Ana içeriğe atla

Batıyoruz 2

  

6 Ağustos 2020 tarihinde Dolar 7 lirayı geçtiğinde ‘’Batıyoruz’’ başlıklı bir yazı kaleme almıştım. Çok değil, 1 seneden biraz fazla olmuş ve bugün Dolar ne zaman 10 lira olacak bunu tartışıyoruz ve ben aynı başlığın ikincisini atmak zorunda kalıyorum. Albert Einstein 3. dünya savaşı teorisi kadar korkunç olur mu bilmem ama umarım bir gün ‘’Batıyoruz 3’’ü yazmak zorunda kalmam... 

 

★★★ 

 

‘’Eee batmamışız işte’’ diyen yandaş medya sarhoşu kişiler de olacaktır elbet.  

 

Hani Avrupa’daki birim fiyatları Türk Lirası’na çevirerek pahalıymış gibi göstermeye çalışıp insanları kandıran şu yandaş medya...  

 

Sokak röportajlarında cep telefonu soran amcalar ve çöpten yiyecek de toplasa yine bu iktidara oy veren teyzeler; işte bu etkilenmiş kişilerin geri dönüşü olmayan zirve noktalarıdır.  


Evet batmadık ama bu 1 sene içinde ekonomik olarak ne kadar kötüye gittiğimizi göz önüne alırsak ‘’sürünüyoruz’’ da diyebiliriz.  

 

★★★ 

 

Türk Lirası her geçen gün biraz daha değer kaybediyor.  

 

Hayat pahalılığı hiç olmadığı kadar etkisini hissettiriyor.  

 

Aşırı yüksek vergiler yetmezmiş gibi her şeye zam üstüne zam geliyor.  

 

Asgari ücret 4 kişilik bir aile için açlık sınırının biraz üzerinde, yoksulluk sınırının ise kat ve kat altında. 

 

Türkiye uzun yıllar sonra dünyanın en iyi 20 ekonomisini kapsayan G20’den düşmüş durumda. 

 

Üreticinin perişan olduğu, ithalata bağımlı olduğumuz bu durumda Cumhurbaşkanı ise pahalılık için marketleri suçluyor... 

 

★★★ 

 

Böyle bir ortamda muhalefetin bir numaralı gündemi ekonomi olmalı. 

 

Sistem tartışmaları da ittifaklar da vatandaşın umurunda değil. 

 

İnsanlar maaşından, ocağından, işinden, kirasından, faturalarından başka bir şey düşünemiyor. 

 

Böyle bir ortamda bile AKP’nin neden hala birinci parti olduğunu dönüp kendilerine sormaları gerekiyor. 

 

Sosyal medyadaki Z kuşağı PR çalışması da önemli ama bir yere kadar... 

 

★★★ 

 

İktidarın aldığı oyun çoğunluğunu teknoloji ile arası olmayan, kırsal kesimde yaşayan, eğitim seviyesi düşük yaşlı kesim oluşturuyor.  

 

Özellikle İç Anadolu ve Karadeniz’de hala tulum çıkartmaya devam ediyorlar. 

 

Bu bölgelerde halka inip ciddi çalışmalar yapmadan, bir şeyleri değiştirmeden ve değiştirmek isteyenlerin de önünü açmadan bu insanların oyunu kazanmak mümkün değil. 

 

Aslında biraz becerikli olsalar, başarma ihtimalleri her geçen gün artıyor çünkü kötü ekonomi eskiye oranla herkesi daha çok etkiliyor ve bu nedenle iktidara karşı tepkiler de artıyor. 

 

★★★ 

 

CHP Uşak Milletvekili Özkan Yalım’ın geçtiğimiz günlerde madeni paraların maliyetleri üzerine önemli bir çalışması oldu. 

 

Hatırlayacağınız üzere 1 kuruşluk madeni paradaki maliyet paranın değerinin yaklaşık 3 katı olduğu için 9 sene önce kullanımdan kaldırılmıştı. 

 

Sadece 3 sene önce ise 1 TL’lik madeni paranın maliyeti yaklaşık 13 kuruştu. 

 

Özkan’ın araştırmasına göre bugünkü ekonomik durumda kullandığımız bozuk paralardan; 

 

1 kuruş 26 kuruşa, 

 

5 kuruş 28 kuruşa, 

 

10 kuruş 31 kuruşa, 

 

25 kuruş 39 kuruşa, 

 

50 kuruş 66 kuruşa, 

 

1 lira 79 kuruşa mal ediliyor! 

 

Bu da demektir ki madeni para basımında Merkez Bankası oldukça zarar ediyor! 

 

★★★ 

 

Ekonominin siyaset kısmına geri dönecek olursak;  

 

Birkaç gün önce Dolar 9,65 liraya geldiğinde Muharrem İnce’nin hesabından bir eleştiri videosu yayınlandı. 

 

Ancak videoda Dolar 9,75 TL olarak gösteriliyordu ve bu yanlış bilgi nedeniyle kısa süreli bir tepki aldı. 

 

Kısa süreli dememin nedeni videodan 1 gün sonra Dolar’ın 9.80’i geçmesiydi. 

 

Herhalde videoyu hazırlayıp paylaşana kadar zaten artacağını tahmin ettiklerinden bu şekilde yaptılar. 

 

★★★ 

 

2018 yılındaki Cumhurbaşkanlığı kampanyasında ‘’Erdoğan kazanırsak Dolar 8-10 lira olur, memleket batar.’’ iddiası 3 sene içerisinde gerçekleşen İnce, iddiasını ‘’Erdoğan bir daha seçilirse Dolar 20 lira olur’’ şeklinde büyüttü.  

 

Kulağa imkansız gibi gelse de 3 sene önce Dolar’ın 4 lira olduğunu unutmamak gerekiyor! 

 

Hiçbir konuda istikrarın sağlanamadığı, kurumların bağımsızlıklarını yitirdiği ve yönetimde kontrolün tamamen kaybedildiği ortadayken ekonomik anlamda hiçbir şey bizi şaşırtmayacaktır... 

 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Memleket Partisi

    Aslında bu yazıyı yazmakta geç kaldığımın farkındayım ve bunun için okurlarımdan özür diliyorum. Fakat partinin kuruluş dilekçesi verildikten sonra hemen her gün yeni bir gelişme yaşandı. En sonunda partinin tüzüğü ve programını da tam anlamıyla okuyup olaya biraz daha  hakim  olarak ve derslerimin biraz daha rahatladığı bir dönemde paylaşmaya karar verdim. O gün bugün!      Aylardır yakından takip ettiğim Memleket Hareketi sonunda resmen partileşti. Öncelikle 17 Mayıs günü İç İşleri Bakanlığı’na verilen dilekçe ile birlikte tüzel kişiliğini aldı. Sonrasında 18 Mayıs günü genel başkan, genel başkan yardımcıları, MYK üyeleri ve kurucu üyelerin belirlenmesinin ardından parti genel merkezinde yapılan basın toplantısı ile resmen kurulmuş oldu. Dilekçeyi vermeye birlikte giden isimlerden Prof. Dr. Gaye Usluer parti sözcüsü, Prof. Dr. Hakkı Akalın genel sekreter,  Mv . Mehmet Ali Çelebi genel başkan yardımcısı, Serkan Ufuk Akgün genel sayman ve Mert...

Batıyoruz!

  Ülkenin en önemli konusu, daha doğrusu sorunu tartışmasız ekonomi. Türk Lirası değer kaybetmeye devam ediyor. Dolar, Euro, Altın tarihi rekorlar kırıyor. Ekonomik bir krizin içinde olduğumuz  aşikar . Fakat bu kriz; yandaş medya ve TÜİK gibi kanallar aracılığıyla yumuşatılarak aktarılıyor. Piyasaya dolar sürerek ve para basarak tutulmaya çalışılıyordu ama devletin kasasının yavaş yavaş boşalmasıyla iş kontrolden çıktı ve bugünkü tablo bunun bir sonucu.      Ekonomiyi siyasetten ayrı düşünemeyiz. Hem neden hem de sonuç olarak. Neden olarak baktığımızda, kötü yönetim ve ülke içinde adalete güven olmaması kaynaklı yabancı yatırımcının gelmemesi, dolar endeksli yapılan ve icraatmış gibi gösterilen ama ülkenin ekonomisine darbe niteliğinde olan köprü, hastane gibi yapılar...      Son Başbakan Binali Yıldırım kendisine sorulduğunda ‘’Dolar dolsa  n’olur  dolmasa  n’olur  demişti. Ciddiyetsizlik konusunda pek bir değişiklik yok aslı...

Yazarlığa İlk Adım

Yeni bir yılda, alışılmışın dışında bir yazıyla hepinize merhaba diyorum. Düzenli okurlarım fark etmişlerdir ki uzun zamandır ortalarda yoktum. Bu sürede sosyal medya kullanmamaya çalıştım; hatta ülkede onca gündem varken tek bir blog yazısı dahi yazmadım. Tabi bunlar yalnızca, sizin takip edebildiğiniz kadarıydı. Özel hayatımda da pek dışarı çıkmadığım, tele fonumun devamlı kapalı olduğu, geceleri oturup gündüzleri uyuduğum, insanlarla iletişim kurmayı olabildiğince kesip tamamen kendi içime kapandığım bir dönem oldu. Esasında bitmiş gibi bahsetmek doğru olmaz çünkü insanlardan uzak kaldıkça daha mutlu ve huzurlu olduğumu gördüm. Bu denli ‘asosyal’ olmasa bile ‘az sosyal’ yaşantımı sürdüreceğim. Kendime, düşünmeye ve hayal kurmaya zaman ayırabilmemin beni fazlasıyla beslediğini anladım. Bunun hayatımda bazı yeni ve önemli kararlar almamda nasıl bir faktör olduğuna değineceğim elbet. Ancak öncesinde, dışarıdan bakıldığında ani meydana gelmiş gibi görünen bu değişimin derinine inmem ...