Ana içeriğe atla

İttifaklar ve Sistemler

 2017 yılında yapılan referandumu eminim herkes hatırlıyordur. Hani şu YSK’nın seçim bittikten sonra aldığı skandal karar sonucu mühürsüz oy pusulalarının da geçerli sayıldığı 16 Nisan 2017. İşte o gün o referandumdan bir şekilde evet çıkması ve buna itiraz edecek gerçek bir muhalefet olmaması nedeni ile yaklaşık 4 senedir yeni bir sistem ile yönetiliyoruz. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi, Türk tipi Başkanlık Sistemi ya da adına ne derseniz... 

 

★★★ 

 

O dönemi yakından takip edenler hatırlayacaktır ki muhalefetten 3 kişi öne çıkmış, Başkanlık Sistemi’nin gelmemesi için canla başla mücadele vermişti.  

 

Muharrem İnce! 

 

Ümit Özdağ!  

 

Meral Akşener! 

 

Bu 3 isim, özellikle Uğur Dündar’ın reyting rekorları kıran Arena programında canlı yayın mitingleri yaparak büyük ses getirmişti. 

 

İstanbul ve Ankara dahil büyük şehirlerde ‘hayır’ çıkmasına rağmen Türkiye genelinde %51,4 ‘evet’ çıkmasının önüne geçilememişti. 

 

Tıpkı büyük bir zafermiş gibi anlatılan ama aslında yine Türkiye genelinde %52,5 Cumhur İttifakı lehine sonuçlanan 2019 Yerel Seçimleri gibi... 

 

★★★ 

 

Son günlerde bu sistem tartışması siyasetin en popüler konusu haline geldi. 

 

Öyle ki ittifaklar bile bu noktadan hareket ederek şekillenmeye başladı. 

 

Cumhur İttifakı’nı uzun uzun anlatmaya gerek yok! 

 

Onların bütün motivasyonu Recep Tayyip Erdoğan’ın başkanlığı üzerine kurulmuş. 

 

AKPMHP ve BBP dışında bir partinin katılması ise pek gündemde değil. 

 

★★★ 

 

Millet İttifakı’nı oluşturan CHPİyi PartiDemokrat Parti ve Saadet Partisi ise Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem üzerinde uzlaşmış durumdalar. 

 

Aynı konu özelinde de DEVAGelecek Partisi ve Yeniden Refah Partisi’ni ziyaret ederek, ittifakı genişletmeye yönelik hamlelerde bulunuyorlar. 

 

Yeniden Refah Partisi kesin olmasa da diğer iki parti ile birlikte çok büyük olasılıkla Millet İttifakı’ndaki parti sayısı yakın zaman içinde 6'ya yükselecektir. 

 

★★★ 

 

Peki bu sistem tam olarak nedir ve bu sisteme nasıl geçilecek? 

 

Bu kadar sık telaffuz ediliyor olmasına rağmen aslında tanımlamak için ‘demokrasi’ ve ‘başbakanlık’ dışında pek de bir şey söyleyen henüz olmadı. 

 

Nasıl geçileceği kısmı ise adeta çok bilinmeyenli denklem sorusu! 

 

Muhalefetin anayasa değişikliğine gidebilmesi için mecliste 400 milletvekili olması gerekiyor. 

 

400’ü bulamazlar ise en azından referanduma götürebilmek için 360 milletvekiline ihtiyaçları olacak.  

 

Herhangi bir ittifakın bu sayıya ulaşması çok zor görünse de muhalefetin bunu başarıp Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem için gideceği referandumu da kazanması lazım. 

 

Referandum da kazanıldıktan sonra Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem’e geçilmiş olacak. 

 

★★★ 

 

Geldik problemin en ilginç kısmına: sistem değiştikten sonra ne olacak? 

 

Bir kez daha eskiden olduğu gibi genel seçime gideceğiz. 

 

Yine eskiden olduğu gibi en yüksek oyu alan partinin genel başkanı Başbakan olacak. 

 

İşin ilginç yanı son anketlerin çoğuna göre mevcut sisteme göre Cumhur İttifakı iktidar olamazken; Parlamenter Sistem ile yeniden ülkeyi yönetme şansı elde edecek olması. 

 

Kısacası muhalefet her zaman olduğu gibi AKP’yi iktidarda tutmak için elinden geleni yapıyor. 

 

★★★ 

 

Tabi bir de henüz herhangi bir ittifak içinde yer almayan diğer muhalif partiler var. 

 

Örneğin Memleket Partisi bu konuya diğerlerinden farklı yaklaşıyor. 

 

Mevcut sistemi ‘’Tam bir ucube’’ olarak nitelendiren Muharrem İnce; sistemin isminin değil içeriğinin değişmesi gerektiğini anlatıyor. 

 

İran İslam Cumhuriyeti mi daha demokratik yoksa Britanya Krallığı mı? sorusu ile de anlatımını güçlendiriyor. 

 

Asıl değiştirilmesi gerekenin Siyasi Partiler Kanunu olduğunun altını çizen İnce; yasama, yürütme ve yargının ayrılmasının yanında Cumhurbaşkanının da tarafsız olması gerektiğini vurguluyor. 

 

Bir de ısrarlı bir şekilde olmasa da ara sıra ‘senato’ lafını duyuyoruz İnce’nin ağzından. 

 

Bunun da kesinlikle diğer partilerden farklı, somut ve çok destek görecek bir vaat olduğunu düşünüyorum. 

 

★★★ 

 

Geçtiğimiz hafta Demokratik Sol Parti Genel Başkanı Önder Aksakal, Memleket Partisi Genel Merkezi’ne gelerek Muharrem İnce’yi ziyaret etti. 

 

Medyada çok geniş yer bulmasa da bu ziyareti önemsiyorum çünkü 3. bir ittifak ihtimali görüyorum. 

 

Tabi böyle bir ittifak ancak seçim dönemine girerken şekillenebilir. 

 

Bu potansiyel ittifak için Türkiye Değişim Partisi ve Genç Parti gibi Atatürkçü çizgideki diğer muhalif partiler de potansiyel müttefikler. 

 

★★★ 

 

Her ne kadar Ümit Özdağ bunu inkar etse de tabanlarının birbirine yakınlığından dolayı Zafer Partisi’nin de Memleket Partisi ile hareket etmesi gayet mümkün. 

 

Ayrıca onları da yeni kurulmuş bir parti olmalarına rağmen etkili ve başarılı buluyorum.  

 

Gerek Ümit Özdağ’ın bireysel bilgi ve popülaritesi, gerek mülteci konusunda partinin gösterdiği tavır kendisine seçmen bulabilir. 

 

★★★ 

 

Son olarak da yeni oluşabilecek bir sol ittifakından söz edebiliriz. 

 

Sol-sosyalist olarak tanımlanan, iktidara muhalif ama bana göre Atatürkçü bir kimliği de olmayan partiler birleşerek masada söz sahibi olmak isteyebilirler. 

 

Millet İttifakı’na davet edilemeyen HDPİşçi PartisiTürkiye Komünist Partisi gibi birtakım partileri kapsayabilirler. 

 

Eskiden de İyi Parti, Demokrat Parti, Saadet Partisi gibi sağ partileri içeren yeni  bir ittifak konuşuluyordu ama olmadı 

 

Belki bu da sadece dedikodudan ibarettir ama siyasette olmaz olmaz... 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Memleket Partisi

    Aslında bu yazıyı yazmakta geç kaldığımın farkındayım ve bunun için okurlarımdan özür diliyorum. Fakat partinin kuruluş dilekçesi verildikten sonra hemen her gün yeni bir gelişme yaşandı. En sonunda partinin tüzüğü ve programını da tam anlamıyla okuyup olaya biraz daha  hakim  olarak ve derslerimin biraz daha rahatladığı bir dönemde paylaşmaya karar verdim. O gün bugün!      Aylardır yakından takip ettiğim Memleket Hareketi sonunda resmen partileşti. Öncelikle 17 Mayıs günü İç İşleri Bakanlığı’na verilen dilekçe ile birlikte tüzel kişiliğini aldı. Sonrasında 18 Mayıs günü genel başkan, genel başkan yardımcıları, MYK üyeleri ve kurucu üyelerin belirlenmesinin ardından parti genel merkezinde yapılan basın toplantısı ile resmen kurulmuş oldu. Dilekçeyi vermeye birlikte giden isimlerden Prof. Dr. Gaye Usluer parti sözcüsü, Prof. Dr. Hakkı Akalın genel sekreter,  Mv . Mehmet Ali Çelebi genel başkan yardımcısı, Serkan Ufuk Akgün genel sayman ve Mert...

Batıyoruz!

  Ülkenin en önemli konusu, daha doğrusu sorunu tartışmasız ekonomi. Türk Lirası değer kaybetmeye devam ediyor. Dolar, Euro, Altın tarihi rekorlar kırıyor. Ekonomik bir krizin içinde olduğumuz  aşikar . Fakat bu kriz; yandaş medya ve TÜİK gibi kanallar aracılığıyla yumuşatılarak aktarılıyor. Piyasaya dolar sürerek ve para basarak tutulmaya çalışılıyordu ama devletin kasasının yavaş yavaş boşalmasıyla iş kontrolden çıktı ve bugünkü tablo bunun bir sonucu.      Ekonomiyi siyasetten ayrı düşünemeyiz. Hem neden hem de sonuç olarak. Neden olarak baktığımızda, kötü yönetim ve ülke içinde adalete güven olmaması kaynaklı yabancı yatırımcının gelmemesi, dolar endeksli yapılan ve icraatmış gibi gösterilen ama ülkenin ekonomisine darbe niteliğinde olan köprü, hastane gibi yapılar...      Son Başbakan Binali Yıldırım kendisine sorulduğunda ‘’Dolar dolsa  n’olur  dolmasa  n’olur  demişti. Ciddiyetsizlik konusunda pek bir değişiklik yok aslı...

Yazarlığa İlk Adım

Yeni bir yılda, alışılmışın dışında bir yazıyla hepinize merhaba diyorum. Düzenli okurlarım fark etmişlerdir ki uzun zamandır ortalarda yoktum. Bu sürede sosyal medya kullanmamaya çalıştım; hatta ülkede onca gündem varken tek bir blog yazısı dahi yazmadım. Tabi bunlar yalnızca, sizin takip edebildiğiniz kadarıydı. Özel hayatımda da pek dışarı çıkmadığım, tele fonumun devamlı kapalı olduğu, geceleri oturup gündüzleri uyuduğum, insanlarla iletişim kurmayı olabildiğince kesip tamamen kendi içime kapandığım bir dönem oldu. Esasında bitmiş gibi bahsetmek doğru olmaz çünkü insanlardan uzak kaldıkça daha mutlu ve huzurlu olduğumu gördüm. Bu denli ‘asosyal’ olmasa bile ‘az sosyal’ yaşantımı sürdüreceğim. Kendime, düşünmeye ve hayal kurmaya zaman ayırabilmemin beni fazlasıyla beslediğini anladım. Bunun hayatımda bazı yeni ve önemli kararlar almamda nasıl bir faktör olduğuna değineceğim elbet. Ancak öncesinde, dışarıdan bakıldığında ani meydana gelmiş gibi görünen bu değişimin derinine inmem ...