sürede sosyal medya kullanmamaya çalıştım; hatta ülkede onca gündem varken tek bir blog yazısı dahi yazmadım. Tabi bunlar yalnızca, sizin takip edebildiğiniz kadarıydı. Özel hayatımda da pek dışarı çıkmadığım, tele fonumun devamlı kapalı olduğu, geceleri oturup gündüzleri uyuduğum, insanlarla iletişim kurmayı olabildiğince kesip tamamen kendi içime kapandığım bir dönem oldu. Esasında bitmiş gibi bahsetmek doğru olmaz çünkü insanlardan uzak kaldıkça daha mutlu ve huzurlu olduğumu gördüm. Bu denli ‘asosyal’ olmasa bile ‘az sosyal’ yaşantımı sürdüreceğim. Kendime, düşünmeye ve hayal kurmaya zaman ayırabilmemin beni fazlasıyla beslediğini anladım. Bunun hayatımda bazı yeni ve önemli kararlar almamda nasıl bir faktör olduğuna değineceğim elbet. Ancak öncesinde, dışarıdan bakıldığında ani meydana gelmiş gibi görünen bu değişimin derinine inmem ...