Trajikomik ‘pudra şekeri’ vakası dışında pek de alışık olmadığımız üzere fazla gürültü patırtı kopmadan, a milli futbol takımımızın başarısıyla biraz olsun keyiflendiğimiz, sakin bir iki haftayı geride bırakmıştık. Fakat dün gece yarısı sularında 103 emekli amiralin yayınladığı bildiri ile birlikte, kendimizi adeta bu iki haftanın acısını çıkartan bir pazar gününün içinde bulduk.
İçlerinde Balyoz ve Ergenekon kumpas mağdurlarının da yer aldığı bu emekli amiraller; Montrö Boğazlar Sözleşmesi ve Mavi Vatan konuları hakkında fikirlerini ve bazı tartışmalar üzerine duydukları endişeleri dile getirdiler. Bu konu hakkında yapılan yorumlardan önce bildirinin tamamını okumanızı tavsiye ederim. Sadece bu konuda da değil, her zaman birilerinin düşünceleriyle zehirlenmeden önce mutlaka kendiniz araştırın ve mantık yürütün. Tabi ki anlamayabilir, yanılabilir ve sonradan fikrinizi değiştirebilirsiniz; o zaman da farklı görüşleri dinlemek ve kıyaslamak devreye giriyor. Aslında tarifini yaptığım şey bir anlamda iyi bir medya okur yazarlığının karşılığına denk geliyor. Bunu özellikle belirtmek istedim çünkü gözlemlediğim kadarıyla toplumsal kutuplaşmanın da etkisiyle bu konuda her geçen gün geriye gidiyoruz.
Bildiriye geri dönecek olursak, öncelikle kendim okuduğumda gayet beğendiğimi söylemeliyim. İçinde hiçbir art niyet barındırmayan, herhangi bir tehditkâr yaklaşımın yer almadığı bildiride 103 vatansever, çok da mantıklı ve makul bir yaklaşımla kendilerini ifade etmişler. Elbette boğazlar konusu son derece hassas ve kritik önem arz ediyor. Dolayısıyla bu konuda uzman ve güvenilir insanların görüş beyan etmelerinden daha doğal bir durum söz konusu olamaz. Fakat ilginç bir şekilde bu bildiriden bir darbe iması taşıdığı anlamı çıkarıldı. İlk olarak bizzat Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü, ardından da pek çok bakanlık ve devlet kurumundan ‘’Milli iradenin yanındayız.’’ paylaşımları yapılmaya başlandı.
Muhalefet Partileri de bu bildiriden vesayet çıkarmış olacaklar ki hiçbirinden amirallere yönelik bir destek gelmedi. Hatta desteği bırakın Meral Akşener kendilerini zevzeklik yapmakla suçladı. Bu öyle akıl almaz bir açıklamaydı ki en koyu destekçilerinden bile sosyal medyada çok sert tepki aldı. Özellikle Rasim Ozan Kütahyalı ve AKP’li siyasetçilerin de tebriği üzerine İyi Parti’den istifa eden insanlar oldu.
Bana göre Akşener’in açıklamasının daha kabul edilemez olan kısmı siyaseti siyasetçilerin yapacağını ve çok istiyorlarsa parti kurmaları gerektiğini söylediği kısımdı. Siyaset hayatımızın her alanında vardır ve her insan doğrudan veya dolaylı olarak siyasetle ilişkilidir. Her ne kadar ülkemizde pek kalmamış olsa da ifade özgürlüğünün de gereği olarak herkes düşüncesini dile getirme hakkına sahiptir. Sayın Akşener’e sorarım o vakit neden her hafta meclis grup toplantılarında, çok da takdir ettiğim bir uygulama, halktan birini kürsüye çıkartıyor. Köylüyü, öğrenciyi, işsizi, emekliyi bırakın o halde siyaseti sadece siz yapın!
Cumhuriyet Halk Partisi de her zaman olduğu hem Atatürkçü seçmenleri hem de yeni dostlarını üzmemek için pasif bir yorumda bulundu ve bu konunun gündem değiştirmek için çıkarıldığını öne sürdü. Maalesef ki CHP, yanlış politikalar sonucunda gelinen noktada en etkisiz ve kimliksiz siyasete sahip muhalefet partisi haline geldi. Yeni dostlarından Deva ve Gelecek Partileri de iktidarın hoşuna gidecek açıklamalar yapmaya devam etti. Üzerlerinde durmaya gerek olduğunu sanmıyorum.
Destek veren siyasetçilere bakacak olursak da yine tahmin edebileceğiniz üzere Muharrem İnce baş roldeydi. Ayasofya imamından AKP-Fetö ilişkisine sert mesajlar içeren açıklamalarıyla birlikte alanlarında uzman kişilerin görüşlerinin dinlenmesi gerektiğini vurguladı ve buradan bir darbe mağduriyeti çıkarılmaması gerektiğini belirtti. İnce bildirinin yayınlanma saatinin de bir hata olduğunun altını çizdi. Kendisinin başlattığı ve bu ay içerisinde partileşmesi beklenen Memleket Hareketi’nin başta Mehmet Ali Çelebi olmak üzere diğer üyeleri de benzer görüşler paylaştılar.
Bildiriyi yayınlayan emekli 103 amiral hakkında soruşturma başlatıldı ve her birinin ifadesinin alınmasına karar verildi. Bu insanların mevcut hiçbir yetkisi ve gücü yokken ne ile ve nasıl darbe yapabilirler? Bu arada öyle kaçak falan da değiller; hatta Türker Ertürk dahil bazıları televizyon kanallarına bağlanarak kendilerini açıklamak zorunda hissettiler. Fakat gelin görün ki birkaç siyasetçi ve milletvekili dışında mevcut siyasi yapıdan destek değil tepki almış oldular.
Peki boşuna mı kendilerini ortaya atmış oldular? Bana sorarsanız hayır, çünkü gözlemlediğim kadarıyla halk özelinde önemli bir destek buldular. Başta gazeteciler ve sanatçılar olmak üzere milli meselelerde hassasiyet sahibi pek çok kişi de haklarında çıkartılan ‘darbeci’ etiketine tepki gösterdi ve muhalefetin kendilerine destek vermemesini de eleştirdi. Fatih Portakal, Nihat Genç, Sinan Meydan, Ali Türkşen, Hakan Bayrakçı, Sedef Kabaş, Levent Üzümcü ve daha pek çok ünlü isim 103 amiralin yanında yer aldılar. Sıcağı sıcağına yazmak istedim ama bu konu hemen kapanmayacak gibi duruyor. Önümüzdeki günlerde siyaseti ve gündemi nasıl şekillendirecek hep beraber göreceğiz...
Yorumlar
Yorum Gönder