Ana içeriğe atla

Yeni Yılda Seçim

  

‘’Batıyoruz’’ yazılarımın sonuncusunun ardından Dolar 18’lere fırlayınca içimden bir ses bir sonraki yazının başlığının ‘’Battık’’ olacağını söylüyordu. Uçurumdan düşmek üzereyken son anda bir dala tutunduk diyebiliriz. Tabi bu dal sağlam mı, sağlamsa ne kadar dayanır? Bizim kendimizi tekrar yukarı çekecek gücümüz kaldı mı? Bu soruların cevabını zaman geçtikçe daha iyi anlayacağız. 

 

★★★ 

 

Geçtiğimiz hafta başında Türk Lirasındaki korkunç değer kaybı ve bununla birlikte gelen korkunç zamların ardından önemli bir müdahale gerçekleştirildi.  

 

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın konuşmasının ardından kısa süre içerisinde Türk Lirası yaklaşık %50 değer kazandı ve Dolar 18’den 12’ye geriledi. 

 

Yeni ekonomik tedbir ve planların açıklandığı konuşmada vatandaşlara dövizlerini satmaları, zarar etmeleri halinde Merkez Bankası tarafından zararlarının karşılanacağı çağrısında bulunuldu. 

 

Bu çağrı belli oranda destek gördü ve piyasaya 2 milyar Dolara yakın para sürüldü. 

 

Fakat bu miktarın bırakın Doları düşürmeyi, sabit tutmaya bile yetmeyeceğini ekonomik gündemi az çok takip eden herkes tahmin edebilir.  

 

Bizzat Merkez Bankası tarafından da önemli bir satış gerçekleştirildiği aşikar. 

 

★★★ 

 

Merkez Bankası demişken; daha önce hazine garantili köprüler, yollar, hastaneler yapıldığına şahit olmuştuk. 

 

Fakat Merkez Bankası garantili döviz-faiz anlaşması ile ilk kez karşılaşıyoruz. 

 

Uzmanlar bu örtülü faiz taktiğinin daha önce sabit kur döneminde denendiğini ve sonrasında hiper enflasyon olarak geri teptiğini söylüyorlar. 

 

Zengin, fakir, genç, emekli fark etmeksizin herkesin eşit oranda hakkının bulunduğu Merkez Bankası nasıl böyle bir vaatte bulunabiliyor. 

 

Doların yükselmeyeceğinin ne garantisi var da hepimizin parasıyla bizlere sorulmadan böyle bir kumar oynanıyor? 

 

Ekonomimiz zor durumdayken fedakarlık yapmayalım mı diye sorabilirsiniz. 

 

Elbette yapalım ama samimiler ise önce saray ve çevresinde bir tasarruf görelim ki samimiyetlerine inanalım. 

 

Tabi bir de o ani düşüş ve çıkışlarda alım-satım yaparak zengin olanlar araştırılsın. 

 

Önceden biliniyormuş gibi bir anda yeni ekonomik modelin banka reklamları oynamaya başladığına göre bunu bekleyenler varmış... 

 

★★★ 

 

Daha önce Doların yükselmesine dış güçlerin oyunu diyen ve umursamayan zihniyet; dolar düşünce kutlama yapmaya, halay çekmeye başladı... 

 

Şimdi ise iktidara yakın kişilerden duyuyoruz ki aslında Doları yükselten de düşüren de Allah’mış(!) 

 

İşte bu söz ‘’Siyasal İslam nedir?’’ sorusunun en güzel cevabıdır. 

 

Bilim, araştırma, sorgulama olmadığı için dinle kandırırlar, en sonunda da suçu Allah’a atarlar. 

 

Onun için bu kişiler Hazine ve Maliye Bakanı bile olsalar ülkenin ekonomisinden bihaber olur; dolar düşünce ‘’Nasıl oldu, biz bir şey yaptık mı?’’ gibi sorular sorabilirler. 

 

★★★ 

 

Peki soruyorum; doların düşmesiyle ekonomimiz düzeldi mi? 

 

Hayır! 

 

Doların artmasıyla birlikte her şeye gelen zamlarda bir gerileme göremedik. 

 

Geçenlerde benzin ve mazota gelen indirim de yükselen ÖTV’yi karşıladığından pompa fiyatlarına yansımadı. 

 

Ekmek hala 3 lira! 

 

Enflasyonda bir düşüş, alım gücünde de bir artış söz konusu değil... 

 

Yapılanlar ve söylenenler günü kurtarmaktan; ekonomiyi düzelmiş gibi göstermekten öteye geçmiyor. 

 

İyi ama uzun vadede yine bozulacaksa bunu neden yapsınlar? 

 

Yoksa bir erken seçim mi geliyor? 

 

★★★ 

 

Erken seçim konusuna daha önce de farklı açılardan pek çok kez değinmiş ve yüksek ihtimal vermediğimi belirtmiştim. 

 

Bu görüşümün temelini de 2 önemli gerçek oluşturuyordu: 

 

Ekonomik kriz ve üzerinde çalışılan yeni seçim yasası. 

 

Yeni seçim yasasının meclisten geçmesi halinde en az 1 sene seçime gidilemez! 

 

Fakat kısa ve geçici de olsa ekonomiyi düzeltebilirlerse bunda da bir erteleme veya vaz geçme görebiliriz. 

 

★★★ 

 

Çoğu kişinin aksine %7 barajının MHP için değil DEVA için yapılacağını düşünüyordum. 

 

MHP zaten ittifakın içinde seçime girdiğinden bir baraj sorunu bulunmuyordu. 

 

Ancak anketlerle oyları şişirilen DEVA için baraj %7’ye düşürülürse hem HDP’nin destek oylarından hem de CHP’den bir ittirme payı alabilirdi. 

 

Böylece de CHP’den direkt olarak alınamayan muhalif oylar en azından iktidarın kendi içinden çıkan ve anlaşma ihtimali daha yüksek olan bir diğer siyasal İslamcı partide toplanabilirdi. 

 

Sonuç olarak DEVA’nın da Millet İttifakı içerisinde seçime girme ihtimali göz önüne alınarak bu yeni seçim yasasından vaz geçilmiş olabilir. 

 

★★★ 

 

Son dönemde yaşanan ilginç gelişmelerin ardından ben de ‘’Acaba mı?’’ sorusunu sormaya başladım. 

 

Kısa vadeli ve riskli ekonomik değişimler ilk olarak en büyük yangını söndürmeye yönelikti. 

 

Bu müdahalelerin ardından Erdoğan’ın söylemlerinde de bazı değişimler yaşanmaya başladı. 

 

‘’Oy versin veya vermesin 84 milyonu kardeşimiz olarak görüyoruz’’ açıklaması; bir köpek saldırısı olayının ardından sokak hayvanları ile ilgili açıklamalar... 

 

Ayrıca asgari ücretin 4250 Liraya çıkarılması ve 26 Haziran’da yapılması planlanan sınavların bir hafta erkene alınması da alamet olarak okunabilecek gelişmeler. 

 

★★★ 

 

Bu olasılığı güçlendiren bir diğer konu da muhalefetin Cumhurbaşkanı adayının hala belli olmaması! 

 

Kemal Kılıçdaroğlu belediye başkanlarının görevlerini devam edeceğini söylediğinden, popülarite bazında kağıt üzerinde en yüksek oyu alabilecek iki isim elenmiş gibi görünüyor. 

 

Bir de üzerine muhalefeti hazırlıksız yakalayacak bir erken seçim durumunda Erdoğan rakiplerini iyice köşeye sıkıştırabilir. 

 

Muhalefet; doğuda bedava elektrik, evlenip boşanan kadınlara destek, Kavala ve Demirtaş için özgürlük, KHK’lılar gibi mantıksız açıklamalar yaptıkça iktidar daha sert vuracaktır. 

 

★★★ 

 

Bir diğer konu; kararsızlara alternatif oluşturmaları açısından iktidara en çok zarar vereceklerini düşündüğüm, ittifaklar dışındaki Atatürkçü muhalif partilerin önünü kesmek. 

 

Bir erken seçim durumunda Zafer Partisi katılma hakkı elde edemez çünkü henüz yeterli örgütlenme oranına ulaşamadı ve ilk kongresini gerçekleştiremedi. 

 

Kongresini 18 Eylül’de gerçekleştiren Memleket Partisi ise mart ayından itibaren yapılacak seçimlere girebiliyor.  

 

Ancak onlar da örgütlenme çalışmalarına devam ediyorlar ve erken seçim olması durumunda reytinglerini yükseltmek için çalışma zamanları kısalmış olacak. 

 

Tabi bu partiler seçime giremeseler bile 100 bin imza ile aday çıkarma ihtimalleri de oldukça yüksek. 

 

★★★ 

 

6 ay sonra erken seçime gideceğimiz bir yıla giriyor olabiliriz. Şimdiden bir tahminde bulunmak zor ama size tavsiyem seçim dönemine girilene kadarki anketlerin hiçbirine fazla inanmamanız. Ne umutsuz ne de fazla rahat olmayın! Yeni yılda ülkemiz için hayırlı bir değişim yaşanmasını diliyorum. Hastalıkların bittiği, sorunların azaldığı bir ortamda, yeni yazılarda buluşmak üzere; iyi seneler... 

 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Memleket Partisi

    Aslında bu yazıyı yazmakta geç kaldığımın farkındayım ve bunun için okurlarımdan özür diliyorum. Fakat partinin kuruluş dilekçesi verildikten sonra hemen her gün yeni bir gelişme yaşandı. En sonunda partinin tüzüğü ve programını da tam anlamıyla okuyup olaya biraz daha  hakim  olarak ve derslerimin biraz daha rahatladığı bir dönemde paylaşmaya karar verdim. O gün bugün!      Aylardır yakından takip ettiğim Memleket Hareketi sonunda resmen partileşti. Öncelikle 17 Mayıs günü İç İşleri Bakanlığı’na verilen dilekçe ile birlikte tüzel kişiliğini aldı. Sonrasında 18 Mayıs günü genel başkan, genel başkan yardımcıları, MYK üyeleri ve kurucu üyelerin belirlenmesinin ardından parti genel merkezinde yapılan basın toplantısı ile resmen kurulmuş oldu. Dilekçeyi vermeye birlikte giden isimlerden Prof. Dr. Gaye Usluer parti sözcüsü, Prof. Dr. Hakkı Akalın genel sekreter,  Mv . Mehmet Ali Çelebi genel başkan yardımcısı, Serkan Ufuk Akgün genel sayman ve Mert...

Batıyoruz!

  Ülkenin en önemli konusu, daha doğrusu sorunu tartışmasız ekonomi. Türk Lirası değer kaybetmeye devam ediyor. Dolar, Euro, Altın tarihi rekorlar kırıyor. Ekonomik bir krizin içinde olduğumuz  aşikar . Fakat bu kriz; yandaş medya ve TÜİK gibi kanallar aracılığıyla yumuşatılarak aktarılıyor. Piyasaya dolar sürerek ve para basarak tutulmaya çalışılıyordu ama devletin kasasının yavaş yavaş boşalmasıyla iş kontrolden çıktı ve bugünkü tablo bunun bir sonucu.      Ekonomiyi siyasetten ayrı düşünemeyiz. Hem neden hem de sonuç olarak. Neden olarak baktığımızda, kötü yönetim ve ülke içinde adalete güven olmaması kaynaklı yabancı yatırımcının gelmemesi, dolar endeksli yapılan ve icraatmış gibi gösterilen ama ülkenin ekonomisine darbe niteliğinde olan köprü, hastane gibi yapılar...      Son Başbakan Binali Yıldırım kendisine sorulduğunda ‘’Dolar dolsa  n’olur  dolmasa  n’olur  demişti. Ciddiyetsizlik konusunda pek bir değişiklik yok aslı...

Yazarlığa İlk Adım

Yeni bir yılda, alışılmışın dışında bir yazıyla hepinize merhaba diyorum. Düzenli okurlarım fark etmişlerdir ki uzun zamandır ortalarda yoktum. Bu sürede sosyal medya kullanmamaya çalıştım; hatta ülkede onca gündem varken tek bir blog yazısı dahi yazmadım. Tabi bunlar yalnızca, sizin takip edebildiğiniz kadarıydı. Özel hayatımda da pek dışarı çıkmadığım, tele fonumun devamlı kapalı olduğu, geceleri oturup gündüzleri uyuduğum, insanlarla iletişim kurmayı olabildiğince kesip tamamen kendi içime kapandığım bir dönem oldu. Esasında bitmiş gibi bahsetmek doğru olmaz çünkü insanlardan uzak kaldıkça daha mutlu ve huzurlu olduğumu gördüm. Bu denli ‘asosyal’ olmasa bile ‘az sosyal’ yaşantımı sürdüreceğim. Kendime, düşünmeye ve hayal kurmaya zaman ayırabilmemin beni fazlasıyla beslediğini anladım. Bunun hayatımda bazı yeni ve önemli kararlar almamda nasıl bir faktör olduğuna değineceğim elbet. Ancak öncesinde, dışarıdan bakıldığında ani meydana gelmiş gibi görünen bu değişimin derinine inmem ...