Ana içeriğe atla

Kurultay


Geçtiğimiz sene 25 Temmuz’da Cumhuriyet Halk Partisi’nin 37. Olağan Kurultayı gerçekleştirilmişti. ‘’İktidar Kurultayı’’ olarak adlandırdıkları bu kongre hakkında ‘’Kurgutay’’ başlıklı bir yazı kaleme almıştım. O dönemde kurultay delegesi sıfatıyla salonda bulunan Muharrem İnce de henüz partisinden ayrılmamıştı. Dolayısıyla ortada ne yeni bir hareket ne de istifa eden isimler vardı.  

 

O kurultayda aday adaylarına yapılan haksızlıklar, liste krizleri ve delege ağalığını gördükten sonra AKP ile hiçbir farkı kalmadığını belirterek; bir değişim yaşanmadıkça CHP ile olan gönül bağımı kopardığımı ilan etmişti. Daha sonrasında ise benim gibi CHP’ye kızgın Atatürkçü insanlar için yeni bir umut doğdu: Memleket Hareketi! 

 

★★★ 

 

Sivas Kongresi’nin yıldönümünde Muharrem İnce liderliğinde Sivas’tan başlatılan Memleket Hareketi, yaklaşık 8 ay kadar sonra Atatürk’ün Samsun’a çıkışının yıldönümünde Memleket Partisi adıyla yeni bir siyasi partiye dönüştü. 

 

Partinin resmi olarak kurulmasının ardından da 4 ay içerisinde illerin yarısından fazlasında örgütlenmeler ve kurultaylar tamamlandı. 

 

Bir otobüs ve 10-15 kadar kişiyle başlamış bir hareketin bu kadar kısa sürede partileşip, seçime girme hakkı sağlayacak kadar örgütlenebilmesi Cumhuriyet tarihinde görülmemiş bir başarıdır! 

 

Örneğin Memleket’ten 5 ay önce kurulan ve TDH’nin 10 senelik hazırlığını parti örgütüne çevirme imkanına sahip TDP bile önümüzdeki hafta ilk kurultayını ancak yapacak! 

 

★★★ 

 

Son birkaç ay bazı eksiklikler ve hatalar göze çok çarptı. 

 

Ancak hem pandemi nedeniyle sokakta bir organizasyon yapmak mümkün değilken hem de erken seçim yapılma ihtimali varken biran evvel seçime girme yeterliliği kazanmak önemliydi. 

 

Aşırı hızlandırılmış bir örgütlenme ve partileşme süreci diyebiliriz. 

 

Bu süreçte Mehmet Ali Çelebi, Hüseyin Avni Aksoy, Özcan Özel, Gaye Usluer gibi önemli isimler partiye katılırken; özel sebeplerle de olsa ayrılmalarına üzüldüğüm Ali Türkşen, Erkin Şahinöz gibi isimler oldu. 

 

★★★ 

 

Kurultay’a gelecek olursak; Muharrem İnce’yi konuşma sırasında biraz heyecanlı buldum. 

  

Belli ki üzerinde bir mahcup olmama stresi vardı ve kendisi de ‘’Performansım biraz düşmüş’’ diyerek bunu ifade etti. 

 

Fakat sonrasında yaptığı teşekkür konuşmasında o eski alışık olduğumuz Muharrem İnce’den kesitler izlettirdi bize. 

 

Hararetli, coşkulu, şiirli ve biraz da öfkeli; alıştığımız Muharrem İnce... 

 

Açıkçası bana 2010-2012 yıllarında yaptığı ve o dönem paylaşım rekorları kıran meclis konuşmalarının hissiyatını geçirdi. 

 

★★★ 

 

Ufak tefek eksiklikler olsa da genel anlamda Kurultay’a güzel hazırlanılmış diyebilirim.  

 

Ancak ne hikmetse DEVA Partisi’nin kurultayına koşa koşa giden bazı gazeteciler Ankara’ya teşrif edememişler. 

 

Üstelik hafta içinde medya organlarının Ankara temsilcileriyle bir toplantı düzenlenmişti.  

 

Anlaşılan o ki halkın sert tepkisine maruz kalmadıkça bu yandaş ve candaş medya, adaletli habercilik yapmak gibi bir çaba içerisine girmeyecek... 

 

★★★ 

 

‘’Kemal Kılıçdaroğlu kurultayda tek aday olunca eleştiriyordun, Muharrem İnce de tek adaydı onu neden eleştirmiyorsun?’’ diye soranlarınız olabilir. 

 

Yeni kurulan bir partinin ilk kurultayında tabi ki partinin kurucusu ilk genel başkan olur çünkü kendisine rakip olmak için elde geçmiş bir veri yoktur. 

 

Ortada ‘’Ben daha iyi yaparım’’ denilebilecek bir durum veya eleştirilebilecek bir başarısızlık olmadığından da zaten aday olmak isteyen ikinci bir isim çıkmadı. 

 

Geçen seneki CHP Kurultayı’nda ise aday olmak isteyenlerin imza toplamaları engellendi. 

 

Aday adaylık konuşmaları sırasında genel başkan, ekibi ve kapıkulu delegeleri salonu terk etti ve kendilerini dinlemedi. 

 

Kendilerine çok kısa süre tanındı, mikrofonları kapatıldı, konuşmaları da sözde muhalif televizyon kanallarında verilmedi. 

 

Hatta bırakın genel kurultayı, il kurultayları bile rakiplere adaylıkları geri çektirilerek tek adaylı olarak gerçekleştirildi. 

 

Memleket Partisi’nin demokratik tüzüğü ise böyle sorunların yaşanmasının önüne geçiyor. 

 

Genel Başkan’ın toplayabileceği imza sayısını 250 ile sınırlandırıyor. 

 

Aday adayı olduktan sonra da bütün üyelerin önüne sandık konularak adaylar belirleniyor. 

 

Kısacası ortada çok büyük fark var!  

 

★★★ 

 

Peki şimdi ne olacak? 

 

Bundan sonrası için beklenti yüksek! 

 

Özellikle gençlerin son dönemlerde yaptığı eleştirilerin ve isteklerin çoğuna kurultaydan sonra hepsinin gerçekleştirileceği yanıtı veriliyordu. 

 

Sosyal medyada hem yöneticilerin hesapları hem de parti resmi hesabının daha aktif kullanılması gerekiyor. 

 

100 bin üye, sosyal medya hesabında mavi tik ve 100bin takipçi kısa vadeli hedefler arasında yer almalı. 

 

Televizyon ve sosyal medya programlarına olabildiğince çok katılım sağlanmalı. 

 

Bir stüdyo kurulduğu ve aktif olarak kullanılacağı belirtiliyor olması güzel. 

 

Partiden alanında uzman kişilerin kısa videolarından oluşan mini seriler olabilir. 

 

Başkanın konuşmalarının yanında eğlenceli video ve görseller de dikkat çekecektir. 

 

Gündemdeki konuların sıkı takip edilmesi ve anında gerekli açıklamaların yapılması gerekiyor. 

 

Partinin vitrin değerini artıracak tanınan insanların da daha fazla olması gerektiğini ve bu anlamda bazı davetler yapılması gerektiğini düşünüyorum. 

 

Ayrıca partiye zarar verecek açıklamalardan kaçınılmalı ve gençlerin mizah anlayışına müdahale edilmemeli. 

 

Bunun haricinde köy köy geziler yapılmalı demeyeceğim çünkü zaten ilk fırsatta yeniden sokağa ineceklerini belirttiler. 

 

Son olarak da özel anketler yaptırmalı ve oy oranındaki değişimler iyi takip edilmeli. 

 

★★★ 

 

Bana göre işin zor kısmı bitti. 

 

Bundan sonrası iyi çalışmak, çözüm üretmek ve olabildiğince reklam yapmaya kalıyor. 

 

Maddi imkanlar kısıtlı olsa da destek ve katılımın yüksek olması yardımcı olacaktır. 

 

Medya ambargosu kırılır, hele bir de diğer Cumhurbaşkanı adayları ile canlı yayına çıkılır ise arkası çorap söküğü gibi gelir... 

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Memleket Partisi

    Aslında bu yazıyı yazmakta geç kaldığımın farkındayım ve bunun için okurlarımdan özür diliyorum. Fakat partinin kuruluş dilekçesi verildikten sonra hemen her gün yeni bir gelişme yaşandı. En sonunda partinin tüzüğü ve programını da tam anlamıyla okuyup olaya biraz daha  hakim  olarak ve derslerimin biraz daha rahatladığı bir dönemde paylaşmaya karar verdim. O gün bugün!      Aylardır yakından takip ettiğim Memleket Hareketi sonunda resmen partileşti. Öncelikle 17 Mayıs günü İç İşleri Bakanlığı’na verilen dilekçe ile birlikte tüzel kişiliğini aldı. Sonrasında 18 Mayıs günü genel başkan, genel başkan yardımcıları, MYK üyeleri ve kurucu üyelerin belirlenmesinin ardından parti genel merkezinde yapılan basın toplantısı ile resmen kurulmuş oldu. Dilekçeyi vermeye birlikte giden isimlerden Prof. Dr. Gaye Usluer parti sözcüsü, Prof. Dr. Hakkı Akalın genel sekreter,  Mv . Mehmet Ali Çelebi genel başkan yardımcısı, Serkan Ufuk Akgün genel sayman ve Mert...

Batıyoruz!

  Ülkenin en önemli konusu, daha doğrusu sorunu tartışmasız ekonomi. Türk Lirası değer kaybetmeye devam ediyor. Dolar, Euro, Altın tarihi rekorlar kırıyor. Ekonomik bir krizin içinde olduğumuz  aşikar . Fakat bu kriz; yandaş medya ve TÜİK gibi kanallar aracılığıyla yumuşatılarak aktarılıyor. Piyasaya dolar sürerek ve para basarak tutulmaya çalışılıyordu ama devletin kasasının yavaş yavaş boşalmasıyla iş kontrolden çıktı ve bugünkü tablo bunun bir sonucu.      Ekonomiyi siyasetten ayrı düşünemeyiz. Hem neden hem de sonuç olarak. Neden olarak baktığımızda, kötü yönetim ve ülke içinde adalete güven olmaması kaynaklı yabancı yatırımcının gelmemesi, dolar endeksli yapılan ve icraatmış gibi gösterilen ama ülkenin ekonomisine darbe niteliğinde olan köprü, hastane gibi yapılar...      Son Başbakan Binali Yıldırım kendisine sorulduğunda ‘’Dolar dolsa  n’olur  dolmasa  n’olur  demişti. Ciddiyetsizlik konusunda pek bir değişiklik yok aslı...

Yazarlığa İlk Adım

Yeni bir yılda, alışılmışın dışında bir yazıyla hepinize merhaba diyorum. Düzenli okurlarım fark etmişlerdir ki uzun zamandır ortalarda yoktum. Bu sürede sosyal medya kullanmamaya çalıştım; hatta ülkede onca gündem varken tek bir blog yazısı dahi yazmadım. Tabi bunlar yalnızca, sizin takip edebildiğiniz kadarıydı. Özel hayatımda da pek dışarı çıkmadığım, tele fonumun devamlı kapalı olduğu, geceleri oturup gündüzleri uyuduğum, insanlarla iletişim kurmayı olabildiğince kesip tamamen kendi içime kapandığım bir dönem oldu. Esasında bitmiş gibi bahsetmek doğru olmaz çünkü insanlardan uzak kaldıkça daha mutlu ve huzurlu olduğumu gördüm. Bu denli ‘asosyal’ olmasa bile ‘az sosyal’ yaşantımı sürdüreceğim. Kendime, düşünmeye ve hayal kurmaya zaman ayırabilmemin beni fazlasıyla beslediğini anladım. Bunun hayatımda bazı yeni ve önemli kararlar almamda nasıl bir faktör olduğuna değineceğim elbet. Ancak öncesinde, dışarıdan bakıldığında ani meydana gelmiş gibi görünen bu değişimin derinine inmem ...