Ana içeriğe atla

Kapat-Aç

  

Pazartesi günü gerçekleştirilen Bakanlar Kurulu toplantısında, yarın sabahtan itibaren başlamak üzere 20 günlük bir ‘tam kapanma’ kararı çıktı. Tabi ki biz özel ve farklı bir ülke olduğumuzdan, her konuda olduğu gibi kapanma kavramında da diğer Avrupa ülkelerinden farklı bir yaklaşımımız oldu. Örneğin bizdeki tam kapanma olarak ifade edilen bu uygulama; tedbir seviyesi bakımından diğer ülkelerdeki gerçek bir tam kapanma sonrasında normalleşmeye geçiş evresi için uygulanan, hafifletilmiş yarı açılma olarak ifade edilebilir. 

 

Vaka sayılarındaki önlenemeyen artışlar, aslında ülkemizde Covid-19 salgınının iyice kontrolden çıktığının bir işaretiydi. Maalesef gerek aşı gerekse tedbir anlamında hükümetin sınıfta kaldığını söyleyebiliriz. Şeffaflıktan uzak açıklanan tablolar, bir türlü dağıtılamayan maskeler, vadedilenin çok altında miktarlarda getirilebilen aşılar, sokakta insanlara cezalar yağarken düzenlenen lebaleb kongreler derken; artık her gün 300’lü sayılarda insanın hayatını kaybettiği felaket bir noktaya gelmiş bulunmaktayız.  

 

İşin bir de ekonomik boyutu var ki belki de en çok buradan vurgun yedik diyebiliriz. Geçmişten birike birike gelen israf düzeni ve betona gömülü projelerin iyice zayıflattığı ekonomimiz, ne yazık ki başka krizlerin üstesinden gelmeye yetecek gücü artık sağlayamamakta. Pek çok esnaf dükkanını kapatırken, emekliler geçim sıkıntısı çekerken, insanlar kiralarını ve faturalarını dahi ödeyemiyorken kuvvetli bir yardım ve destek paketi açıklanması çok gerekliydi ama anlaşılan yine sadece belediyeler yardıma koşacaklar. 

 

Disk-AR'ın yapmış olduğu araştırmaya göre Türkiye, pandemi döneminde halka yapılan yardımların milli gelire oranında %1,1 ile son sırada bulunuyor. Gelişmiş ülkelerde bu oran %10-25 arasında değişirken geri kalmış ülkelerde %2 civarında seyrediyor. Yeterli yardımı yapmamanın yanı sıra bir de Senegal ve Lübnan ile birlikte halkından bağış toplayan üç ülkeden biri olmanın da haklı gururunu yaşıyoruz(!)  

 

Ayrıca yine bugün yapılan açıklamada; önümüzdeki süreçte aşı sıkıntısı olacağı ve zaten diğer ülkelerde 14 gün iken bizde 28 gün olarak uygulanan 2. doz aşı arasının 2 aya çıkarılacak şekilde yeniden düzenleneceği duyuruldu. Komik şekilde daha önce bizimle sözde uygun fiyattan anlaştığı söylenen ülkeler için şimdi sorun çıkardıkları iddia ediliyor. İşin acı tarafı ise ülkemizde sorumluluk kabul eden tek bir kişi bile yok! Çok yazık... 

 

Kapanma kararına geri dönecek olursak; çelişkili ve anlamsız alt başlıklarla dolu bir karar olduğu ortada. Buna en güzel ve popüler örnek alkollü içecek satışının yasaklanması. Aslında ortada bir yasak da yok! Tekel bayilerin kapatılması yönünde bir karar çıktı ama gerisi sadece bir bakanın iki dudağından çıktı diyebiliriz. Ortada bu yönde bir yasa, resmi karar vs. olmamasına rağmen sözde fırsat eşitsizliği yaratacağından, açık kalacak olan diğer bütün marketlerde de alkol satışı yapılmayacak. Peki diğer ürünler üzerinden fırsat eşitsizliği olmayacak mı diye sormamız gerekiyor. 

 

Ben şahsen alkol kullanmayan birisi olarak böyle anlamsız bir yasağın karşısındayım. İnsanlar istediği gibi markete girip gezerken sorun olmayacak da torbasına alkollü içecek koyunca mı salgın riski oluşturacak? Bu 20 günlük kapanma gerçekten bir pandemi tedbiri mi yoksa başka bir şeyin denemesi mi merak ediyorum. 

 

Gariplikler sadece alkol yasağıyla sınırlı değil elbet; camilerin açık kalacak olması, inşaatların devam etmesi gibi anlam veremediğimiz tavizler de mevcut. Ayrıca çok daha riskli pek çok meslek grubu varken neden muhtarlara aşı olma hakkının verildiğini de anlamış değilim. Bu önlem, Büyükşehir Belediyeleri’nden gönderilen yardım kolilerinin içlerindekileri çıkarıp torbalara aktarırken hastalık bulaştırmamaları için alınmış olabilir mi... 

 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Memleket Partisi

    Aslında bu yazıyı yazmakta geç kaldığımın farkındayım ve bunun için okurlarımdan özür diliyorum. Fakat partinin kuruluş dilekçesi verildikten sonra hemen her gün yeni bir gelişme yaşandı. En sonunda partinin tüzüğü ve programını da tam anlamıyla okuyup olaya biraz daha  hakim  olarak ve derslerimin biraz daha rahatladığı bir dönemde paylaşmaya karar verdim. O gün bugün!      Aylardır yakından takip ettiğim Memleket Hareketi sonunda resmen partileşti. Öncelikle 17 Mayıs günü İç İşleri Bakanlığı’na verilen dilekçe ile birlikte tüzel kişiliğini aldı. Sonrasında 18 Mayıs günü genel başkan, genel başkan yardımcıları, MYK üyeleri ve kurucu üyelerin belirlenmesinin ardından parti genel merkezinde yapılan basın toplantısı ile resmen kurulmuş oldu. Dilekçeyi vermeye birlikte giden isimlerden Prof. Dr. Gaye Usluer parti sözcüsü, Prof. Dr. Hakkı Akalın genel sekreter,  Mv . Mehmet Ali Çelebi genel başkan yardımcısı, Serkan Ufuk Akgün genel sayman ve Mert...

Batıyoruz!

  Ülkenin en önemli konusu, daha doğrusu sorunu tartışmasız ekonomi. Türk Lirası değer kaybetmeye devam ediyor. Dolar, Euro, Altın tarihi rekorlar kırıyor. Ekonomik bir krizin içinde olduğumuz  aşikar . Fakat bu kriz; yandaş medya ve TÜİK gibi kanallar aracılığıyla yumuşatılarak aktarılıyor. Piyasaya dolar sürerek ve para basarak tutulmaya çalışılıyordu ama devletin kasasının yavaş yavaş boşalmasıyla iş kontrolden çıktı ve bugünkü tablo bunun bir sonucu.      Ekonomiyi siyasetten ayrı düşünemeyiz. Hem neden hem de sonuç olarak. Neden olarak baktığımızda, kötü yönetim ve ülke içinde adalete güven olmaması kaynaklı yabancı yatırımcının gelmemesi, dolar endeksli yapılan ve icraatmış gibi gösterilen ama ülkenin ekonomisine darbe niteliğinde olan köprü, hastane gibi yapılar...      Son Başbakan Binali Yıldırım kendisine sorulduğunda ‘’Dolar dolsa  n’olur  dolmasa  n’olur  demişti. Ciddiyetsizlik konusunda pek bir değişiklik yok aslı...

Yazarlığa İlk Adım

Yeni bir yılda, alışılmışın dışında bir yazıyla hepinize merhaba diyorum. Düzenli okurlarım fark etmişlerdir ki uzun zamandır ortalarda yoktum. Bu sürede sosyal medya kullanmamaya çalıştım; hatta ülkede onca gündem varken tek bir blog yazısı dahi yazmadım. Tabi bunlar yalnızca, sizin takip edebildiğiniz kadarıydı. Özel hayatımda da pek dışarı çıkmadığım, tele fonumun devamlı kapalı olduğu, geceleri oturup gündüzleri uyuduğum, insanlarla iletişim kurmayı olabildiğince kesip tamamen kendi içime kapandığım bir dönem oldu. Esasında bitmiş gibi bahsetmek doğru olmaz çünkü insanlardan uzak kaldıkça daha mutlu ve huzurlu olduğumu gördüm. Bu denli ‘asosyal’ olmasa bile ‘az sosyal’ yaşantımı sürdüreceğim. Kendime, düşünmeye ve hayal kurmaya zaman ayırabilmemin beni fazlasıyla beslediğini anladım. Bunun hayatımda bazı yeni ve önemli kararlar almamda nasıl bir faktör olduğuna değineceğim elbet. Ancak öncesinde, dışarıdan bakıldığında ani meydana gelmiş gibi görünen bu değişimin derinine inmem ...