Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunun 100. yılında çok önemli bir seçime gidiyoruz. Son 5 gündür çok yoğun, entrikalı ve sürprizlerle dolu bir siyasi gündem yaşadık. Süreç tahmin ettiğimden çok farklı işlemiş olsa da geldiğimiz noktada sonuç çok değişmedi. Bazı değişiklik ihtimalleri olsa da 3 ismin adaylığı artık kesin gibi: Recep Tayyip Erdoğan, Kemal Kılıçdaroğlu ve Muharrem İnce.
★★★
Henüz 1 ay önce on binlerce insanın hayatını kaybettiği, binlerce binanın yıkıldığı, şehirlerin yok olduğu, tarihimizin en büyük doğal felaketi olan Kahramanmaraş depremlerini yaşadık.
Tam seçimlere doğru gidilirken yaşanan bu felaket ile birlikte devleti yönetenlere ve devlet kurumlarına duyulan güven sarsıldı.
Yaşanan ekonomik sıkıntılar ve sığınmacı sorunlarının üzerine deprem sürecindeki kötü yönetimi görünce insanlar çileden çıkmış ve statlardan başlayan ‘Hükümet istifa’ seslerini her yerde duymaya başlamıştık.
Ta ki daha önce pek çok sefer iktidar köşeye sıkıştığında yardım ettikleri gibi yine muhalefet kendi kendine gündemi değiştirip iktidara zaman kazandırana kadar.
Deprem üzerine çalışmalar yürütüldüğü ifade ediliyor ancak depremden etkilenen illerde nasıl seçim yapılacağıyla henüz kimse ilgilenmiyor.
Pek çok bölgede oy kullanılacak yer de oy kullanacak insan da kalmadı.
Bu durumda ikamet adresleri, seçmenlerin nerede ve nasıl oy kullanacakları gibi sorunların nasıl çözümleneceği merak konusu.
Normalde muhalefet bu kadar karışmışken defalarca televizyonlara bağlanıp dalga geçmesini bekleyeceğimiz iktidar yöneticilerinden ses seda çıkmaması beni biraz ürkütmüyor değil.
6’lı Masa Krizi
Bundan yaklaşık 1 sene önce Millet İttifakı bünyesindeki 4 partiye, yeni kurulan Deva ve Gelecek partilerinin eklemlenmesiyle oluşan; siyasi ideolojileri ve tabanları birbirinde çok farklı olan 6 partili bir masa kuruldu.
Farklı görüşteki siyasilerin fikir alışverişi sağlaması, bazı tavizler vererek ortak bir amaç için birlikte hareket etmesi kulağa çok güzel geliyor olabilir.
Ancak her siyasi partinin kırmızı çizgileri, her siyasetçinin de silemeyeceği bir geçmişi vardır.
Dolayısıyla birbirinin kırmızı çizgileri dahi bu kadar örtüşmeyen partilerin bir araya gelmesinden bir kaos çıkacağı çok belliydi.
Bu masanın bugüne kadar devam etmesinin nedeni önemli meselelerin konuşulmamış olmasıydı; bundan sonra seçime kadar devam edecek olma sebebinin ise tamamen kişisel çıkarlar olduğunu dayanabilirlerse seçimden sonra hep birlikte göreceğiz.
★★★
Geçtiğimiz cuma günü aday belirlemek üzere toplanan 6’lı masadan toplantı sonunda ortak bir yazılı açıklama yayınlansa da aday resmi olarak duyurulmadı.
Meral Akşener diğer 5 genel başkanın aksine Kemal Kılıçdaroğlu’nun adaylığına ikna edilemediğinden, konuyu İyi Parti Genel İstişare Kurulu’nda değerlendirip pazartesi günü için yeniden bir buluşma planlanmıştı.
Ancak henüz İyi Parti’nin resmi desteği beklenmeden ertesi sabah emrivaki yapılarak önce Kemal Bey’in seçim için ajansta fotoğrafları çekildi hem de kendisi sol görüşlü partileri ziyaretlere başladı.
Bu durumun üzerine Meral Akşener çok sert bir açıklama yaparak Ekrem İmamoğlu’na ve Mansur Yavaş’a görev çağrısında bulundu ve adeta masayı dağıttı.
Akşener’in Blöfü Tutmadı
Merak Hanım bana göre çok büyük oynadı, risk aldı ama güçlü bir eli olmadığı anlaşılınca kaybı da büyük oldu.
Çoğu insan bunca zaman “Erdoğan gitsin de ne olursa olsun” diye uyutulduğundan kendisini de ihanetle suçladı, iftiralar attı; hatta masada geri kalan isimlere bakmadan durumu Akşener’in sağcılığına bağlayan komik yorumlar dahi oldu.
Ben ise o çıkışına destek verenlerden birisi olarak devamında aynı dik duruşu sergileyememesinden büyük üzüntü duydum.
Meral Akşener halkın sesini duyurmak istedi; anket yapalım kesin kazanacak birini aday yapalım dedi.
Ancak hem görev çağrısı yaptığı iki belediye başkanında beklediği cesareti bulamadı hem de bu halkın cehaletini hafife aldı.
★★★
Akşener bu hamleyi yapmak için geç kaldı.
Bağımsız Türkiye Partisi’ni masaya davet ettiğinde masa tarafında kabul edilmediğini görünce kurulan oyunu anlamalıydı.
CHP medyasında 1 senedir seçmenin, masadaki diğer 4 partiye ikna edilecek şekilde nasıl beyninin yıkandığını okumalıydı.
Sonucunda da “Ya tarih yazacağız ya da tarih olacağız” diyerek yaptığı çıkışından geri adım atıp “Ölüm ile sıtma arasına sıkışmayacağız” dediği yola geri dönmek zorunda kaldı.
İmamoğlu ve Yavaş için resmi bile olmayan bir yardımcılık teklifiyle masaya geri alındı, bu konuda dahi büyük tartışmalar yaşadıktan sonra pek bozuk bir suratla çıkıp Kemal Kılıçdaroğlu’nun adaylığını ilan etti.
Memleket-Zafer Ayrılığı
6’lı masada tüm bunlar yaşanırken muhalefetin diğer tarafında da yeni bir ittifak oluşturması beklenen Memleket ve Zafer partileri arasında sürpriz bir ayrılık yaşandı.
Başta Erdem Atay olmak üzere pek çok kişi 1 haftadan uzun bir süredir arada bazı sorunlar olduğunu, ittifak yapılamayabileceğini söylüyordu.
Ancak bu durumu netleştiren konu Ümit Özdağ’ın Mansur Yavaş’ı aday gösterme ısrarı oldu.
Kendisi pazar günü Ankara Büyükşehir Belediyesi önünde miting düzenleyeceğini; Meral Akşener ve Muharrem İnce’yi de davet ettiğini duyurdu.
Muharrem İnce ise haklı olarak buna “Ben kimsenin yedek adayı değilim” diyerek karşılık verdi ve başka bir parti içinden aday önermeyi de siyasi nezaketsizlik olarak nitelendirdi.
★★★
Ümit Bey’in olayı anlatırken kullandığı ‘24 saat önce’ ve ‘Whatsapp mesajıyla’ ifadelerini bilinçli olarak kullandığını düşünüyorum.
Aralarında bazı yöneticilerin de bulunduğu Zafer Partililer olayı halk deyimiyle ‘satış’ olarak ifade edip geçmişten bazı videolarla bel altı vurmaya başlayınca tabanlar arasında da ipler tamamen koptu.
Eski takipçilerimin bildiği üzere bu ittifakın oluşmasını en fazla 3 ay sürecek bir seçim ittifakı olmak kaydıyla uzun süre destekledim.
Fakat Özdağ son dönemde yaptığı çelişkili açıklamalarla üzücü şekilde biraz karikatürize oldu.
Yine de kendisi olaylara stratejik baktığından Cumhurbaşkanı adaylığı için hala Muharrem İnce’yi destekleyebileceğini düşünüyorum ama ittifak zor görünüyor.
Kılıçdaroğlu’nun Adaylığı
6’lı masa kararına geri dönecek olursak; yoğun tartışmaların ardından aslında 3 gün önce açıklanması beklenen karar sonunda açıklandı ve ortak aday Kemal Kılıçdaroğlu oldu.
Belediye Başkanlarının aday olma ihtimalinin çok düşük olduğunu yazarken “Aday yıpranmasın diye yapıyorlar” diye kendilerini kandıranların hiç bunu dememişler gibi Kılıçdaroğlu adaylığını desteklemeye başlamaları da doğrusu şaşırtmadı.
Zaten etrafındaki kadronun siyasi geçmişini, destekleyen gazetecilerin 3 gün için 180 derece döne döne yaptığı açıklamaları göz önüne alırsak seçmenin de bu durumda olması normal.
Kemal Kılıçdaroğlu’nun adaylığının yanında masadaki genel başkanların da Cumhurbaşkanı yardımcısı olacakları; Ekrem İmamoğlu ve Mansur Yavaş’ın ise resmi olmadan gerekli görüldüğünde fiilen yardımcı olacakları açıklandı.
Bu durumda bana sorarsanız tek kaybeden İyi Parti oldu çünkü diğer 4 parti kendi başlarına hayal bile edemeyecekleri koltukları sadece Kılıçdaroğlu’nun adaylığını desteklemek karşılığında almış oldular.
Seçim kazanılırsa her parti 1 Cumhurbaşkanı yardımcılığı ve en az 1 bakanlık; seçim kaybedilse bile önemli sayıda milletvekilliği kazanmış olacaklar.
Bu arada bu partilerin içinde İstanbul Sözleşmesi’ne karşı çıkanlar, 2017 Referandumunda ‘Evet’ verip 2018’de Erdoğan’a oy atanlar, stratejik derinlik diyerek Suriye sorununu başımıza bela edenler olduğunu da hatırlatmak isterim.
Ateşkes Yok!
“Sizin üzerinizde ah var ah! Beddua var sizin üzerinizde...”
Siyaseti biraz olsun yakında takip eden kişilerin bu sözleri okuyunca hemen gözleri dolmuştur.
Bu tarihi konuşmayı bundan 10 sene önce Meclis bütçe görüşmelerinde yapmıştı Muharrem İnce.
O dönem bir CHP milletvekili olarak bu konuşmada hedef aldığı iktidar partisinde görev alan 2 AKP’li bakana, bu konuşmadan 10 yıl sonra bizzat CHP tarafından Cumhurbaşkanı yardımcılığı vaat edildi.
Bilene, anlayana çok ağır...
★★★
Sizi bilmem dostlar; 20 yıllık AKP iktidarında aktif görev almış, Ergenekon Balyoz kumpaslarında parmağı olan, Başkanlık Sistemi’nin getirilmesi için çalışmış, tarikat ve cemaatler ile bağlantısı olan hiç kimseye oy vermeye benim ne elim gider ne aklım ve vicdanım bunu kabul eder.
Son zamanlarda bunları söyleyenlere AKP’li damgası vurmak çok popüler biliyorum ama sırf seçimde iktidar değişecek diye ben ilkelerimi satmam, ateşkes falan diyerek konuşmadan etkisiz bir şekilde de oturmam.
Ülkemiz sosyal, ekonomik, kültürel, eğitimsel vs. her anlamda bu kadar geriye gittiyse bunun nedeni son 20 yılda ülkeyi yöneten zihniyet ve onu yüceltenlerdir.
Ben bu gemiden kaçanlarla, KHK’lılarla, yandaşlarla, kişisel ikbal derdinde olanlarla da hesaplaşılmasını istiyorum.
Bu hesaplaşmayı yapmadan helalleşen kimsenin ileride Türkan Saylan’ı anmaya, Enes Kara’nın hakkını aramaya, unutMADIMAKlımda yazmaya hakkı olmayacak.
★★★
Eğer ilk turda bir ‘Erdoğan mı Kılıçdaroğlu mu’ dayatması yapılsaydı kesin olarak boş oy kullanırdım.
Eğer Cumhuriyetin 100. yılında, pusulada şimdiki AKP ile eski AKP görüyorsak ve 85 milyonluk ülkede bunlara itiraz edebilen 1 kişi çıkmamışsa biz zaten kaybetmişiz demektir.
Ne mutlu ki Atatürk’ün yolunda giden, geçmişi temiz, ilkeli, proje üreten, akıl ve bilim diyen, sanat diyen, gençlik diyen Muharrem İnce gibi yıllardır desteklemekten gurur duyduğum bir alternatif aday var.
Kendisini 6lı masada başta olmak üzere kamuoyundan ciddi baskı ve teklifler var.
Ancak hem İnce diğerleri gibi koltuk pazarlığı ile ilkelerini satacak bir siyasetçi değil, hem de böyle bir kararı Memleket Partisi’nin tüzüğü gereği üyelere sormadan alamaz.
6 parti, 2 belediye başkanı ve dışarıdan diğer partilerin desteğiyle Kılıçdaroğlu kısa sürede iyi bir hava yakalamış gibi görünse de ben bu havanın bakanlık ve vekil dağılımı, HDP desteği, laiklik gibi konularla yeni çıkacak iç tartışmalarla çok uzun sürmeyeceğini düşünüyorum
Recep Tayyip Erdoğan’ın ise hem 3. kez adaylığı tartışması hem de olası bir Sedat Peker müdahalesi gibi gündemlere dahil olacağı kuşkusuz.
Diğer iki adayın aksine güçlü bir kampanya, anlatacağı projeler ve yapacağı mitinglerle seçim sürecinde oylarını artıracak tek aday Muharrem İnce olacaktır.
Dolayısıyla ikinci turda kime oy vereceğimi soranlara cevabım yine Muharrem İnce’dir.
Kurtuluş Savaşı
Mustafa Kemal Atatürk bundan 100 sene önce Kurtuluş Savaşı’nı verirken hedefinde her zaman tam bağımsız Türkiye Cumhuriyeti’ni kurmak vardı.
Hiçbir zaman ülkeyi işgalde kurtarıp padişaha teslim etmeyi veya manda ve himayeye girmeyi düşünmedi, kötünün iyisi ile yetinmedi.
Tek başınaydı, durum bugünkünden kat ve kat umutsuz olmasına ve onca engellemeye rağmen inandı, mücadele etti ve kazandı; imkansızı başardı.
Biz gençlere de “Muhtaç olduğunuz kudret damarlarınızdaki asil kanda mevcuttur.” diyerek bu ülkeyi emanet etti.
Bu siyasi Kurtuluş Savaş'ında bizim tek yapmamız gereken ise aklımızı kullanmak, araştırmak, sorgulamak ve inanmak.
Yorumlar
Yorum Gönder