Ana içeriğe atla

Olmadı, Oldurmadılar

 

Normal şartlarda son yazımın üzerine seçime kadar başka bir yazı kaleme almayı planlamıyordum. Fakat ülkemizde bir hafta bile siyaset için çok uzun bir süre olduğundan yine gündem ve durumlar değişti. Önce Ekrem İmamoğlu’nun Erzurum’daki mitingi sırasında bir grup provokatörün taşlı saldırısı, ardından Sinan Oğan’ın otobüsüne yapılan saldırı; en sonunda da FETÖ’cü pisliklerin Muharrem İnce’ye düzenlediği kirli kumpas girişimi... 

 

★★★ 

 

Siyaseti bir kenara bırakın, sıradan bir insana taş ile saldırmak adam yaralama; hatta bazı durumlarda cinayete teşebbüs olarak bile değerlendirilebilir.  

 

İnsanlara siyasi düşüncelerinden dolayı saldırmak orta çağ zihniyeti bir barbarlık örneğidir.  

 

Bu eylemi yapan, yaptıran, yapılmasına müsaade eden kim varsa kınıyor ve cezalandırılmalarını diliyorum.  

 

Henüz birkaç gün önce Kızılay’da ve Taksim’de Memleket Partisi stantlarına saldırıldığında tepki göstermeyen iki yüzlülerin bugün yaptıkları şovun da farkındayım.  

 

Her olayı İnce’nin ve Oğan’ın adaylığına getirme çabası içinde olan bu zihniyetin karşısında durmaya devam edeceğim.  

 

Muharrem İnce bir hafta önce “Davutoğlu ve Babacan’ı çekin kenara, destekleyeceğim söz” diyerek gereken teklifi yapmış ve samimiyetini ispatlamıştı.  

 

Ancak sürekli kendisinden beklenen ‘bilgelik’ nedense Kılıçdaroğlu’ndan hiç beklenmedi.  

 

★★★ 

 

Daha önce defalarca yazdığım gibi Muharrem İnce’ye karşı yaklaşık 2 aydır bir karalama kampanyası yürütülüyordu.  

 

Pensilvanya’dan emir alanlar son bir operasyon daha çekmek için düğmeye bastılar.  

 

Başını, Kılıçdaroğlu’nun iddia ettiği gibi Rusya değil; Almanya’ya kaçan meşhur firari FETÖ’cünün çektiği yüksek takipçili anonim hesaplardan yaratılacak algıya zemin hazırlandı. 

 

Önce Ali Yeşildağ üzerine açılan ama kendisinin de sahte olduğunu açıkladığı bir hesap üzerinden; montajlanmış bir görseli sözde Muharrem İnce’nin özel yazışmasının ekran görüntüsüymüş gibi paylaştılar.  

 

Ardından yabancı bir yetişkin içerik sitesinden alınan videoyu İnce’nin ilişki görüntüleri diyerek yayınladılar.  

 

Ahlakı, namusu, vicdanı olan herkes bu olayları açık ve net bir şekilde kınadılar.  

 

İnce tüm bu maruz kaldığı saldırıların ardından yaşadığı sağlık sorunları gerekçesiyle programını iptal etmek zorunda kaldı ve hastaneye götürüldü. 

 

Bazı insanlıktan nasibini almamış yaratıklar ise bırakın geçmiş olsun demeyi; dalga geçtiler, beğenip paylaştılar, iyi olmuş dediler.  

 

Türkan Saylan’ın, Kuddusi Okkır’ın, Yarbay Ali Tatar’ın ahını alanlar şimdi de Muharrem İnce’nin ahını aldılar.  

 

★★★ 

 

Sosyal medya hesabımı takip edenler zaten bilinçsiz hareket edilmemesi yönünde günlerdir yaptığım uyarıları ve öngörülerimin nasıl teker teker gerçekleştiğini biliyorlar.  

 

Biz bu filmi Ergenekon ve Balyoz kumpaslarında gördük.  

 

Onun için son bir kez daha uyarıyorum; seçim gözünüzü kör etmesin, bu ülke için en büyük düşman her zaman terör örgütleridir.  

 

Bugünlerde kimi neyi paylaştığınıza dikkat edin ki ileride başınız ağrımasın... 

 

 

İnce Adaylıktan Çekildi  

 

Daha fazla uzatmanın anlamı yok; gelinen noktada ne yazık ki Muharrem İnce yoğun bir baskıyla adaylıktan çekilmeye mecbur bırakıldı.  

 

Bunun olacağını tahmin ettiğimden çoğu kişinin bugün yaptığının aksine ben dün gece döktüm göz yaşlarımı ve sabah 07:45’te de İnce’nin çekilmesinin daha doğru olacağını yazdım. 

 

Atılan onca iftiradan, bel altı saldırılardan ve trollerin yarattığı algıdan sonra bu kararı almak eminim çok üzücü ve zor olmuştur.  

 

İleride İnce'nin yine zamanı gelebilir ama geniş resme baktığımızda Atatürk ve silah arkadaşlarının kurduğu Türkiye Cumhuriyeti'nin 100. yılında ölüm ile sıtma arasında tercih yapacağımız bir seçimi, sonucu ne olursa olsun yenilgi olarak kabul ediyorum.  

 

AKP bu seçimi kaybetse bile antidemokratik anlayışını hem muhalefete bulaştırarak hem de ülkeyi tam istediği gibi ikiye bölerek zaten amacına ulaştı.  

 

★★★ 

 

Sinan Oğan’ın adaylıktan çekilmesini gerektiren bir durum yok çünkü İnce’nin aksine kaybedeceği bir şey yok. 

 

Bu seçim Oğan’ın kendini tanıtma seçimi ve %1 bile alsa MHP Genel Başkanlığı için elini güçlendirecek. 

 

Ancak son zamanda sosyal medyada kazandığı popülaritenin aksine sandıktan yüksek bir oy ile çıkabileceğine ihtimal vermiyorum.  

 

Bu da demek oluyor ki Türk halkı Hizbullah zihniyeti ile FETÖ-PKK zihniyeti arasında seçim yapmak zorunda bırakıldı.  

 

Bir genç olarak Atamdan özür dilemekle beraber belki de hayatımda ilk defa bu kadar dışlandığımı ve halka karşı sevgimin bu kadar zayıfladığını hissediyorum.  

 

Bu cehalet ve kutuplaşma ortamına, seçimi kim kazanırsa kazansın yönetimde söz sahibi olacak tehlikeli isimleri ve medya güçlerini ekleyince gelecek adına pek umutlu olmadığımı da söyleyebilirim.  

 

Umudumun olmadığı ve fikirlerimden dolayı dışlandığım bir ortamda siyasi bloguma devam edecek motivasyonu da kendimde görmediğimden yazılarıma ara veriyorum.  

 

Bütün çabamız bir daha siyaset takip etmek zorunda kalmamak içindi.  

 

Bu noktaya; başarmanın verdiği huzur ile değil, uğraşmaya değmeyeceğini anlamanın farkındalığı ile geliyor olmak üzücü. 

 

★★★ 

 

Muharrem İnce’ye güveniyorum ve aldığı kararı pazarlık için veya tehditlerden korktuğu için değil doğru olduğuna inandığı için aldığını biliyorum.  

 

Kamuoyundaki baskıyı ve yaşananları düşünecek olursak önümüzdeki sürecin hesabını da yaparak adım atmasının empatisini kendi içimde kurabiliyorum.  

 

Atatürkçü bir vatandaş olarak mecliste temsil edilebilmek ve 1-2 yıl içinde yaşanması muhtemel bir erken seçime daha güçlü girebilmesi adına parlamentoda oyumu Memleket Partisi'ne vereceğim.  

 

Gerisine vicdanım ve aklım birlikte karar verecek.   

 

Kimsenin özrüne de teşekkürüne de ihtiyacımız yok.  

 

Umarım hayırlı bir değişim olur ama bugünleri unutmayacağım... 

 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Memleket Partisi

    Aslında bu yazıyı yazmakta geç kaldığımın farkındayım ve bunun için okurlarımdan özür diliyorum. Fakat partinin kuruluş dilekçesi verildikten sonra hemen her gün yeni bir gelişme yaşandı. En sonunda partinin tüzüğü ve programını da tam anlamıyla okuyup olaya biraz daha  hakim  olarak ve derslerimin biraz daha rahatladığı bir dönemde paylaşmaya karar verdim. O gün bugün!      Aylardır yakından takip ettiğim Memleket Hareketi sonunda resmen partileşti. Öncelikle 17 Mayıs günü İç İşleri Bakanlığı’na verilen dilekçe ile birlikte tüzel kişiliğini aldı. Sonrasında 18 Mayıs günü genel başkan, genel başkan yardımcıları, MYK üyeleri ve kurucu üyelerin belirlenmesinin ardından parti genel merkezinde yapılan basın toplantısı ile resmen kurulmuş oldu. Dilekçeyi vermeye birlikte giden isimlerden Prof. Dr. Gaye Usluer parti sözcüsü, Prof. Dr. Hakkı Akalın genel sekreter,  Mv . Mehmet Ali Çelebi genel başkan yardımcısı, Serkan Ufuk Akgün genel sayman ve Mert...

Batıyoruz!

  Ülkenin en önemli konusu, daha doğrusu sorunu tartışmasız ekonomi. Türk Lirası değer kaybetmeye devam ediyor. Dolar, Euro, Altın tarihi rekorlar kırıyor. Ekonomik bir krizin içinde olduğumuz  aşikar . Fakat bu kriz; yandaş medya ve TÜİK gibi kanallar aracılığıyla yumuşatılarak aktarılıyor. Piyasaya dolar sürerek ve para basarak tutulmaya çalışılıyordu ama devletin kasasının yavaş yavaş boşalmasıyla iş kontrolden çıktı ve bugünkü tablo bunun bir sonucu.      Ekonomiyi siyasetten ayrı düşünemeyiz. Hem neden hem de sonuç olarak. Neden olarak baktığımızda, kötü yönetim ve ülke içinde adalete güven olmaması kaynaklı yabancı yatırımcının gelmemesi, dolar endeksli yapılan ve icraatmış gibi gösterilen ama ülkenin ekonomisine darbe niteliğinde olan köprü, hastane gibi yapılar...      Son Başbakan Binali Yıldırım kendisine sorulduğunda ‘’Dolar dolsa  n’olur  dolmasa  n’olur  demişti. Ciddiyetsizlik konusunda pek bir değişiklik yok aslı...

Yazarlığa İlk Adım

Yeni bir yılda, alışılmışın dışında bir yazıyla hepinize merhaba diyorum. Düzenli okurlarım fark etmişlerdir ki uzun zamandır ortalarda yoktum. Bu sürede sosyal medya kullanmamaya çalıştım; hatta ülkede onca gündem varken tek bir blog yazısı dahi yazmadım. Tabi bunlar yalnızca, sizin takip edebildiğiniz kadarıydı. Özel hayatımda da pek dışarı çıkmadığım, tele fonumun devamlı kapalı olduğu, geceleri oturup gündüzleri uyuduğum, insanlarla iletişim kurmayı olabildiğince kesip tamamen kendi içime kapandığım bir dönem oldu. Esasında bitmiş gibi bahsetmek doğru olmaz çünkü insanlardan uzak kaldıkça daha mutlu ve huzurlu olduğumu gördüm. Bu denli ‘asosyal’ olmasa bile ‘az sosyal’ yaşantımı sürdüreceğim. Kendime, düşünmeye ve hayal kurmaya zaman ayırabilmemin beni fazlasıyla beslediğini anladım. Bunun hayatımda bazı yeni ve önemli kararlar almamda nasıl bir faktör olduğuna değineceğim elbet. Ancak öncesinde, dışarıdan bakıldığında ani meydana gelmiş gibi görünen bu değişimin derinine inmem ...