Haftanın ilk günlerinde Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun milletvekilliğinin düşürülmesi ve ardından HDP’ye kapatma davası açılmasıyla birlikte bu haftaya damga vuracak daha önemli bir olay yaşayacağımızı eminim çoğu insan tahmin etmemiştir. Fakat öyle ilginç bir ülkede yaşıyoruz ve öyle rezalet bir sistem ile yönetiliyoruz ki her an her saniye skandal bir olay daha duyabiliyoruz; buna gece yarıları da dahil... Tabi ki Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinden bahsediyorum.
İlk olarak evvelsi gece alınan kararla birlikte Türkiye, İstanbul Sözleşmesi’nden çekildi. Hemen arkasından da yine gece yarısı alınan bir kararla Merkez Bankası Başkanı Naci Ağbal görevden alındı. Üzerine yetmezmiş gibi dün gece yine bir Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile daha önce Diyarbakır iline bağlı olan Şenyayla bölgesi Muş iline bağlandı. Tek tek değineceğim ama genel bir yorum yapmam gerekirse bunların hepsinin bir ‘tek adam’ kararı olduğu ortada. Bir sistem hayal edin ki koca bir ülke bir kişinin keyfine göre yönetiliyor, dudağından ne çıkarsa uygulanıyor ve kimse engel olamıyor; kimseye hesap vermiyor ve denetlenmiyor.
İstanbul Sözleşmesi
İstanbul Sözleşmesi hakkında daha önce de yazmıştım ama kısaca hatırlatmak ve özetlemek gerekirse kadınların hukuken ve fiilen eşitliğini amaçlayan, erkek egemen bir toplum düzeni yerine kadınların da iş hayatına ve sosyal yaşama erkeklerle aynı oranda katılabilmesinin önünü açan bir anlaşma. Tıpkı 2011 yılında Recep Tayyip Erdoğan’ın da övünerek söylediği gibi ‘’Kadına şiddet artık bir insan hakkı ihlali’’ diyebilmemizin hukuki zeminini yaratan bir sözleşme. Kısacası bu sözleşmeye karşı çıkmak ve kaldırılmasını istemek kadınlara değer vermeyen; onları sadece ‘ev hanımı’, ‘anne’ gibi sıfatlar ile sınırlandırmak isteyen bir zihniyetin yapabileceği bir şeydir. Kimsenin toplumla bu kadar inatlaşmaya hakkı olamaz! Ayrıca bu sözleşme ile beraber kadın cinayetlerinin daha çok arttığını söylemek tam anlamıyla bir akıl tutulmasıdır. Artan kadına şiddet vakaları bu sözleşme yüzünden değil, bu sözleşmeye rağmen şeklinde okunmalıdır. Dolayısıyla da İstanbul Sözleşmesi daha katı bir şekilde uygulanmalı ve ilave ağır yaptırımlarla desteklenmelidir.
İşin bir de hukuki boyutu var ki ülkemizin nasıl yönetildiğinden bihaber pek çok siyasetçi ve hukukçu bu kararın TBMM’den çıkması gerektiğini, Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin yok hükmünde olduğunu iddia ediyor. Bu ülkede yönetim sisteminin değiştiği referandum seçimlerinde mühürsüz oylar geçerli sayıldı, ‘’Atı alan Üsküdar’ı geçti’’ler duyduk. Kim engel olabildi, muhalefet mi? İnsanlar artık onlardan ümidini kesti ve artık kendi başlarına bir şeyler yapmaya çalışıyorlar. Şu anda da en sert tepkiyi kendi başlarına örgütlenen kadınlar vermeye çalışıyorlar. Böyle önemli bir olayda dahi insanları örgütleyemeyecekse, rüzgarı arkasına alarak ülkeyi ayağa kaldıramayacaksa bu muhalefet ne zaman ve ne işe yarayacak?
Merkez Bankası
Merkez Bankası Başkanı’nın ‘şükranlarını sunarak’ görevden ayrılması bu hafta yaşadığımız diğer bir trajikomik olaydı. Cumhuriyet tarihinde ilk defa 20 ay içerisinde 4 kez Merkez Bankası Başkanı değişmiş oldu. Eski Gençlerbirliği Başkanı rahmetli İlhan Cavcav bile bu kadar teknik direktör değiştirmiyordu desek yeridir. Fakat maalesef asıl sorun, atanan kişilerde değil bu kişileri atayan makamda! Bu keyfe keder yönetim anlayışı ve güvensizlik ortamı devam ettiği sürece faizleri 19 değil 29 da yapsalar Türk Lirası değer kaybetmeye ve yabancı yatırımcı ülkemize gelmemeye devam edecek. Ekonomi reformu yaptık demekle iş bitmiyor, piyasalara güven sağlanmıyor...
Yerli ve Milli Muhalefet?
İstanbul Sözleşmesi’ne geri dönecek olursak, Türkiye’nin çekilmesine sevinen muhalefet partileri de oldu. Saadet Partisi, Deva Partisi, Gelecek Partisi, Yeniden Refah Partisi gibi sözde muhalefette konumlanmış ama kökleri iktidarın zihniyetinden gelen partiler bu olayı pek hoşnut karşıladılar. Andımız konusunda da birbirinden kötü açıklamalar yapanlar yine bu partilerdi. Bu partilere %1’lik oyları için imtiyaz tanınır ve ittifak yapılırsa yarın ilk 4 maddeyi de tartışırlar, laikliği de eleştirirler, İstanbul Sözleşmesi’ni de istemezler... Bana göre CHP ve İyi Parti bir saray operasyonu arıyorsa bunun için Muharrem İnce ve Ümit Özdağ gibi isimlere iftira atmak yerine önce kendi içlerine sonra da bu ‘dost’ zannettikleri partilere bakmalılar...
Gergerlioğlu
Gelelim geçmişte andımızın kaldırılmasını isteyen bir başka parti HDP’ye. Öncelikle olayların başlangıç noktası olan Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun milletvekilliğinin düşürülmesi konusuna değinmek istiyorum. Kendisini şahsi fikirleri açısından desteklemem mümkün değil çünkü siyaseten dünyaya 180 derece farklı bakıyorum. Hatta bana kalırsa bugüne kadar başka pek çok nedenden de milletvekilliği düşürülebilirdi. Fakat şahsını bir kenara koyarsak ‘x’ bir vekilin 1 sene önce paylaştığı bir tweet yüzünden vekilliğinin düşmesi çok mantıksız bir durum.
HDP’nin Kapatılması
HDP’nin kapatılması hakkında gözlemlediğim kadarıyla kamuoyu ikiye bölünmüş durumda. Aslında haklılar çünkü herkes bu olayı işine geldiği gibi yorumluyor ve anlatıyor. Birçok farklı açıdan bakılabilecek hassas bir konu olduğunun farkındayım. Ağırlıkla muhalefet cephesinden yükselen itiraz seslerinden anlıyoruz ki; daha yeni hukuk ve adalet reformu açıklamış olan bir iktidarın mecliste grubu olan bir siyasi partiyi kapatma girişimini çelişkili buluyorlar. İktidar kanadı ise partinin yöneticilerinin terörle doğrudan bağlantısı olduğunu söylediğinde ‘’Daha önce değiller miydi, neden şimdi?’’ sorusuna maruz kalıyor.
Benim bu konudaki yorumum iki tarafın da samimi olmadığı, tek dertlerinin seçim ve oy kazanmak olduğu yönünde. Dolayısıyla da iki taraf için de çok zor ve tuzaklarla dolu bir konu diyebilirim. AKP açısından MHP, CHP açısından Atatürkçü-Ulusalcı taban ve İyi Parti açısından Atatürk Milliyetçileri adeta basılmaya hazır mayın gibi önlerinde bekliyorlar. Son olarak benim tahminim HDP’nin kapatılamayacağı şeklinde. Türkiye mahkemelerinden bu yönde bir karar çıksa dahi Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvuracaklardır. Daha önce Selahattin Demirtaş serbest bırakılmalı kararı veren AİHM’den HDP lehine bir karar çıkma ihtimali oldukça mümkün.
İmamoğlu-Yavaş 2
Geçen haftaki yazımda Pervin Buldan ve Meral Akşener’li tweet krizinin ardından kısa bir Ekrem İmamoğlu ve Mansur Yavaş karşılaştırması yapmıştım. Orada belirttiğim fikirlerimi bu hafta bir derece daha artırarak sormak istiyorum: Mansur Yavaş’ın popülaritesi, Ekrem İmamoğlu’nda bir kompleks yaratıyor olabilir mi? Yavaş’ın Twitch’ girmesi çok başarılı bir pazarlama hamlesiydi. Önce attığı tweet Türkiye siyasetinde etkileşim rekorunu kırdı, ardından katıldığı yayın Türkiye izlenme rekorunu neredeyse üçe katlayarak kırdı. Bu tarz hamleler özellikle gençler üzerinde çok etkili oluyor. Diğer taraftan ise Ekrem İmamoğlu hata üzerine hata yapmaya devam ediyor. Geçen hafta attığı tepki alan tweetin üzerine fidan dikme etkinliği, ardından gazi yakını ile şehitlikte girdiği diyalog, en son da fazla samimi Nevruz kutlaması... Kendisini İstanbul seçimleri zamanında desteklemiş ve çok samimi bulmuş genç bir seçmen olarak şimdilerde o samimiyetten eser görmüyorum.
Yorumlar
Yorum Gönder