Ana içeriğe atla

Uzaya Çıkıyoruz

  

Geçen hafta Elon Musk ve Recep Tayyip Erdoğan arasında bir telefon görüşmesi olmuştu ve ben de bir önceki yazımda ne konuşmuş olabileceklerini çok merak ettiğimi söylemiştim. Cumhurbaşkanı, bu kinayeli merakımı açıkladığı müjde ile gidermiş oldu: Uzaya çıkıyoruz! Evet, yanlış okumadınız; 2023’te aya gidiyoruz, valizlerinizi hazırlayın(!) Peki neden 2023? Aslında cevabı çok basit; 2023’te seçim var. Yani seçim 2023’te değil de seneye olsa seneye çıkacağız; yarın olsa yarın çıkacağız... 10 senedir ‘’yerli uçağımız göklerde’’ değil ve yine diğerleri gibi unutulup giden son TOGG fiyaskosu ile birlikte yerli arabamız da hala yollarda değil ama biz uzaya çıkıyoruz. 

 

Ne hayal kurmaya ne de hükümetin icraatlarına karşı bir insan değilim. Örneğin denilseydi ki 15 senelik veya 20 senelik bir uzay projesini hayata geçiriyoruz; bu proje dahilinde bazı illerde Uzay Araştırma Üsleri kurulacak ve bazı devlet üniversitelerinde bununla ilgili yeni bölümler açılacak vb. herkesin desteklediği geleceğe dönük bir yatırım olurdu. Fakat 2 sene sonrasından bahsediyorsak biraz gerçekçi olmak lazım, Z kuşağını bunlarla ikna edemezsiniz. Dünya 5G’ye geçerken ve bizim doğru düzgün bir internet alt yapımız bile yokken ne uzayından bahsediyoruz gerçekten anlamak güç. Daha yeni uzaktan eğitim sürecinde yaşanan rezillikleri hepimiz gördük.  

 

Sadece alt yapı da değil, eğitim ve teknolojiye ulaşılabilirlik konularında gelişmiş ülkelerin çok gerisindeyiz. İyi olduğumuz hiçbir şey yok mu derseniz beton ve asfaltta çok iyiyiz. Hele meşhur 5 inşaat şirketimiz var ki devletten ihale almada dünya çapında olan; başkasını hayal dahi edemiyorum bu projede. Buna bir de köylünün cebindeki i.....6 model telefon ve internet paketini kanıt sunarak geçim sıkıntısı yaşanmadığını savunan yöneticilerimizi eklersek nasıl bir proje bizleri bekliyor az çok kestirebiliriz.  

 

Ayrıca bir şekilde parası neyse düşünmeden verip yapılsa bile bu projenin ülkeye ne getirisi olacak sormak istiyorum. Yine üretime dönüşmeyecek ve ekonomiye bir katkısı olmayacak bir prestij icraatına ne kadar ihtiyacımız var? Aya gitmek bize ne kazandıracak? Uzay madenciliği mi yapacağız, Türkiye’de astronotlar mı yetiştireceğiz, uzay araştırmalarında dünyada söz sahibi mi olacağız, yoksa turistik geziden ibaret mi olacak. Astronot kelimesine Türkçe karşılık isim bulmak ile işler bitmiyor. Bu arada belki bilmeyenler vardır; Elon Musk’ın sahibi olduğu SpaceX şirketi Mars’a insan taşıyarak koloni kurmayı hedefliyor ve önümüzdeki sene kargo taşıyan roketler ile bunun denemelerine başlıyor. Biz ise 2 sene sonra aya gitmekten bahsediyoruz. Bu arada aya gidecek bu kişi bir ‘bayan bile’ olabilirmiş. Durumun ne kadar trajikomik olduğunun umarım farkındasınızdır.  

 

Durumun trajikomikliğini artıran bir diğer faktör de bu haberi en az iktidar yandaşı medya kanalları kadar konuşan ve tartışan bir sözde muhalif medya olması. Bunun sebebi aslında özellik CHP için çalkantılı ve istifalarla geçen bir haftanın geride kalması. Muharrem İnce’nin istifasını ve açıklamalarını konuşmak yerine Cumhurbaşkanı’nın projelerini konuşmayı tercih eden güzide bir muhalif medyamız var. Tabi son dönem pek cilalayıp parlattıkları Deva ve Gelecek Partilerini de unutmamak lazım. Tıpkı iktidar yandaş medyasının istemediği haberleri yayınlamak yerine penguen belgeseli koyması gibi, muhalefet yandaş medyası da Muharrem İnce’yi sansürlemek için Ali Babacan ve Ahmet Davutoğlu’nun konuşmalarını gösteriyor artık. Amaç olabildiğince az bilgi verip çok iftira atmak çünkü başka türlü yapılan algı operasyonları başarıya ulaşmaz. Buna rağmen Metropoll Araştırma Şirketi sahibi Özer Sencar, Halk Tv’de katıldığı programda Muharrem İnce’nin kuracağı partinin büyük potansiyeli olduğunu, Deva ve Gelecek’in çok önünde başlayacağını ve CHP seçmeninin şimdiden %30’unun desteklediğini söyledi. Onun için kendisini de artık bu kanallarda pek fazla göremezsek şaşırmayalım. 

 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Memleket Partisi

    Aslında bu yazıyı yazmakta geç kaldığımın farkındayım ve bunun için okurlarımdan özür diliyorum. Fakat partinin kuruluş dilekçesi verildikten sonra hemen her gün yeni bir gelişme yaşandı. En sonunda partinin tüzüğü ve programını da tam anlamıyla okuyup olaya biraz daha  hakim  olarak ve derslerimin biraz daha rahatladığı bir dönemde paylaşmaya karar verdim. O gün bugün!      Aylardır yakından takip ettiğim Memleket Hareketi sonunda resmen partileşti. Öncelikle 17 Mayıs günü İç İşleri Bakanlığı’na verilen dilekçe ile birlikte tüzel kişiliğini aldı. Sonrasında 18 Mayıs günü genel başkan, genel başkan yardımcıları, MYK üyeleri ve kurucu üyelerin belirlenmesinin ardından parti genel merkezinde yapılan basın toplantısı ile resmen kurulmuş oldu. Dilekçeyi vermeye birlikte giden isimlerden Prof. Dr. Gaye Usluer parti sözcüsü, Prof. Dr. Hakkı Akalın genel sekreter,  Mv . Mehmet Ali Çelebi genel başkan yardımcısı, Serkan Ufuk Akgün genel sayman ve Mert...

Batıyoruz!

  Ülkenin en önemli konusu, daha doğrusu sorunu tartışmasız ekonomi. Türk Lirası değer kaybetmeye devam ediyor. Dolar, Euro, Altın tarihi rekorlar kırıyor. Ekonomik bir krizin içinde olduğumuz  aşikar . Fakat bu kriz; yandaş medya ve TÜİK gibi kanallar aracılığıyla yumuşatılarak aktarılıyor. Piyasaya dolar sürerek ve para basarak tutulmaya çalışılıyordu ama devletin kasasının yavaş yavaş boşalmasıyla iş kontrolden çıktı ve bugünkü tablo bunun bir sonucu.      Ekonomiyi siyasetten ayrı düşünemeyiz. Hem neden hem de sonuç olarak. Neden olarak baktığımızda, kötü yönetim ve ülke içinde adalete güven olmaması kaynaklı yabancı yatırımcının gelmemesi, dolar endeksli yapılan ve icraatmış gibi gösterilen ama ülkenin ekonomisine darbe niteliğinde olan köprü, hastane gibi yapılar...      Son Başbakan Binali Yıldırım kendisine sorulduğunda ‘’Dolar dolsa  n’olur  dolmasa  n’olur  demişti. Ciddiyetsizlik konusunda pek bir değişiklik yok aslı...

Yazarlığa İlk Adım

Yeni bir yılda, alışılmışın dışında bir yazıyla hepinize merhaba diyorum. Düzenli okurlarım fark etmişlerdir ki uzun zamandır ortalarda yoktum. Bu sürede sosyal medya kullanmamaya çalıştım; hatta ülkede onca gündem varken tek bir blog yazısı dahi yazmadım. Tabi bunlar yalnızca, sizin takip edebildiğiniz kadarıydı. Özel hayatımda da pek dışarı çıkmadığım, tele fonumun devamlı kapalı olduğu, geceleri oturup gündüzleri uyuduğum, insanlarla iletişim kurmayı olabildiğince kesip tamamen kendi içime kapandığım bir dönem oldu. Esasında bitmiş gibi bahsetmek doğru olmaz çünkü insanlardan uzak kaldıkça daha mutlu ve huzurlu olduğumu gördüm. Bu denli ‘asosyal’ olmasa bile ‘az sosyal’ yaşantımı sürdüreceğim. Kendime, düşünmeye ve hayal kurmaya zaman ayırabilmemin beni fazlasıyla beslediğini anladım. Bunun hayatımda bazı yeni ve önemli kararlar almamda nasıl bir faktör olduğuna değineceğim elbet. Ancak öncesinde, dışarıdan bakıldığında ani meydana gelmiş gibi görünen bu değişimin derinine inmem ...