Ana içeriğe atla

Her Kesimden Oy Almak

  

Son zamanlarda siyasi gündemin dikkat çeken tartışma konularından bir tanesi muhalefetin Cumhurbaşkanı adayının kim olacağı. Daha önceleri de üzerinde sıkça durduğumuz bir konu olsa da özellikle Meral Akşener’in açıklamalarından sonra ismi geçenler ve aday profili değişmeye başladı. Muhalefetin yeni popüler ifadesiyle ‘her kesimden oy alabilecek bir aday’ tanımı gündemde. Peki böyle birisi var mı veya böyle bir şey mümkün mü? 

 

★★★ 

 

Öncelikle, ülkedeki onca soruna rağmen iktidar ve muhalefet seçmeni arasındaki geçirgenlik halen yok denecek kadar az. 

 

Gidişattan memnun olmayan iktidar seçmeni, muhalefeti de alternatif olarak göremediği için kendisini kararsız olarak tanımlıyor. 

 

Anketlerde iktidarın oyu düşerken muhalefetin oyunun artmamasının nedeni budur. 

 

Kararsız seçmenleri de anket şirketleri genellikle partilere, aldıkları oy ile orantılı bir şekilde dağıtınca aslında muhalefet bloğu iktidara çok yaklaşmış gibi bir algı oluşuyor. 

 

Halbuki iktidardan kararsızlara dönüşen seçmen ile muhalefet arasında da büyük bir oy geçişi söz konusu değil. 

 

★★★ 

 

İlk turda çatı aday diretenlerin matematik bilmedikleri zaten belliydi ama siyasetin matematiğini de hiç bilmiyorlarmış! 

 

Tabanları tamamen zıt olsa bile çok farklı ilke ve ideolojileri olan partiler bir araya geldiklerinde kendi oylarının da aynı şekilde toplanarak büyüyeceğini sanıyorlar. 

 

Öyle zannetmeseler; Cumhuriyet Halk Partisi kendi tabanından ne kadar büyük tepki aldığının farkına varır ve son haftalardaki HDP yaklaşımından vaz geçerdi. 

 

Kürt seçmenleri ve HDP’nin aldığı yaklaşık 7 milyon oyu partiye zimmetliymiş gibi gösteren bir avuç siyasetçi ve gazetecinin kuklası olmaktan çıkıp halka inmeleri gerekiyor. 

 

Aksi takdirde ‘’Bizde %22 vardı, HDP’de de %10 vardı; birleşelim %32 yapalım’’ gibi bir planla devam ederlerse kendilerini bir anda nasıl yok ettiklerini tecrübe ederler. 

 

★★★ 

 

Her ne kadar konsolide edilmiş seçmenlerin çoğunlukta olduğu ve kutuplaştırılmış bir siyasi ortam mevcut olsa da her kesimden oy almak mümkün! 

 

Her kesimden oy almak herkesin oyunu almak demek değil tabi... 

 

Karşı mahalleden doğrudan koparılabilecek %1’in dahi önemi büyük! 

 

Fakat muhalefetin anlayamadığı nokta şurası: Her kesimden oy alabilmek için doğru kişiden önce doğru politika belirlemek gerekiyor. 

 

★★★ 

 

İsmi geçen kişilerden anlayacağımız üzere ne yazık ki Cumhurbaşkanı adaylığı için de benzer bir mantık içerisindeler. 

 

Her kesimden oy alacak adayın illa hem sağda hem solda görev yapmış birisi olması gerektiğini düşünüyorlar. 

 

İlhan Kesici, Abdullah Gül, Haşim Kılıç... 

 

Ellerinden gelse hem liberal hem ulusalcı; hem milliyetçi hem de siyasal İslamcı birini aday yapacaklar. 

 

Halbuki asıl önemli olan ilkeli bir politika ve etkili bir kampanya götürebilmek. 

 

★★★ 

 

Bunun örneğini 2018 yılındaki seçimlerde Muharrem İnce ile gördük. 

 

50 gün gibi kısa bir süre olmasına rağmen dürüst ve prensipli politikasını, etkili ve sert bir üslupla seçmene geçirmiş ve %31 gibi önemli bir oy oranına ulaşmıştı. 

 

Henüz ekonomik kriz olmamasına rağmen Recep Tayyip Erdoğan’a rakip olup, iktidar seçmeninden %1,5’a yakın oy almıştı. 

 

Aynı şekilde HDP ile bugünkü CHP’nin yaptığı gibi bir yakınlık kurmadan doğu illerinde partisinin kat ve kat üzerinde oylar almıştı. 

 

★★★ 

 

Peki adayın kim olduğunun hiç mi önemi yok? 

 

Elbette var! 

 

Popülarite benim karşı çıktığım zehirli bir gerçeklik maalesef. 

 

Siyasetçilerin geçmişini araştırmak ve hesap sormak çoğu insana zor geliyor. 

 

Biraz da balık hafızalı bir toplum olduğumuzdan kısa süreli PR çalışmaları ve algı operasyonları çok kolay sonuç verebiliyor. 

 

★★★ 

 

Siyasetçinin geçmişi genelde yalancı bir popülerlik perdesiyle örtülse de benim en önem verdiğim kriterdir. 

 

Ne kadar değişmiş, ne kadar gelişmiş, ne kadar başkalaşmış... 

 

İlkelerinden ödün vermiş mi? 

 

FETÖ’ye methiyeler dizmiş mi mesela... 

 

★★★ 

 

Bir de bizzat seçim döneminde ortaya çıkacak olan iletişim yeteneği! 

 

Gençler, kadınlar, emekliler, köylüler, esnaf gibi pek çok sınıfı kapsayan ve ciddi hitabet gücü gerektiren bir yetenektir. 

 

Kimi iki kelimeyi bir araya getiremez, kimi saatlerce prompter olmadan konuşur. 

 

Kimine 5 dakika tahammül edemezsiniz, kim kendini duvarlara bile dinletir... 

 

Bu kişisel katkıları bir kenara bırakırsak; adayın kim olacağından ziyade izleyeceği yol ve profili daha çok önem kazanmış gibi duruyor... 

 

 

 

Meral Akşener’in Açıklaması 

 



Meral Akşener’in yaptığı açıklamanın iyi düşünülmüş, şaşırtıcı ve akıllı bir açıklama olduğunu düşünüyorum.  

 

Kendisinin Cumhurbaşkanlığına değil, Başbakanlığa aday olduğunu söyledi. 

 

Ayrıca seçime ‘kazanacakları bir ortak aday’ ile gitmeleri gerektiğini de ekledi. 

 

Çok basit gibi görünen bu iki ifade aslında içerisinde pek çok anlam ve mesaj barındırıyor. 

 

★★★ 

 

Öncelikle, aday olmayacağını söyleyerek seçmen üzerinde egosuz izlenimi yaratıp sempati kazanıyor. 

 

Herkesin adayını çıkardığı bir denklemde, bir önceki seçimden de tecrübeyle düşük bir oy alacağını bildiğinden kendisini riske atmaktan kaçınmış oluyor. 

 

Başbakanlığa talip olması da hem parlamenter sisteme geri dönüleceği hem de aslında ülkeyi yönetmeye aday olduğu anlamlarını taşıyor. 

 

★★★ 

 

Kazanacak bir aday vurgusu ise belki de konuşmasındaki en can alıcı nokta. 

 

Bana sorarsanız daha önce pek çok defa olduğu ve benim de üzerine yazdığım gibi burada Kemal Kılıçdaroğlu’na net bir mesaj var! 

 

Daha önce ne zaman CHP’den ‘’Adayımız Kılıçdaroğlu’’ sesleri yükselse, İYİ Parti’den İmamoğlu içeren bir çıkış geliyordu. 

 

Bu kez mesaj biraz daha net! 

 

Ben aday olmayacağım ama sen de olma çünkü kazanamazsın! 

 

★★★ 

 

Meral Akşener’in dediği gibi sembolik bir çatı aday ile seçimi kazansalar bile atladıkları bir nokta var. 

 

Sistem değişikliğine gidebilmek için mecliste 360 milletvekiline ihtiyacı olacak ki bu şimdilik muhalefet adına imkansız görünüyor. 

 

Cumhurbaşkanı’nın kendisiyle birlikte meclisi feshedip yeniden seçime götürme hakkı var. 

 

Fakat böyle bir şey olursa halkta ters tepebileceğini düşünüyorum. 

 

Yıllar sonra Erdoğan’a karşı birisini seçip göreve getirdikten sonra o kişinin mevcut imkanları kullanmadan yeniden seçim istemesi halinde halk desteğini çekebilir. 

 

★★★ 

 

Bunun örneğini 7 Haziran 2015 seçimlerinde yaşadık. 

 

AKP tek başına iktidara gelemiyordu ve Devlet Bahçeli, CHP ile hükümet kurmayı reddedip ülkeyi yeniden seçime götürdü. 

 

Sonuçta verilen şansı reddeden MHP’nin oyu, 5 ay içerisinde %16’lardan %11’lere geriledi.  

 

★★★ 

 

CHP’nin, mevcut belediye başkanlarının görevlerine devam etmelerinde ısrarcı olduğunu göz önüne alacak olursak; gelinen noktada Millet İttifakı’nın enteresan politikalara ve ‘Her kesimden oy alabilecek bir aday' aramaya devam edecek gibi durduğunu söyleyebiliriz... 

 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Memleket Partisi

    Aslında bu yazıyı yazmakta geç kaldığımın farkındayım ve bunun için okurlarımdan özür diliyorum. Fakat partinin kuruluş dilekçesi verildikten sonra hemen her gün yeni bir gelişme yaşandı. En sonunda partinin tüzüğü ve programını da tam anlamıyla okuyup olaya biraz daha  hakim  olarak ve derslerimin biraz daha rahatladığı bir dönemde paylaşmaya karar verdim. O gün bugün!      Aylardır yakından takip ettiğim Memleket Hareketi sonunda resmen partileşti. Öncelikle 17 Mayıs günü İç İşleri Bakanlığı’na verilen dilekçe ile birlikte tüzel kişiliğini aldı. Sonrasında 18 Mayıs günü genel başkan, genel başkan yardımcıları, MYK üyeleri ve kurucu üyelerin belirlenmesinin ardından parti genel merkezinde yapılan basın toplantısı ile resmen kurulmuş oldu. Dilekçeyi vermeye birlikte giden isimlerden Prof. Dr. Gaye Usluer parti sözcüsü, Prof. Dr. Hakkı Akalın genel sekreter,  Mv . Mehmet Ali Çelebi genel başkan yardımcısı, Serkan Ufuk Akgün genel sayman ve Mert...

Batıyoruz!

  Ülkenin en önemli konusu, daha doğrusu sorunu tartışmasız ekonomi. Türk Lirası değer kaybetmeye devam ediyor. Dolar, Euro, Altın tarihi rekorlar kırıyor. Ekonomik bir krizin içinde olduğumuz  aşikar . Fakat bu kriz; yandaş medya ve TÜİK gibi kanallar aracılığıyla yumuşatılarak aktarılıyor. Piyasaya dolar sürerek ve para basarak tutulmaya çalışılıyordu ama devletin kasasının yavaş yavaş boşalmasıyla iş kontrolden çıktı ve bugünkü tablo bunun bir sonucu.      Ekonomiyi siyasetten ayrı düşünemeyiz. Hem neden hem de sonuç olarak. Neden olarak baktığımızda, kötü yönetim ve ülke içinde adalete güven olmaması kaynaklı yabancı yatırımcının gelmemesi, dolar endeksli yapılan ve icraatmış gibi gösterilen ama ülkenin ekonomisine darbe niteliğinde olan köprü, hastane gibi yapılar...      Son Başbakan Binali Yıldırım kendisine sorulduğunda ‘’Dolar dolsa  n’olur  dolmasa  n’olur  demişti. Ciddiyetsizlik konusunda pek bir değişiklik yok aslı...

Yazarlığa İlk Adım

Yeni bir yılda, alışılmışın dışında bir yazıyla hepinize merhaba diyorum. Düzenli okurlarım fark etmişlerdir ki uzun zamandır ortalarda yoktum. Bu sürede sosyal medya kullanmamaya çalıştım; hatta ülkede onca gündem varken tek bir blog yazısı dahi yazmadım. Tabi bunlar yalnızca, sizin takip edebildiğiniz kadarıydı. Özel hayatımda da pek dışarı çıkmadığım, tele fonumun devamlı kapalı olduğu, geceleri oturup gündüzleri uyuduğum, insanlarla iletişim kurmayı olabildiğince kesip tamamen kendi içime kapandığım bir dönem oldu. Esasında bitmiş gibi bahsetmek doğru olmaz çünkü insanlardan uzak kaldıkça daha mutlu ve huzurlu olduğumu gördüm. Bu denli ‘asosyal’ olmasa bile ‘az sosyal’ yaşantımı sürdüreceğim. Kendime, düşünmeye ve hayal kurmaya zaman ayırabilmemin beni fazlasıyla beslediğini anladım. Bunun hayatımda bazı yeni ve önemli kararlar almamda nasıl bir faktör olduğuna değineceğim elbet. Ancak öncesinde, dışarıdan bakıldığında ani meydana gelmiş gibi görünen bu değişimin derinine inmem ...