Ana içeriğe atla

Seçim 14 Mayıs'ta

  

Bir seneden uzun süredir hararetli şekilde devam eden seçim tartışmalarını ittifaklar, adaylar, seçim tarihi ve seçim yasası olmak üzere 3 ana başlıkta toparlayabiliriz. Hatırlayacağınız üzere geçen sene çıkartılan yeni seçim yasası ile birlikte baraj %7’ye indirilmiş ve partileri ittifaktan bağımsız olarak barajı geçmeye zorlayan bir sisteme geçilmişti. Ancak yeni yasanın seçimlerde uygulanabilmesi için üzerinden tam bir sene geçmesi gerekiyordu ki bu sürenin sonu da 6 Nisan 2023 tarihini işaret ediyordu.  

 

★★★ 

 

2018 Genel Seçim sonuçları yeni yasaya göre aynı oy sayılarıyla yeniden hesaplandığında Cumhur İttifakı’nın ve HDP’nin milletvekili sayısı artarken Millet İttifakı’nınkinde düşüş yaşanıyordu. 

 

Normalde 6 Nisan 2023 tarihinden önce yapılacak erken seçimlerde muhalefet için daha avantajlı gibi görünen eski sistem uygulanacaktı. 

 

Fakat bunun yapılabilmesi için de mecliste 360 vekil ile erken seçim kararı alınacaktı; dolayısıyla da Recep Tayyip Erdoğan’ın normalde Anayasa’ya göre hakkı olmayan 3. kez adaylığının önü açılacaktı. 

 

Kısacası mecliste grubu olan muhalefet partileri CHP, İyi Parti ve HDP’nin önünde karar verilmesi gereken 2 seçenek vardı: 

 

Ya Erdoğan’ın adaylığını göze alarak eski seçim yasasına göre seçime girebilmek için 6 Nisan’dan önce yapılacak bir erken seçim, 

 

Ya da Erdoğan’ın aday olmaması için olağan seçim tarihi olan Haziran ayını beklemek ve seçimlere yeni yasa ile girmek. 

 

Belki bunları okurken siz de hangisi daha mantıklı diye düşündünüz. 

 

Ancak mevcut muhalefetin başarısızlık alanında ne kadar başarılı olduğunu muhtemelen hesaba katmadınız çünkü kendileri daha parlak(!) bir karara varmak üzereler. 

 

★★★ 

 

Geçtiğimiz gün hem Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan hem de Devlet Bahçeli’den bir uzlaşmaya gidilmesi ve seçimlerin 14 Mayıs 2023 tarihinde yapılması yönünde çağrı yapıldı. 

 

Aslında Cumhurbaşkanı isterse hem kendisini hem de meclisi feshedip ülkeyi erken seçime götürebilme yetkisine sahip ama bunu yaparsa kendisi yeniden aday olamıyor. 

 

Bu da demek oluyor ki teklifi meclise sunacaklar ve kabul edilirse hem Erdoğan bir kez daha aday olabilecek hem de tarihten dolayı yeni seçim yasası yürürlüğe girmiş olacak. 

 

Normalde muhalefetin buna karşı çıkmasını ve iktidarı yukarıda saydığım seçeneklerden birine zorlamasını beklersiniz. 

 

Ancak Kemal Kılıçdaroğlu hemen bir açıklama yaptı ve 14 Mayıs’ta seçim olacağını duyurdu. 

 

Zaten CHP’nin destek vermesi iktidarın 360 milletvekiline ulaşması için yeterli oluyor. 

 

Kendileri bu mantıksız kararı vermenin altında yatan savunmayı da özgüven olarak açıklıyorlar. 

 

Erdoğan’ın bile ilk sonuçlardan sonra “Atı alan Üsküdar’ı geçti” diyerek gereksiz macera aramadığı bir ülkede Erdoğan’a karşı 20 yılda 13 seçim kaybeden bir muhalefete bu özgüven acaba nereden geliyor? 

 

Üstelik henüz ortada aday dahi yokken... 

 

★★★ 

 

Sadede gelirsek; hem Erdoğan’ın 3. kez adaylığı meşrulaşmış olacak hem de muhalefet yeni seçim yasasına göre seçime girmiş olacak. 

 

Kendi kanallarında kendi yandaş gazetecileriyle bu konuyu hiç konuşmadan hiçbir şey olmamış gibi devam edecekler. 

 

Kendi anketçilerine yaptıracakları ısmarlama anketlerle manipülasyona devam edecekler. 

 

Bu muhalefeti eleştirenler de yine iktidara yardım ediyor damgası yiyecekler. 

 

İşin acısı onlar bu oyunu oynarken cahil seçmen de ya “Ne olursa olsun Erdoğan’a oy veririm.” demeye ya da “Millet İttifakı kimi aday gösterirse ona oy veririm.” demeye devam edecek. 

 

★★★ 

 

Bugüne kadar yazılarımda kutuplaştırıcı veya hedef gösterici bir dil kullanmamaya özen gösterdim. Bu konudaki fikrimin daha iyi anlaşılması adına net ve sert bir şekilde ifade edeceğim: Eğer ki Millet İttifakı bu teklifi onaylar ve Erdoğan’ın bir kez daha aday olabilmesinin önünü açarsa; kendilerine oy verecek olan her seçmen benim gözümde Erdoğan’a oy vermiş sayılır! 

 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Memleket Partisi

    Aslında bu yazıyı yazmakta geç kaldığımın farkındayım ve bunun için okurlarımdan özür diliyorum. Fakat partinin kuruluş dilekçesi verildikten sonra hemen her gün yeni bir gelişme yaşandı. En sonunda partinin tüzüğü ve programını da tam anlamıyla okuyup olaya biraz daha  hakim  olarak ve derslerimin biraz daha rahatladığı bir dönemde paylaşmaya karar verdim. O gün bugün!      Aylardır yakından takip ettiğim Memleket Hareketi sonunda resmen partileşti. Öncelikle 17 Mayıs günü İç İşleri Bakanlığı’na verilen dilekçe ile birlikte tüzel kişiliğini aldı. Sonrasında 18 Mayıs günü genel başkan, genel başkan yardımcıları, MYK üyeleri ve kurucu üyelerin belirlenmesinin ardından parti genel merkezinde yapılan basın toplantısı ile resmen kurulmuş oldu. Dilekçeyi vermeye birlikte giden isimlerden Prof. Dr. Gaye Usluer parti sözcüsü, Prof. Dr. Hakkı Akalın genel sekreter,  Mv . Mehmet Ali Çelebi genel başkan yardımcısı, Serkan Ufuk Akgün genel sayman ve Mert...

Batıyoruz!

  Ülkenin en önemli konusu, daha doğrusu sorunu tartışmasız ekonomi. Türk Lirası değer kaybetmeye devam ediyor. Dolar, Euro, Altın tarihi rekorlar kırıyor. Ekonomik bir krizin içinde olduğumuz  aşikar . Fakat bu kriz; yandaş medya ve TÜİK gibi kanallar aracılığıyla yumuşatılarak aktarılıyor. Piyasaya dolar sürerek ve para basarak tutulmaya çalışılıyordu ama devletin kasasının yavaş yavaş boşalmasıyla iş kontrolden çıktı ve bugünkü tablo bunun bir sonucu.      Ekonomiyi siyasetten ayrı düşünemeyiz. Hem neden hem de sonuç olarak. Neden olarak baktığımızda, kötü yönetim ve ülke içinde adalete güven olmaması kaynaklı yabancı yatırımcının gelmemesi, dolar endeksli yapılan ve icraatmış gibi gösterilen ama ülkenin ekonomisine darbe niteliğinde olan köprü, hastane gibi yapılar...      Son Başbakan Binali Yıldırım kendisine sorulduğunda ‘’Dolar dolsa  n’olur  dolmasa  n’olur  demişti. Ciddiyetsizlik konusunda pek bir değişiklik yok aslı...

Yazarlığa İlk Adım

Yeni bir yılda, alışılmışın dışında bir yazıyla hepinize merhaba diyorum. Düzenli okurlarım fark etmişlerdir ki uzun zamandır ortalarda yoktum. Bu sürede sosyal medya kullanmamaya çalıştım; hatta ülkede onca gündem varken tek bir blog yazısı dahi yazmadım. Tabi bunlar yalnızca, sizin takip edebildiğiniz kadarıydı. Özel hayatımda da pek dışarı çıkmadığım, tele fonumun devamlı kapalı olduğu, geceleri oturup gündüzleri uyuduğum, insanlarla iletişim kurmayı olabildiğince kesip tamamen kendi içime kapandığım bir dönem oldu. Esasında bitmiş gibi bahsetmek doğru olmaz çünkü insanlardan uzak kaldıkça daha mutlu ve huzurlu olduğumu gördüm. Bu denli ‘asosyal’ olmasa bile ‘az sosyal’ yaşantımı sürdüreceğim. Kendime, düşünmeye ve hayal kurmaya zaman ayırabilmemin beni fazlasıyla beslediğini anladım. Bunun hayatımda bazı yeni ve önemli kararlar almamda nasıl bir faktör olduğuna değineceğim elbet. Ancak öncesinde, dışarıdan bakıldığında ani meydana gelmiş gibi görünen bu değişimin derinine inmem ...