Ana içeriğe atla

Ahmet Bey'in Hikayesi

  

Ahmet Bey 50’li yaşlarında olan, çok önemli ve köklü bir firmada genel müdür konumunda çalışan; işinde de çok başarılı bir mühendistir. Gerek geliştirdiği projeler gerekse önemli toplantılarda gerçekleştirdiği sunumlar ile oldukça dikkat çeken bir çalışandır. Özellikle de uluslararası alanda en büyük rakip olarak görülen yabancı şirketin elinden birçok işi kapmasıyla ünlüdür ve bu nedenle de rakip şirketlerce pek sevildiği söylenemez. Kendi şirketinde ise bunun tam tersi bir sevgi durumu söz konusudur.  

 

Orta gelirli bir ailede 3 kardeşiyle birlikte büyümüş bir köylü çocuğu olan Ahmet, henüz okul yıllarındayken bile yaz tatillerini, evlerinin yakınındaki inşaatlarda ustalara yardım ederek geçirirdi. Kavurucu yaz sıcağına aldırış etmeden ustaların getir götür işlerini yaparak hem harçlığını kazanır hem de yeni insanlar tanıma fırsatı yakalardı. Genç yaşı gereği şirketin kurucusunu görme ihtimali olmasa da şansının yaver gittiği bir gün yine çok önemli eski patronlardan birini görebilmiş ve yanına gidip elini öpme fırsatı bile bulmuştu. Tabi o zamanlar kendisi için en yetkili kişi usta başı olduğundan; yazlarını çalışarak geçirdiği inşaatın, yıllar sonra genel müdürlüğüne geleceği şirkete ait olduğundan da habersizdi... 

 

Üniversite yıllarındaki stajlarını da yine aynı şirkette yapmıştı Ahmet. Özellikle şantiye kısmında hem işçilerle olan diyaloğu hem de çalışkanlığıyla diğer stajyer öğrencilerden hemen ayrılıyordu. Bu genç yaşında elde ettiği tecrübeler sayesinde de şirketin kurumsal kimliğini ve ilkelerini çok çabuk benimseyebilmişti.  

 

Üniversiteden mezun olduktan sonra birkaç sene boyunca ailesinden kalan torna dükkanıyla ilgilenmek durumunda kalmıştı. Fakat kaderi o şirket ile bağlanmıştı ya bir kere; dükkana yolu düşen bir üst düzey yöneticinin kendisine mesleğe geri dönmesi yönünde tavsiye vermesi üzerine Ahmet hemen iş başvurusunda bulunmuş ve kabul edilmişti. 

 

20’li yaşlarının sonlarında sıradan bir mühendis olarak en alt kademesinden resmen girdiği şirkette yıllar içerisinde pek çok görevde çalışan Ahmet, yavaş yavaş terfileri alarak genel müdürlük koltuğuna kadar yükseldi. O artık herkesin sevip saydığı, şirketin Ahmet Bey’iydi 

 

Bugüne gelecek olursak; Ahmet Bey artık o çok sevdiği şirkette çalışmıyor ve hatta şirketin yöneticileri ile arası da oldukça bozuk. Nasıl oldu da bu noktaya gelindi diye soracak olursanız; her şey o meşhur toplantıdan sonra bozulmaya başladı... 

 

Ahmet Bey şirkette genel müdürken de haz etmediği ve anlaşamadığı insanlar yok değildi. Özellikle kendisi sıfırdan tırnaklarıyla kazıya kazıya bir yerlere gelebilmişken, torpille veya tanıdıkla bir şekilde koltuk sahibi olmuş insanlara tahammül edemiyordu. Fakat yöneticilere değil, kuruma olan bağlılığının bilinciyle bu sorunları bir kenara bırakıyor ve kendini işine veriyordu. Zaman zaman patronu dahi, şirketi yeterince büyütememesi nedeniyle eleştiriyor, çalışanlardan büyük destek alsa da Yönetim Kurulu’nda hoş karşılanmıyordu. 

 

Bir gün rakip yabancı şirketin yıllardır süren üstünlüğüne son verme şansı anlamına gelen çok büyük bir proje gündeme geldi. Bu işi almak öyle önemliydi ki belki de son 15 senenin bir telafisi olacaktı. Buna benzer bir fırsat en son 4 sene önce gelmiş ve şirket toplantıda çok yanlış bir isimle ve çok kötü temsil edildiğinden başarılı olunamamıştı. İlginç şekilde yine patron bu toplantıya dahil olmaktan çekindiğinden, sunum için daha önce rakibi adına çalışmış olan birisini düşündü. Ancak çalışanlardan gelen büyük tepkilerin sonucunda bundan vazgeçti ve şirketin genel müdürü Ahmet Bey’i bu iş için görevlendirdi. 

 

Ahmet Bey çok kısa bir süresi olmasına rağmen görevi kabul etti ve hızlı bir şekilde hazırlanmaya başladı. İlk başlarda diğer şirketler tarafından hafife alınsa da zamanla yaptığı ön sunumlar beklentileri yükseltti. Günler geçtikçe şirketindeki çalışanların da Ahmet Bey’e olan desteği giderek artıyordu. Hatta öyle ki bazı rakip şirketlerden kendisinin çalışmaları için tebrik ve takdir mesajları geliyordu. 

 

Derken o gün geldi çattı! Ahmet Bey var gücüyle çalıştığı toplantı için hazırdı. Kendinden emin bir şekilde açılışı yaptı, uzmanlık alanı olan konuları güzelce anlattı ve sıra şirket ile ilgili verileri paylaşmaya geldi. Ahmet Bey sunum için hazır görünen ve daha önce de kontrol ettikleri klasörleri açmaya başladı ve ne görsün! Bunlar boştu! Hızlıca diğerlerini de kontrol etmeye başladı ama tek gördüğü farklı isimli boş klasörlerdi. Toplantıdakilerden özür dileyerek şirketin yedek olarak verdiği elindeki dosyaları telaşla karıştırmaya başladı. Bunların da güncel olmayan eski istatistiklerden başka bir şey olmadığını gördüğü an dünyası başına yıkıldı. 

 

Toplantıya kısa bir ara verilmesini rica etti ve hemen telefonuna sarıldı. Kan ter içinde şirketi arıyor, birilerine ulaşmaya çalışıyordu ama nafile... Yöneticiler sanki yer yarılmış da içine girmişçesine telefonlarına çıkmıyorlardı. Ahmet Bey o an her şeyin bittiğinin farkındaydı. Aynı anda onlarca senaryo geçiyordu kafasından belki ama salona dönüp bir açıklama yapması gerekiyordu. İçeri girdi ve yaşadığı tüm hayal kırıklığının bitirmek üzere olduğu son sabrı ve enerjisiyle toplantıdan çekildiklerini belirtebildi ancak. Daha sonra ise büyük bir üzüntü ile evinin yolunu tuttu. 

 

Ertesi gün tekrar şirkete geldiğinde bütün çalışanların gözü Ahmet Bey'in üzerindeydi. Onlar da şaşkınlık ve hayal kırıklığı içerisindeydi elbet. Bunca yıllık emeğini de düşünerek şirketi ateşe atmak istemediğinden fazla bir şey söylemedi onlara. Fakat işin neden alınamadığı ile ilgili düzenlenen değerlendirme toplantısına da ilginç bir şekilde çağırılmayan Ahmet Bey, durumdan işkillenmeye başladı. 

 

Daha sonraları şirkete, başka şirketlerden yönetici transferleri yapılmaya ve yeni marka yüzleri alınmaya başlandı. Yönetici katı kurumsal kimliğe yabancılaştıkça yönetim tarzı da ilkeli ve şeffaf anlayıştan uzaklaşıyordu. Bir dahaki toplantıda aynı şeylerin yaşanmaması ve kötü gidişatın durdurulması adına Ahmet Bey son bir kez daha patronun karşısına çıktı ama çalışanlardan yeterli desteği alabilmesi, maaşlarını verenlerce bir şekilde engellendi. 

 

Birkaç ay iki taraftan da fazla bir ses çıkmadan geçildi. Daha sonra şirkette, içinde Ahmet Bey’in isminin de geçtiği inanılmaz bir dedikodu dolaşmaya başladı. İddiaya göre bir yönetici, rakip yabancı şirket ile gizli saklı bir görüşme gerçekleştirmişti. Laf döndü dolaştı ve bu çamur Ahmet Bey’e yapıştı. Bu olay ve şirketin tavrı belki de onun için bir kırılma noktası oldu. Her geçen gün şirket ile arasındaki bağ zayıfladı. En sonunda öyle bir noktaya gelindi ki istifa etmesi için baskı uygulanmaya başlandı. Daha fazla durmanın bir anlamı olmadığını gören Ahmet Bey, hayatını adadığı şirketten istifa ederek kendi şirketini kurdu. Kendisini eskiden bilen ve tanıyan pek çok çalışan da onun şirketine katıldılar.  

 

Şimdilerde Ahmet Bey’in şirketi, eski şirketi tarafından kanıtlanamayan kirli iddialarla suçlanıyor, reklamları engelleniyor, önlerinin kesilmesi için her şey yapılıyor. Ahmet Bey ise aynı Ahmet Bey! Halen tek hedefi; eski şirketinde öğrendiği kurumsal kimlik ve ilkeli yönetim anlayışı altında çok çalışarak rakip yabancı şirketin yıllar süren hakimiyetini bitirebilmek... 

 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Memleket Partisi

    Aslında bu yazıyı yazmakta geç kaldığımın farkındayım ve bunun için okurlarımdan özür diliyorum. Fakat partinin kuruluş dilekçesi verildikten sonra hemen her gün yeni bir gelişme yaşandı. En sonunda partinin tüzüğü ve programını da tam anlamıyla okuyup olaya biraz daha  hakim  olarak ve derslerimin biraz daha rahatladığı bir dönemde paylaşmaya karar verdim. O gün bugün!      Aylardır yakından takip ettiğim Memleket Hareketi sonunda resmen partileşti. Öncelikle 17 Mayıs günü İç İşleri Bakanlığı’na verilen dilekçe ile birlikte tüzel kişiliğini aldı. Sonrasında 18 Mayıs günü genel başkan, genel başkan yardımcıları, MYK üyeleri ve kurucu üyelerin belirlenmesinin ardından parti genel merkezinde yapılan basın toplantısı ile resmen kurulmuş oldu. Dilekçeyi vermeye birlikte giden isimlerden Prof. Dr. Gaye Usluer parti sözcüsü, Prof. Dr. Hakkı Akalın genel sekreter,  Mv . Mehmet Ali Çelebi genel başkan yardımcısı, Serkan Ufuk Akgün genel sayman ve Mert...

Batıyoruz!

  Ülkenin en önemli konusu, daha doğrusu sorunu tartışmasız ekonomi. Türk Lirası değer kaybetmeye devam ediyor. Dolar, Euro, Altın tarihi rekorlar kırıyor. Ekonomik bir krizin içinde olduğumuz  aşikar . Fakat bu kriz; yandaş medya ve TÜİK gibi kanallar aracılığıyla yumuşatılarak aktarılıyor. Piyasaya dolar sürerek ve para basarak tutulmaya çalışılıyordu ama devletin kasasının yavaş yavaş boşalmasıyla iş kontrolden çıktı ve bugünkü tablo bunun bir sonucu.      Ekonomiyi siyasetten ayrı düşünemeyiz. Hem neden hem de sonuç olarak. Neden olarak baktığımızda, kötü yönetim ve ülke içinde adalete güven olmaması kaynaklı yabancı yatırımcının gelmemesi, dolar endeksli yapılan ve icraatmış gibi gösterilen ama ülkenin ekonomisine darbe niteliğinde olan köprü, hastane gibi yapılar...      Son Başbakan Binali Yıldırım kendisine sorulduğunda ‘’Dolar dolsa  n’olur  dolmasa  n’olur  demişti. Ciddiyetsizlik konusunda pek bir değişiklik yok aslı...

Yazarlığa İlk Adım

Yeni bir yılda, alışılmışın dışında bir yazıyla hepinize merhaba diyorum. Düzenli okurlarım fark etmişlerdir ki uzun zamandır ortalarda yoktum. Bu sürede sosyal medya kullanmamaya çalıştım; hatta ülkede onca gündem varken tek bir blog yazısı dahi yazmadım. Tabi bunlar yalnızca, sizin takip edebildiğiniz kadarıydı. Özel hayatımda da pek dışarı çıkmadığım, tele fonumun devamlı kapalı olduğu, geceleri oturup gündüzleri uyuduğum, insanlarla iletişim kurmayı olabildiğince kesip tamamen kendi içime kapandığım bir dönem oldu. Esasında bitmiş gibi bahsetmek doğru olmaz çünkü insanlardan uzak kaldıkça daha mutlu ve huzurlu olduğumu gördüm. Bu denli ‘asosyal’ olmasa bile ‘az sosyal’ yaşantımı sürdüreceğim. Kendime, düşünmeye ve hayal kurmaya zaman ayırabilmemin beni fazlasıyla beslediğini anladım. Bunun hayatımda bazı yeni ve önemli kararlar almamda nasıl bir faktör olduğuna değineceğim elbet. Ancak öncesinde, dışarıdan bakıldığında ani meydana gelmiş gibi görünen bu değişimin derinine inmem ...