Ana içeriğe atla

BEKA

  

Son yıllarda hem iktidar hem de muhalefet tarafından sıkça kullanılan sözcüklerden birisi ‘beka’. İki taraf da bazen birbirlerine laf atmak bazense herhangi bir konuda yorumda bulunmak için ‘beka meselesi’, ‘beka sorunu’, ‘ülkemizin bekası için’ gibi ifadeler kullanırlar. Fakat gerçekte bu terimin altını dolduracak büyüklükte önemli konular asla gündeme gelmez. Kendi yapay gündemlerindeki kısır tartışmalarını devam ettirmek, konumundan memnun olan herkesin işine gelir.  

 

Ülkemizin o kadar çok beka sorunu vardır ki birinin çözümü öbürünün öne çıkıp diğerini unutturması şeklinde gerçekleşir. Böylece sorunlar halının altına süpürülmeye ve bir yığın oluşturmaya devam eder. Sadece deprem, yangınlar, sel, müsilaj gibi doğal kaynaklı sorunlar değil; eğitim, ekonomi, adalet gibi sosyal problemlerimiz de giderek artmakta. Bunlardan sonuncusu da tam anlamıyla bir ’beka meselesi’ olan mülteciler... 

 

★★★ 

 

Aslında mülteci demek de çok doğru değil. 

 

Uluslararası hukuk tanımlarından hiçbirine uymuyorlar. 

 

Mülteci değiller, göçmen değiller, sığınmacı değiller... 

 

Halk ağzında en yaygın kullanılan tabir mülteci olsa da şimdilik ‘işgalci’ dememiz daha doğru olacaktır. 

 

★★★ 

 

Bu bir beka sorunu çünkü Türkiye bu proje ile birlikte ABD’nin Afganistan’da bıraktığı enkazı toplama görevini üstlenmiş olacak. 

 

Aynı zamanda Cumhurbaşkanı’nın da söylediği üzere Avrupa’nın refahı adına Türkiye bir tampon güvenlik alanı haline getirilecek. 

 

Hepsinin karşılığında ise kazancımız, muhtemelen harcadığımız paradan bile daha az olan maddi yardımlar olacak.  

 

Tabi bu resmi olarak bildiğimiz. 

 

Bir de Halkbank davasının kirli çamaşırlarını örtme sözü verildiği iddiaları var! 

 

★★★ 

 

Hem geliş nedenleri ve şekilleri hem de Türkiye’deki kontrolsüz dağılımlarının çok büyük demografik problemlere yol açabileceğini daha önce de yazmıştım.  

 

Tanju Özcan’ın bu konudaki ilk açıklamalarından sonra kendilerini hümanist olarak tanımlayan bir takım fon gruplarının algı oyunlarını hepimiz gördük. 

 

Ülkesinin geleceğini düşündüğünden, kontrolsüz işgalci istilasına tepki veren insanlara faşist ve ırkçı dediler. 

 

Bu ‘Türk değil Türkiyeli’ kafasındakilere en güzel cevabı Muharrem İnce verdi: 

 

‘’Ya geri zekalısınız ya da hainsiniz!’’ 

 

★★★ 

 

Suriye, Afganistan, Afrika ve daha pek çok ülkeden kalabalıklar halinde Türkiye sınırlarını geçenler giderek artıyor. 

 

Durum şimdiden o kadar ciddi ki bazı il ve ilçelerde halk oylamasına gidilse yabancılar çoğunlukta kalıyor! 

 

Pasaport kontrolü yok, aşı kontrolü yok... 

 

★★★ 

 

Fakat hükümet, kendi seçmeninin dahi istemediği bu ABD projesini uygulamaya devam ederken, sözde muhalefet partilerinin de büyük kısmından en ufak bir ses yükselmiyor. 

 

Ümit Özdağ liderliğindeki Ayyıldız Hareketi ve Memleket Partisi’nin dışında bu işgale tepki gösterebilen Tanju Özcan, İlay Aksoy, Sinan Oğan gibi siyasetçiler bir elin parmaklarını geçmiyor. 

 

Profesör Doktor Ersan Şen’in de bu konuyu anlatma çabası ve konuya olan yaklaşımı nedeniyle özel bir tebriği hak ettiğini düşünüyorum. 

 

★★★ 

 

Topluma kazandırma yanlısı açıklamaları nedeniyle belediye başkanlarını da eleştirmiştim. 

 

Mansur Yavaş tepkileri değerlendirmiş olacak ki topa fazla girmemeye ve ufak ufak söylem değiştirmeye başlamış gibi görünüyor. 

 

Ancak Ekrem İmamoğlu ve Tunç Soyer bu konuda her geçen gün halk ile inatlaşmaya devam ediyorlar. 

 

Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği Ofisi Türkiye Temsilciliği ile imzalanan anlaşmadan sonra İstanbul Belediyesi’nde Afganların çalıştırıldığına yönelik pek çok şikayet ve iddia var. 

 

Keza Tunç Soyer’in işgalcileri flamingolarla örneklediği açıklaması da tepki topladı. 

 

Eminim doğanın bir parçası ve ev sahipleri olan flamingolar da başka bölgeden getirilen işgalci bir kuş türünü bölgelerinde istemezlerdi... 

 

★★★ 

 

Türkiye’de ilk kez bütün partilerin seçmenleri bir konuda aynı düşünüyor. Fakat muhalefet bu durumu lehine kullanamıyor veya kullanmıyor. 

 

Son olarak uyarmak istiyorum; 

 

Yangınlar için belediyeleri suçlayan zihniyet, yarın işgalcilerin neden olabileceği problemler için de aynı yola başvurursa; bugün entegrasyon masalı anlatanlar ağızlarını bile açamazlar! 

 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Memleket Partisi

    Aslında bu yazıyı yazmakta geç kaldığımın farkındayım ve bunun için okurlarımdan özür diliyorum. Fakat partinin kuruluş dilekçesi verildikten sonra hemen her gün yeni bir gelişme yaşandı. En sonunda partinin tüzüğü ve programını da tam anlamıyla okuyup olaya biraz daha  hakim  olarak ve derslerimin biraz daha rahatladığı bir dönemde paylaşmaya karar verdim. O gün bugün!      Aylardır yakından takip ettiğim Memleket Hareketi sonunda resmen partileşti. Öncelikle 17 Mayıs günü İç İşleri Bakanlığı’na verilen dilekçe ile birlikte tüzel kişiliğini aldı. Sonrasında 18 Mayıs günü genel başkan, genel başkan yardımcıları, MYK üyeleri ve kurucu üyelerin belirlenmesinin ardından parti genel merkezinde yapılan basın toplantısı ile resmen kurulmuş oldu. Dilekçeyi vermeye birlikte giden isimlerden Prof. Dr. Gaye Usluer parti sözcüsü, Prof. Dr. Hakkı Akalın genel sekreter,  Mv . Mehmet Ali Çelebi genel başkan yardımcısı, Serkan Ufuk Akgün genel sayman ve Mert...

Batıyoruz!

  Ülkenin en önemli konusu, daha doğrusu sorunu tartışmasız ekonomi. Türk Lirası değer kaybetmeye devam ediyor. Dolar, Euro, Altın tarihi rekorlar kırıyor. Ekonomik bir krizin içinde olduğumuz  aşikar . Fakat bu kriz; yandaş medya ve TÜİK gibi kanallar aracılığıyla yumuşatılarak aktarılıyor. Piyasaya dolar sürerek ve para basarak tutulmaya çalışılıyordu ama devletin kasasının yavaş yavaş boşalmasıyla iş kontrolden çıktı ve bugünkü tablo bunun bir sonucu.      Ekonomiyi siyasetten ayrı düşünemeyiz. Hem neden hem de sonuç olarak. Neden olarak baktığımızda, kötü yönetim ve ülke içinde adalete güven olmaması kaynaklı yabancı yatırımcının gelmemesi, dolar endeksli yapılan ve icraatmış gibi gösterilen ama ülkenin ekonomisine darbe niteliğinde olan köprü, hastane gibi yapılar...      Son Başbakan Binali Yıldırım kendisine sorulduğunda ‘’Dolar dolsa  n’olur  dolmasa  n’olur  demişti. Ciddiyetsizlik konusunda pek bir değişiklik yok aslı...

Yazarlığa İlk Adım

Yeni bir yılda, alışılmışın dışında bir yazıyla hepinize merhaba diyorum. Düzenli okurlarım fark etmişlerdir ki uzun zamandır ortalarda yoktum. Bu sürede sosyal medya kullanmamaya çalıştım; hatta ülkede onca gündem varken tek bir blog yazısı dahi yazmadım. Tabi bunlar yalnızca, sizin takip edebildiğiniz kadarıydı. Özel hayatımda da pek dışarı çıkmadığım, tele fonumun devamlı kapalı olduğu, geceleri oturup gündüzleri uyuduğum, insanlarla iletişim kurmayı olabildiğince kesip tamamen kendi içime kapandığım bir dönem oldu. Esasında bitmiş gibi bahsetmek doğru olmaz çünkü insanlardan uzak kaldıkça daha mutlu ve huzurlu olduğumu gördüm. Bu denli ‘asosyal’ olmasa bile ‘az sosyal’ yaşantımı sürdüreceğim. Kendime, düşünmeye ve hayal kurmaya zaman ayırabilmemin beni fazlasıyla beslediğini anladım. Bunun hayatımda bazı yeni ve önemli kararlar almamda nasıl bir faktör olduğuna değineceğim elbet. Ancak öncesinde, dışarıdan bakıldığında ani meydana gelmiş gibi görünen bu değişimin derinine inmem ...