Sedat Peker videoları, Marmara Denizi’ndeki müsilaj, ekonominin batması gibi çok sayıda önemli gündem maddesinin arasından bu hafta hiç beklemediğimiz yeni bir tartışma konusu daha ortaya atıldı: Ana dilde eğitim. Peki nereden çıktı bu tartışma?
Geçen haftaki yazımda uzunca değindiğim, yeni kurulan Memleket Partisi’nin genel başkanı Muharrem İnce hafta içinde Habertürk ekranlarında bir programa konuk olarak katıldı. Yaklaşık 3 saat süren yayında gazeteciler kendisine hemen hemen her konuda ve çok sayıda soru yönelttiler. Hatta o gazetecilerden biri olan Gürkan Hacır da bununla ilgili Korkusuz Gazetesi’nde bir yazı yazdı. Okumanızı tavsiye ederim, beğendiği yönleri ve art niyetli olmayan eleştirileriyle tarafsız bir yazı olmuş.
Programa geri dönecek olursak; Muharrem İnce’ye yöneltilen sorulardan bir tanesi ana dilde eğitime nasıl baktığıyla ilgiliydi. İlk başta bu konunun siyasetçilerin değil eğitimcilerin tartışması gereken bir konu olduğunu vurgulayan İnce, konuya tamamen bilimsel yaklaşmaları gerektiğini belirterek ‘’Pedagojiye uygunsa bilin ki üniter devlete de uygundur ama pedagojiye uygun değil bu.’’ diyerek bir eğitimci olarak da kendi görüşünü paylaştı.
Şimdi geçen haftaki yazımı okuyanların, ‘’İftiralar erken başladı’’ başlığı altında yazdıklarımı hatırlamalarını rica ediyorum. Aradan sadece bir hafta geçmesine rağmen Muharrem İnce ve Memleket Partisi hakkında din düşmanlığından tutun da LGBTİ karşıtlığına, çakma Atatürkçülüğüne kadar her türlü iftiraya rastladık. Aynı şekilde bu olayda da ‘’Kürt düşmanı ve Kürtçe karşıtı’’ gibi bir algı oluşturuldu. Fakat asıl dikkat etmeniz gereken nokta şu: bu tepkiler program sırasında veya bittikten hemen sonra gelmedi...
Aradan tam 2 gün geçti ve ne olduysa hemen hemen aynı anda benzer tepkiler gelmeye başladı. Adeta konuşulmuş, böyle bir plan yapılmış ve eyleme geçilmiş gibi. Zaten kastettiğim hesapların ait oldukları kişileri biraz incelerseniz bağlantıları kurmak çok da zor olmuyor. Muharrem İnce’nin söylediği ‘’Kürt çocukları bizim çocuklarımız. Siyasetçilerin onları oy devşirmek için kullanmalarına izin vermeyeceğiz!’’ ifadesi belli ki birilerinin zoruna gitmiş.
Bir siyasetçinin çıkıp da ‘’gelin televizyonda tartışalım’’ diyerek gizli saklı görüşmelere kapıyı kapatması kimsenin işine gelmez. Terörle bağını koparmadan kendini Kürtlerin temsilcisi ilan edenler ile Kürtler aklına sadece seçim zamanı gelenler arasında bir sıkışmışlık vardı. Birinin çıkıp da bu düzene çomak sokması, doğuya gidip yalandan iki kelime Kürtçe konuşarak değil de cesurca ne düşündüğünü söyleyerek yaklaşması; düzenin sahipleri tarafından elbette hoş karşılanmayacaktı.
Pedagojik olarak yanlış olduğu iddiasını; ‘’Kürtçe eğitim alıp doktor olan birisi İzmir’de doktorluk yapamayacağı için haksızlık olur’’ görüşü ile güçlendirdi. Yani aslında Kürt çocuklarının geleceğini düşündü ama sözleri bilinçli olarak çarpıtıldı. Mesela ‘’bilime sığınmayın’’ gibi saçma sapan gerekçeler öne sürüldü. Düşünün böyle insanlara laf anlatmaya çalıştı Muharrem İnce...
Türklüğe ve Atatürk’e laf söyleyen hadsizler de oldu. Ne eğitim ne de Kürtler, tek derdi bölünmek olanlar; fırsat bu fırsat milli değerlere saldırmaya başladılar. Atatürk’ün etnik bir tanımlama olarak değil de Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran halkı tarif etmek için kullandığı ‘’Türk’’ tabirini kafatasçı ve faşist olmakla suçladılar. Halbuki asıl ırkçılık yapan kendileri. Siyasi şovun bir parçası olarak Kürtleri kullanmaya devam ediyorlar. Bu kafa, andımıza da karşı olan kafa ile aynıdır!
Resmi dil, hem ana dili değilse hem eğitim dili değilse bir çocuk bu dili nasıl öğrenir? Evrensel diller hariç, bölgelere ve etnik kökene göre pek çok eğitim dili çıkarmak ilk anda kulağa özgürlük gibi gelebilir fakat zaman içinde toplumu ayrıştırır ve ülkeyi bölünmeye götürür ki asıl niyetleri budur. Ayrıca İnce Kürtçe konuşmak yasaklansın demedi, aksine seçmeli ders olarak okutulabilir dedi. Daha önce mecliste bulunduğu dönemlerde de bu meseleye aynı şekilde yaklaşıyordu. Genel olarak savunduğu görüş şöyle: İki %5’lik dilim var. Birisi terör propagandası yapanlar diğeri Kürt düşmanları. Bu iki kesim dışlanmalı ve diğer makul %90’a göre hareket edilmeli.
Sonuç olarak İnce, Doğu’da yaşayan insanların siyasi çaresizliğini gördü ve bölgenin mevcut güçlerine benzeyerek değil, onların gerçek anlamda haklarını savunarak sorunlarını çözmek istedi. İnanın tutulamayacak sözler verip göz boyayarak oy almak çok daha kolaydı. Umarım herkes bunun farkına varır.
Yazımı yine Muharrem İnce’nin 2012 yılında meclis kürsüsünden söylediği bir söz ile bitirmek isterim: ‘’Kürtlerin hakkını savunmak için Kürt olmaya gerek yok; demokrasiye inanmak yeterlidir!’’
Yorumlar
Yorum Gönder